Bu bloğu oluşturmaya Temmuz ayı içinde,sıcak bir öğle sonrasında başlamıştım.Aklıma ilk gelen kelimeyi yazıvermişim başlığa...
24 Eylül 2026 Perşembe
Geçiş
Sonbaharın ilk günleri geliyor. Hava yavaş yavaş serinliyor. Sabahları bisiklet kullanırken serin hava daha da belli oluyor. Öğleyin ve öğleden sonra sıcaklık artsa da vücudu korumak için sabahları hırka giymek gerekiyor. Ve bu sene de -her sene olan mutad dönüşümlerle- bitiyor. Bu süreç insan hayatında da gerçekleşiyor. Yılın dört mevsimi, ağaçların mevsimlerle döngüsü gibi, insan ömrü de dönüşe dönüşe geçip gidiyor. Önemli olan bunun farkına vararak her dönemin getirdiklerini kabullenerek hayatı sürdürülecek son nefese kadar kendi koşullarında en uygun pozisyonda kimsenin hayatını olumsuzluklarla etkilemeden nihayete erdirmek.
Bunu başarabilecek miyiz sorusuna cevap ise; sağlıklı kalmak için, iyi olmak için gayretini aksatmadan devam ettirmek. Bu konuda başarı herkesin kendi hayatında yapabildikleri ile bağlantılı...
Kısaca dünyada var olan her şey geçiyor. Amacımız geçiş sürecinde insan gibi yaşamak ve geçişi en güzel şekilde tamamlamak ve hesap gününe alnı ak ulaşabilmek ... (15.09.2026)
Bardak
Çay bardağı önündeydi. İçine biraz önce doldurduğu, üzerinde hala dumanları tüten sıcak çay nedeniyle bardağa dokunmaya çekiniyordu. Çayın yanına önceki günden kalan bisküviyi çıkardı. Yavaşça yudumladı. İçebileceği sıcaklıkta olduğunu anlayınca bisküvisinden küçük bir parça ısırarak bir yudum daha aldı. Yudum yudum içerek bisküvi yiyerek yavaş yavaş çayı bitirdi.
Bitince boşalan çay bardaklarını toplamak ve içilen çayların markalarını almak üzere gelecek hizmetlinin ulaşabileceği masasındaki uygun bir noktaya bardağı bıraktı. Bardak çay ocağında kullanılan standart bardaklardan olmadığından -çay içilmediğini düşünerek- bazen hizmetli çay bedelini almayabiliyordu. Çay içtiğini belli etmek için bardağın yanına bir de marka bıraktı.
Bu arada bardak toplamaya gelen görevli markaları alıp gitmiş fakat bardağını götürmemişti. Oysa bardaktan çay içildiği için temizlenmek üzere çay ocağına götürülmesi gerekiyordu. Bizzat götürmeyi düşündü. Ayrı bardakla çay içmesinin sebebi sadece kendisi kullandığı için bardak daha temiz kalabiliyordu. Ancak benzer bardaklar olduğunda ise karıştırılabiliyordu. Karışmayı önlemek amacıyla silinmez kalemle bardağın altına ismini, sapına da baş harflerini yazmıştı. Çünkü daha önce evden getirdiği yeşil renkli kupası kaybolmuştu. Akibetini uzun süre öğrenememişti. Yeşil kupasının kırılarak çöpe atıldığını nice sonra öğrenince evde çocuklarının kulllanmadığı bir başka bardağı getirmişti.
Elinin ve yazı dilinin daha akıcı olması niyetiyle klavye harflerine dokunarak yazdığı bu yazının anlamlı bir hedefi yoktur. (24.09.2026)
31 Temmuz 2026 Cuma
Rahatlık
Son iki gün boyunca eşinin anne babasını sağlıklarının kontrolü için hastaneye götürmeye ikna etmekte uğraşmıştı. babası sürekli dini hikayelerden aldığı hisselerle kaderden her şeyin sonuçta olacağına varacağından bahsediyordu. Ona karşı -onu ikna edebilecek - mantıklı cevaplar veriyor. Kişini hayatının sonuna kadar sağlığından ve diğer eylemlerinden sorumlu olduğunu anlatıyordu.
