30 Nisan 2026 Perşembe

Zincir

Arasıra girdiği bloğunun sayfalarını geriye doğru kontrol ettiğinde  22 Temmuz 2025 günü bu sayfayı açıp bir şeyler yazmadan kapattığını gördü. Sayfanın boş kalmasına razı olamadığı için  boş sayfaya yazmaya başladı.

Boş sayfa  ani bir çıkarım getirdi yaşlı blogcunun beynine. 

Ömrümüzün içinde boşça geçen nice günler var. Ne iyi ne de kötü bir eylemle doldurulamayan ve bu yüzden hafızaya kaydedilemeyen nice boş anlar, günler, aylar, beki de seneler... 

Beklenen gün geldiğinde defterler açıldığında iyi ve kötü hiç bir eylemin olmaması defteri kullanmak ve doldurmak sorumluluğunda olan kişi için nasıl bir sonuca yol açabilir. Eskiden hiç bir şey yapmadan öylece bekleyen insanlara "ot gibi yaşıyor" denirdi. Ancak belki ot gibi ifadesi bile ot'a hakaretti. Çünkü ot kendi aleminde yapması gerekeni yapıyordu. Büyüyor yeşilleniyor onu gören otla beslenen hayvanların beslenmesine yardımcı oluyordu. Otlanan hayvanlar gelmediğinde eğer hiç bir kursağa işkembeye gitmeden mevsim geçer ve kurursa sorumluluğu olmayacaktı. Çünkü vazifesini yapmıştı. Bir ot olarak otlakta büyüyerek otçul canlıları kendisine izin verilen yaşam süreci boyunca bekleyerek vazifesini yapmıştı. O nedenle bir köşede kayıtsızca bekleyen insan oğlu için diğer insanoğullarının "ot gibi" demesi doğru  tanım olmayabilirdi. Ve belki de diğer canlılara göre çok üstün özelliklerle yaratılan insan için ottan bile daha aşağı düzey olabilirdi. 

...

Bu noktada yan masadan gelen işle ilgili bir soruya cevap vermek durumunda kaldı. Ani çıkarımla devam eden zincir de orada koptu. Kopan zincirin başka bir zamanda bağlanabilmesi umuduyla...

(Bu eksikliği 30 Nisan 2026 Perşembe günü fark etmişti.) 

Süreç

 (26 Kasım 2024 saat 13.30) 

Başlangıcı bu şekilde yapmakla bugün de kişisel tarihine not düşmüş oldu. Akşam üzeri gideceği sağlık tesisinde bir sonraki gün için hazırlıklara başlanacaktı. Gelecekte daha sağlıklı olabilmek için bedeninde oluşan dengesizliklerin düzenlenmesi gerekiyordu. 

Bu amaçla yapılacak işlemle, ileride oluşabilecek rahatsızlıkların bir kısmının önlenebilmesi sağlanacaktı. Çocukluğundan gençliğine gençliğinden orta yaşa ve ileriye doğru, insanın yaşadıkları ile bağlantılı olarak olgunluk denen aşamaya basamak basamak ulaşıldığı bilinse de, arada pişmeyen olgunlaşmayan kalıntılar da vardır. 

Tutunmak

Tutunmak. İnsan yaşadığı olaylar sonucunda ulaşmak istediği hedefe ulaşamayıp kaybettiğine, yapmak istediklerinden vazgeçmek zorunda olduğuna inandığında, kısaca pes ettiğinde moral olarak ve ardından da fizik olarak çöküntüye uğrar. 

Bu çöküntü bir girdap gibi eğer içine çeken bir anafora dönüşürse sonucu hesaplanamaz zararlara yol açabilir. Çöküntü içindeki bu şahsın hal ve hareketleri de ister istemez değişir. Durgunlaşır dinginleşir bitkinliği ortaya koyduğu eylemlerin eski günlerdeki yaşantısına göre çok daha pasif olmasından belli olur. 

