30 Nisan 2026 Perşembe

Zincir

Arasıra girdiği bloğunun sayfalarını geriye doğru kontrol ettiğinde  22 Temmuz 2025 günü bu sayfayı açıp bir şeyler yazmadan kapattığını gördü. Sayfanın boş kalmasına razı olamadığı için  boş sayfaya yazmaya başladı.

Boş sayfa  ani bir çıkarım getirdi yaşlı blogcunun beynine. 

Ömrümüzün içinde boşça geçen nice günler var. Ne iyi ne de kötü bir eylemle doldurulamayan ve bu yüzden hafızaya kaydedilemeyen nice boş anlar, günler, aylar, beki de seneler... 

Beklenen gün geldiğinde defterler açıldığında iyi ve kötü hiç bir eylemin olmaması defteri kullanmak ve doldurmak sorumluluğunda olan kişi için nasıl bir sonuca yol açabilir. Eskiden hiç bir şey yapmadan öylece bekleyen insanlara "ot gibi yaşıyor" denirdi. Ancak belki ot gibi ifadesi bile ot'a hakaretti. Çünkü ot kendi aleminde yapması gerekeni yapıyordu. Büyüyor yeşilleniyor onu gören otla beslenen hayvanların beslenmesine yardımcı oluyordu. Otlanan hayvanlar gelmediğinde eğer hiç bir kursağa işkembeye gitmeden mevsim geçer ve kurursa sorumluluğu olmayacaktı. Çünkü vazifesini yapmıştı. Bir ot olarak otlakta büyüyerek otçul canlıları kendisine izin verilen yaşam süreci boyunca bekleyerek vazifesini yapmıştı. O nedenle bir köşede kayıtsızca bekleyen insan oğlu için diğer insanoğullarının "ot gibi" demesi doğru  tanım olmayabilirdi. Ve belki de diğer canlılara göre çok üstün özelliklerle yaratılan insan için ottan bile daha aşağı düzey olabilirdi. 

...

Bu noktada yan masadan gelen işle ilgili bir soruya cevap vermek durumunda kaldı. Ani çıkarımla devam eden zincir de orada koptu. Kopan zincirin başka bir zamanda bağlanabilmesi umuduyla...

(Bu eksikliği 30 Nisan 2026 Perşembe günü fark etmişti.) 

Süreç

 (26 Kasım 2024 saat 13.30) 

Başlangıcı bu şekilde yapmakla bugün de kişisel tarihine not düşmüş oldu. Akşam üzeri gideceği sağlık tesisinde bir sonraki gün için hazırlıklara başlanacaktı. Gelecekte daha sağlıklı olabilmek için bedeninde oluşan dengesizliklerin düzenlenmesi gerekiyordu. 

Bu amaçla yapılacak işlemle, ileride oluşabilecek rahatsızlıkların bir kısmının önlenebilmesi sağlanacaktı. Çocukluğundan gençliğine gençliğinden orta yaşa ve ileriye doğru, insanın yaşadıkları ile bağlantılı olarak olgunluk denen aşamaya basamak basamak ulaşıldığı bilinse de, arada pişmeyen olgunlaşmayan kalıntılar da vardır. 

Tutunmak

Tutunmak. İnsan yaşadığı olaylar sonucunda ulaşmak istediği hedefe ulaşamayıp kaybettiğine, yapmak istediklerinden vazgeçmek zorunda olduğuna inandığında, kısaca pes ettiğinde moral olarak ve ardından da fizik olarak çöküntüye uğrar. 

Bu çöküntü bir girdap gibi eğer içine çeken bir anafora dönüşürse sonucu hesaplanamaz zararlara yol açabilir. Çöküntü içindeki bu şahsın hal ve hareketleri de ister istemez değişir. Durgunlaşır dinginleşir bitkinliği ortaya koyduğu eylemlerin eski günlerdeki yaşantısına göre çok daha pasif olmasından belli olur. 

Ancak bunu yoldan geçen onu arada sırada öylesine görüp geçenlerce fark edilemeyebilir. Bu durumu daha çok yakınları ile uzman kişiler ve özellikle çevresine alıcı gözle bakan vicdan ve insaf sahibi  bilge kişiler anlayabilir. Bu kişilerin içine düştükleri uçurumdan kurtulabilmesi için "tutunacak bir dala"ihtiyaçları vardır. 