Köye gitme amaçları köyde dinlenmek idi. Ancak yatağını yadırgadığı için ilk gece uyuyamamıştı. İkinci geceye kalmadan ihtiyarlarla beraber şehre döndüklerinden, uykusuzluğunu evde tamamlamıştı. Ertesi sabah işe gitmeden önce ihtiyarları hastaneye götürdü. Yanlarında eşi ve baldızı da vardı. İhtiyarlar onların yardımıyla işlerini kısa zamanda daha zahmetsizce halledebileceklerdi. Öğleye doğru eşi aradı. Otomobiliyle yeniden hastaneye giderek hepsini eve bıraktı. Babasının tahlilleri iyi çıkmıştı. Annesinin tahlil sonuçları ise sonraki hafta belli olacaktı.
İçinde, ihtiyarların sağlık işlerinin akıcı biçimde sonuçlanmasının getirdiği bir rahatlık, ya da büyüklerine karşı destek görevini yapmış olmasının getirdiği bir hoşnutluk vardı.
Bu gün yaptığı gibi keşke hayatın tüm alanlarında üzerine düşen insanlık görevlerini ve Rabbine karşı kulluk görevlerini kamilen yerine getirebilse ne iyi olurdu.
Farketmeden Geçen Günler
Sisli bir aralık sabahına uyandı şehir. İlk sabahta çok derin olmayan sis, zaman öğleye doğru ilerledikçe yoğunluğunu daha da arttırmaya başladı. Çalıştığı ofis konum itibariyle şehrin doğu kısmını görebilecek bir yerdeydi. Bu nedenle ofisin geniş pencerelerinden sabahın ilk anlarını panoramik bir perspektifte izleyebilme şansına sahipti.
Sadece sabahın anlarını değil mesaide bulunduğu günler boyunca mevsimlerin değişikliğini de izleyebilirdi. Ancak işin ve hayatın meşgalelerinden tabiattaki değişiklikleri keyifle izleyememekten muzdaripti. Her türlü keyifli işi ""emekli olunca yaparız" diyerek hep bir sonraya ertelemek alışkanlığı olmuştu. Kafası değişik, zihin bozucu, idrak kapayıcı, çevresini fark etmesini engelleyen bir çok vesvese ile doluydu.(20.02.2026)
Zihni bu keşmekeşlerle meşgulken günler geçiyor, aylar mevsimler birbiri üzerine geçerek hayatı istenmeyen sona doğru ilerliyordu. Şu an yazmak için tuşlara basarken bile sağ tarafında beşer katlı apartmanların biraz daha yükseğinde olduğu için çevreyi daha iyi görebildiği işyerinin geniş pencerelerinden ta Akhisar tepelerine kadar Gediz Ovasının kuzey doğu yönünü rahatlıkla görebiliyordu.
Eski ticaret lisesinin ön bahçesindeki kocaman çam ağaçlarının üst dallarının kuzey doğu rüzgarıyla nasıl sallandığını, dallar arasındaki yuvalarında rahatsız olan kuşların yuvalarını bırakarak uçmaya başladıklarını, ara ara sertleşen kuzey rüzgarının işyerinin dış duvarlarına çarparak çıkardığı ıslık seslerini, rüzgarın -bir derin hocanın nefesinden çıkan ses gibi- üfürmesini duyarken, alt yoldan telaşla geçen motosikletlinin sesi de kulağına geliyordu.
Bu arada içerde iş arkadaşlarının işle ilgili günlük mutad konuşmalarını kulakları duyduğu halde, yazıya odaklandığı için ne konuştuklarını anlamlandıramamıştı. İnsan önem verdiği her ne ise sadece onu farkediyor.
İşte böyle...
