30 Nisan 2026 Perşembe

Tefekkür

Bu gün, önem verdiği ve son yıllarda önceki yıllara göre çok daha sık görüştüğü, görüş alışverişinde bulunmaktan memnun olduğu, değerli bir arkadaşı Çetin Altan'ın bir makalesini göndermişti.

O makalede hayatın içinde sıradan günlük koşuşturmaların arasında dikkat edilmeyen ince ayrıntılara odaklanarak güzel çıkarımlar yapıyordu usta yazar. Sıradanlık bile sıradan olmayan usta kalemşörlerin kalemlerinde  ilginç akıcı yazılara dönüşüyordu. Etkilendi gıpta etti...

Geliyor ve gidiyor zaman. Öylesine, hiç bir yerine dokunmadan, tutmadan, durdurmadan, durdurmaya gayret etmeden geçiyor. Sanki önümüzde sürekli, kendi halindeki bir suyun akışı gibi akıp gidiyor. Ne zamana kadar diye bir sual edilirse; suyu gözleyenin yeni bir meşgalesi çıkıncaya kadar, ya da gözleyeni gözleme yerine oturtan onu  kaldırıncaya kadar.

Bu gün de öyle oldu. Sabah uyandı ve soğuk algınlığının getirdiği keyifsizlikle boğuşarak yatağından kalktı. Her zaman yaptığı sabah rutinlerini yerine getirdi. Keyifsiz olduğundan hayat arkadaşından bir tas çorba pişirmesini istemişti. Sağ olsun pişirmişti ve mutfakta bulunan masaya  iki ayrı tabakta dumanı tüten çorbalar hazır edilmişti. Bedenindeki geceden kalan  tatsızlık gündüzün ilk saatlerinde de kahvaltı sofrasında onu etkiliyordu. Keyifsizliği sebebiyle oluşan sıkıntı, gününü olumsuz geçirmesine yol açmasın diye hal ve davranışlarını tedbirli ve kontrollü olarak sürdürmeye özen göstermeye karar verdi. Çünkü zaten bedeniyle uğraşan canı, sıkıntı ile gayrı ihtiyari yakın çevresini olumsuz sözlerle manipüle edebilirdi. 

Kişisel bakımlarını yaptı. Aynada kendisini süzdü,  göz altlarında oluşan torbacıklar ve yüzünün solgunluğu, gece hastalığıyla savaşının sonuçlarıydı. Ev kıyafetlerini iş kıyafetleriyle değiştirdi. Son kez aynaya bakarak dışarıya çıkacağı anda eşi hazırladığı öğle yemeği çantasını eline verdi. Memnun oldu. Zahmet edip hazırlamasa da çok fark etmezdi diye düşündü. Çünkü öğle yemeği zamanı iştahı  Ramazandan sonra  kaybolmuştu. Eşi iyi dileklerle dualarla kapıdan uğurlarken asansöre girinceye kadar ardından baktı.. Baktığını kendisi de ona baktığından biliyordu.

İşte insanoğlunun hafızası hayatın içindeki bu gibi olayları kaydediyor ve onları duygu, düşünce ve tecrübelerine göre harmanlayıp yorumluyor. 

Akıl denen ve insan oğluna bahşedilen özel nimet, bedendeki azalarla koordine içinde olmadan kontrolsüz çalışmaya başlarsa, ortaya çıkanlar genellikle olumsuz sonuçlara da yol açmaktadır.   

"Bu da iyi bir ruh ve beden terbiyesi eğitimi ile iyiye doğru geliştirilebilir." diye düşündü. Sonra altmış üç yılı bulan ömrünün içinde yaşadıklarının son haline nasıl tesir etmiş olabileceğini de mesaisinin son saatlerine yaklaştığı bu anlarda tefekkür etti.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Zincir

Arasıra girdiği bloğunun sayfalarını geriye doğru kontrol ettiğinde  22 Temmuz 2025 günü bu sayfayı açıp bir şeyler yazmadan kapattığını gör...