Bu dalın ne tür bir dal olduğu ilk anda çevresindeki kişiler tarafından hali ahvali değerlendirilerek anlaşılabilir. En uygun dal uzatılabilir ya da o dipsiz kuyuda belki de hemen yanında olan dal farkettirilerek tutunması sağlanabilir. Ardından kurtuluşun diğer aşamaları uygulanarak kişi hayatın devam ettiği zemine çıkarılarak devamı sağlanabilir. ( Perşembe 26.02.2026 )

Tefekkür

Bu gün, önem verdiği ve son yıllarda önceki yıllara göre çok daha sık görüştüğü, görüş alışverişinde bulunmaktan memnun olduğu, değerli bir arkadaşı Çetin Altan'ın bir makalesini göndermişti.

O makalede hayatın içinde sıradan günlük koşuşturmaların arasında dikkat edilmeyen ince ayrıntılara odaklanarak güzel çıkarımlar yapıyordu usta yazar. Sıradanlık bile sıradan olmayan usta kalemşörlerin kalemlerinde  ilginç akıcı yazılara dönüşüyordu. Etkilendi gıpta etti...

Geliyor ve gidiyor zaman. Öylesine, hiç bir yerine dokunmadan, tutmadan, durdurmadan, durdurmaya gayret etmeden geçiyor. Sanki önümüzde sürekli, kendi halindeki bir suyun akışı gibi akıp gidiyor. Ne zamana kadar diye bir sual edilirse; suyu gözleyenin yeni bir meşgalesi çıkıncaya kadar, ya da gözleyeni gözleme yerine oturtan onu  kaldırıncaya kadar.

Bu gün de öyle oldu. Sabah uyandı ve soğuk algınlığının getirdiği keyifsizlikle boğuşarak yatağından kalktı. Her zaman yaptığı sabah rutinlerini yerine getirdi. Keyifsiz olduğundan hayat arkadaşından bir tas çorba pişirmesini istemişti. Sağ olsun pişirmişti ve mutfakta bulunan masaya  iki ayrı tabakta dumanı tüten çorbalar hazır edilmişti. Bedenindeki geceden kalan  tatsızlık gündüzün ilk saatlerinde de kahvaltı sofrasında onu etkiliyordu. Keyifsizliği sebebiyle oluşan sıkıntı, gününü olumsuz geçirmesine yol açmasın diye hal ve davranışlarını tedbirli ve kontrollü olarak sürdürmeye özen göstermeye karar verdi. Çünkü zaten bedeniyle uğraşan canı, sıkıntı ile gayrı ihtiyari yakın çevresini olumsuz sözlerle manipüle edebilirdi. 

Kişisel bakımlarını yaptı. Aynada kendisini süzdü,  göz altlarında oluşan torbacıklar ve yüzünün solgunluğu, gece hastalığıyla savaşının sonuçlarıydı. Ev kıyafetlerini iş kıyafetleriyle değiştirdi. Son kez aynaya bakarak dışarıya çıkacağı anda eşi hazırladığı öğle yemeği çantasını eline verdi. Memnun oldu. Zahmet edip hazırlamasa da çok fark etmezdi diye düşündü. Çünkü öğle yemeği zamanı iştahı  Ramazandan sonra  kaybolmuştu. Eşi iyi dileklerle dualarla kapıdan uğurlarken asansöre girinceye kadar ardından baktı.. Baktığını kendisi de ona baktığından biliyordu.

İşte insanoğlunun hafızası hayatın içindeki bu gibi olayları kaydediyor ve onları duygu, düşünce ve tecrübelerine göre harmanlayıp yorumluyor. 

Akıl denen ve insan oğluna bahşedilen özel nimet, bedendeki azalarla koordine içinde olmadan kontrolsüz çalışmaya başlarsa, ortaya çıkanlar genellikle olumsuz sonuçlara da yol açmaktadır.   

"Bu da iyi bir ruh ve beden terbiyesi eğitimi ile iyiye doğru geliştirilebilir." diye düşündü. Sonra altmış üç yılı bulan ömrünün içinde yaşadıklarının son haline nasıl tesir etmiş olabileceğini de mesaisinin son saatlerine yaklaştığı bu anlarda tefekkür etti.


Zincir

Arasıra girdiği bloğunun sayfalarını geriye doğru kontrol ettiğinde  22 Temmuz 2025 günü bu sayfayı açıp bir şeyler yazmadan kapattığını gör...