(Cuma 20 Şubat 2026-31.07.2026)
30 Temmuz 2026 Perşembe
Öngörü
Hızlı davranmak çoğunlukla düşüncesiz hareket etmeye sebep olur. Ancak düşünerek hareket etmekte ani gelişen olaylarda refleksini kullanamamaya ve bazen fırsatları kaçırmaya yol açabilir. Ancak her şeyin önem derecesine göre makul düşünme süresi olmasını unutmamalıdır. İnsan, hayatı boyunca yaşadıkları ve karakterinin onu getirdiği pozisyona göre, tecrübelerine göre başına geleceklere -öngörüsüne- göre pozisyon alır. Almak zorundadır da. Almakta geç kalıyorsa hayatını devam ettirme konusunda zaafları bulunduğu anlaşılır.
Yıllar içinde yaşanmışlıklar ve yaşlandıkça vücudun iç yapısında oluşan fiziksel, kimyasal (hormonlarındaki) değişiklikler zaman geçtikçe daha durgun hale getirebilir. Yaşı ilerlemesine rağmen hala ilk gençlik anlarındaki gibi aktif olmaya devam eden insanın durumu ise kendisinin neden böyle olduğunu bir kontrol etmesini gerektirir.
Çünkü ömrün her aşamasının getirdiği sağlıklı ve huzurlu yaşamak için uyulması gereken hareket, eylem, davranış biçimleri vardır.
30 Nisan 2026 Perşembe
Zincir
Arasıra girdiği bloğunun sayfalarını geriye doğru kontrol ettiğinde 22 Temmuz 2025 günü bu sayfayı açıp bir şeyler yazmadan kapattığını gördü. Sayfanın boş kalmasına razı olamadığı için boş sayfaya yazmaya başladı.
Boş sayfa ani bir çıkarım getirdi yaşlı blogcunun beynine.
Ömrümüzün içinde boşça geçen nice günler var. Ne iyi ne de kötü bir eylemle doldurulamayan ve bu yüzden hafızaya kaydedilemeyen nice boş anlar, günler, aylar, beki de seneler...
Beklenen gün geldiğinde defterler açıldığında iyi ve kötü hiç bir eylemin olmaması defteri kullanmak ve doldurmak sorumluluğunda olan kişi için nasıl bir sonuca yol açabilir. Eskiden hiç bir şey yapmadan öylece bekleyen insanlara "ot gibi yaşıyor" denirdi. Ancak belki ot gibi ifadesi bile ot'a hakaretti. Çünkü ot kendi aleminde yapması gerekeni yapıyordu. Büyüyor yeşilleniyor onu gören otla beslenen hayvanların beslenmesine yardımcı oluyordu. Otlanan hayvanlar gelmediğinde eğer hiç bir kursağa işkembeye gitmeden mevsim geçer ve kurursa sorumluluğu olmayacaktı. Çünkü vazifesini yapmıştı. Bir ot olarak otlakta büyüyerek otçul canlıları kendisine izin verilen yaşam süreci boyunca bekleyerek vazifesini yapmıştı. O nedenle bir köşede kayıtsızca bekleyen insan oğlu için diğer insanoğullarının "ot gibi" demesi doğru tanım olmayabilirdi. Ve belki de diğer canlılara göre çok üstün özelliklerle yaratılan insan için ottan bile daha aşağı düzey olabilirdi.
Bu noktada yan masadan gelen işle ilgili bir soruya cevap vermek durumunda kaldı. Ani çıkarımla devam eden zincir de orada koptu. Kopan zincirin başka bir zamanda bağlanabilmesi umuduyla...
(Bu eksikliği 30 Nisan 2026 Perşembe günü fark etmişti.)
Süreç
(26 Kasım 2024 saat 13.30)
Başlangıcı bu şekilde yapmakla bugün de kişisel tarihine not düşmüş oldu. Akşam üzeri gideceği sağlık tesisinde bir sonraki gün için hazırlıklara başlanacaktı. Gelecekte daha sağlıklı olabilmek için bedeninde oluşan dengesizliklerin düzenlenmesi gerekiyordu.
Bu amaçla yapılacak işlemle, ileride oluşabilecek rahatsızlıkların bir kısmının önlenebilmesi sağlanacaktı. Çocukluğundan gençliğine gençliğinden orta yaşa ve ileriye doğru, insanın yaşadıkları ile bağlantılı olarak olgunluk denen aşamaya basamak basamak ulaşıldığı bilinse de, arada pişmeyen olgunlaşmayan kalıntılar da vardır.
Tutunmak
Tutunmak. İnsan yaşadığı olaylar sonucunda ulaşmak istediği hedefe ulaşamayıp kaybettiğine, yapmak istediklerinden vazgeçmek zorunda olduğuna inandığında, kısaca pes ettiğinde moral olarak ve ardından da fizik olarak çöküntüye uğrar.
Bu çöküntü bir girdap gibi eğer içine çeken bir anafora dönüşürse sonucu hesaplanamaz zararlara yol açabilir. Çöküntü içindeki bu şahsın hal ve hareketleri de ister istemez değişir. Durgunlaşır dinginleşir bitkinliği ortaya koyduğu eylemlerin eski günlerdeki yaşantısına göre çok daha pasif olmasından belli olur.
Ancak bunu yoldan geçen onu arada sırada öylesine görüp geçenlerce fark edilemeyebilir. Bu durumu daha çok yakınları ile uzman kişiler ve özellikle çevresine alıcı gözle bakan vicdan ve insaf sahibi bilge kişiler anlayabilir. Bu kişilerin içine düştükleri uçurumdan kurtulabilmesi için "tutunacak bir dala"ihtiyaçları vardır.
Bu dalın ne tür bir dal olduğu ilk anda çevresindeki kişiler tarafından hali ahvali değerlendirilerek anlaşılabilir. En uygun dal uzatılabilir ya da o dipsiz kuyuda belki de hemen yanında olan dal farkettirilerek tutunması sağlanabilir. Ardından kurtuluşun diğer aşamaları uygulanarak kişi hayatın devam ettiği zemine çıkarılarak devamı sağlanabilir. ( Perşembe 26.02.2026 )
Tefekkür
Bu gün, önem verdiği ve son yıllarda önceki yıllara göre çok daha sık görüştüğü, görüş alışverişinde bulunmaktan memnun olduğu, değerli bir arkadaşı Çetin Altan'ın bir makalesini göndermişti.
O makalede hayatın içinde sıradan günlük koşuşturmaların arasında dikkat edilmeyen ince ayrıntılara odaklanarak güzel çıkarımlar yapıyordu usta yazar. Sıradanlık bile sıradan olmayan usta kalemşörlerin kalemlerinde ilginç akıcı yazılara dönüşüyordu. Etkilendi gıpta etti...
Geliyor ve gidiyor zaman. Öylesine, hiç bir yerine dokunmadan, tutmadan, durdurmadan, durdurmaya gayret etmeden geçiyor. Sanki önümüzde sürekli, kendi halindeki bir suyun akışı gibi akıp gidiyor. Ne zamana kadar diye bir sual edilirse; suyu gözleyenin yeni bir meşgalesi çıkıncaya kadar, ya da gözleyeni gözleme yerine oturtan onu kaldırıncaya kadar.
Bu gün de öyle oldu. Sabah uyandı ve soğuk algınlığının getirdiği keyifsizlikle boğuşarak yatağından kalktı. Her zaman yaptığı sabah rutinlerini yerine getirdi. Keyifsiz olduğundan hayat arkadaşından bir tas çorba pişirmesini istemişti. Sağ olsun pişirmişti ve mutfakta bulunan masaya iki ayrı tabakta dumanı tüten çorbalar hazır edilmişti. Bedenindeki geceden kalan tatsızlık gündüzün ilk saatlerinde de kahvaltı sofrasında onu etkiliyordu. Keyifsizliği sebebiyle oluşan sıkıntı, gününü olumsuz geçirmesine yol açmasın diye hal ve davranışlarını tedbirli ve kontrollü olarak sürdürmeye özen göstermeye karar verdi. Çünkü zaten bedeniyle uğraşan canı, sıkıntı ile gayrı ihtiyari yakın çevresini olumsuz sözlerle manipüle edebilirdi.
Kişisel bakımlarını yaptı. Aynada kendisini süzdü, göz altlarında oluşan torbacıklar ve yüzünün solgunluğu, gece hastalığıyla savaşının sonuçlarıydı. Ev kıyafetlerini iş kıyafetleriyle değiştirdi. Son kez aynaya bakarak dışarıya çıkacağı anda eşi hazırladığı öğle yemeği çantasını eline verdi. Memnun oldu. Zahmet edip hazırlamasa da çok fark etmezdi diye düşündü. Çünkü öğle yemeği zamanı iştahı Ramazandan sonra kaybolmuştu. Eşi iyi dileklerle dualarla kapıdan uğurlarken asansöre girinceye kadar ardından baktı.. Baktığını kendisi de ona baktığından biliyordu.
İşte insanoğlunun hafızası hayatın içindeki bu gibi olayları kaydediyor ve onları duygu, düşünce ve tecrübelerine göre harmanlayıp yorumluyor.
Akıl denen ve insan oğluna bahşedilen özel nimet, bedendeki azalarla koordine içinde olmadan kontrolsüz çalışmaya başlarsa, ortaya çıkanlar genellikle olumsuz sonuçlara da yol açmaktadır.
"Bu da iyi bir ruh ve beden terbiyesi eğitimi ile iyiye doğru geliştirilebilir." diye düşündü. Sonra altmış üç yılı bulan ömrünün içinde yaşadıklarının son haline nasıl tesir etmiş olabileceğini de mesaisinin son saatlerine yaklaştığı bu anlarda tefekkür etti.
5 Mart 2026 Perşembe
Özlem
Şehri güneyden yalayarak geçen güneş artık kendini batıya doğru indirmiş, binaların gölgelerini uzatmaya başlamıştı. Şehirde genel bir sakinlik hakimdi. Bu sakinlik saat 16.30 dan artmaya başlar saat 19 a doğru ise gitgide kaosa dönerdi.
İşyerinde günlük rutin faaliyetlerini bitirmişti. Yeni işleri bekliyordu. Sistemde bekleyen işi olmadığından masasına dayalı koltuğundan yavaşça kalkmış işyerinin içinde halsiz ve mecalsiz dolaşmaya başlamıştı.
Akşam üzeri olduğunda uykusu geliyordu. Bilgisayarda yazılanları okusa da anlamakta zorluk çekiyordu. Bünyesine halsizliğinin getirdiği bir huzur bir sükun vardı. Çok öfkelenip ani tepkiler verdiği durumlara artık tepki vermez olmuştu. Sakince boş veriyordu.
Akşamı, güneşin batı ufuklarından İzmir denizinden batışını, güneydeki dağın eteğinde bulunan topun sesini, minarelerden okunacak ezanın sesini, sofra başlarında iftar hazırlığı yapan annelerin telaşlı koşuşturmalarını, eşinin de evlerinde özenle hazırladığı sofrada içeceği bir tas sıcak çorbayı -özlemle- bekliyordu.
Mübarek ayın -uzak diyarlarda yalnız olmalarına rağmen- sevdiklerinin içtenliğiyle kendilerini yalnız hissetmeyenlerin de sofralarına rahmet, bereket ve muhabbet getirmesi dileğiyle...05.03.2026
Yorgun
Yorgun. İnsanın fiziki olarak dayanabileceği sınırın üzerinde eylem içinde olmasının getirdiği bünyesinin dinlenmek için alarm verdiği anın ...