Ancak bunu yoldan geçen onu arada sırada öylesine görüp geçenlerce fark edilemeyebilir. Bu durumu daha çok yakınları ile uzman kişiler ve özellikle çevresine alıcı gözle bakan vicdan ve insaf sahibi  bilge kişiler anlayabilir. Bu kişilerin içine düştükleri uçurumdan kurtulabilmesi için "tutunacak bir dala"ihtiyaçları vardır. 

Bu dalın ne tür bir dal olduğu ilk anda çevresindeki kişiler tarafından hali ahvali değerlendirilerek anlaşılabilir. En uygun dal uzatılabilir ya da o dipsiz kuyuda belki de hemen yanında olan dal farkettirilerek tutunması sağlanabilir. Ardından kurtuluşun diğer aşamaları uygulanarak kişi hayatın devam ettiği zemine çıkarılarak devamı sağlanabilir. ( Perşembe 26.02.2026 )

Tefekkür

Bu gün, önem verdiği ve son yıllarda önceki yıllara göre çok daha sık görüştüğü, görüş alışverişinde bulunmaktan memnun olduğu, değerli bir arkadaşı Çetin Altan'ın bir makalesini göndermişti.

O makalede hayatın içinde sıradan günlük koşuşturmaların arasında dikkat edilmeyen ince ayrıntılara odaklanarak güzel çıkarımlar yapıyordu usta yazar. Sıradanlık bile sıradan olmayan usta kalemşörlerin kalemlerinde  ilginç akıcı yazılara dönüşüyordu. Etkilendi gıpta etti...

Geliyor ve gidiyor zaman. Öylesine, hiç bir yerine dokunmadan, tutmadan, durdurmadan, durdurmaya gayret etmeden geçiyor. Sanki önümüzde sürekli, kendi halindeki bir suyun akışı gibi akıp gidiyor. Ne zamana kadar diye bir sual edilirse; suyu gözleyenin yeni bir meşgalesi çıkıncaya kadar, ya da gözleyeni gözleme yerine oturtan onu  kaldırıncaya kadar.

Bu gün de öyle oldu. Sabah uyandı ve soğuk algınlığının getirdiği keyifsizlikle boğuşarak yatağından kalktı. Her zaman yaptığı sabah rutinlerini yerine getirdi. Keyifsiz olduğundan hayat arkadaşından bir tas çorba pişirmesini istemişti. Sağ olsun pişirmişti ve mutfakta bulunan masaya  iki ayrı tabakta dumanı tüten çorbalar hazır edilmişti. Bedenindeki geceden kalan  tatsızlık gündüzün ilk saatlerinde de kahvaltı sofrasında onu etkiliyordu. Keyifsizliği sebebiyle oluşan sıkıntı, gününü olumsuz geçirmesine yol açmasın diye hal ve davranışlarını tedbirli ve kontrollü olarak sürdürmeye özen göstermeye karar verdi. Çünkü zaten bedeniyle uğraşan canı, sıkıntı ile gayrı ihtiyari yakın çevresini olumsuz sözlerle manipüle edebilirdi. 

Kişisel bakımlarını yaptı. Aynada kendisini süzdü,  göz altlarında oluşan torbacıklar ve yüzünün solgunluğu, gece hastalığıyla savaşının sonuçlarıydı. Ev kıyafetlerini iş kıyafetleriyle değiştirdi. Son kez aynaya bakarak dışarıya çıkacağı anda eşi hazırladığı öğle yemeği çantasını eline verdi. Memnun oldu. Zahmet edip hazırlamasa da çok fark etmezdi diye düşündü. Çünkü öğle yemeği zamanı iştahı  Ramazandan sonra  kaybolmuştu. Eşi iyi dileklerle dualarla kapıdan uğurlarken asansöre girinceye kadar ardından baktı.. Baktığını kendisi de ona baktığından biliyordu.

İşte insanoğlunun hafızası hayatın içindeki bu gibi olayları kaydediyor ve onları duygu, düşünce ve tecrübelerine göre harmanlayıp yorumluyor. 

Akıl denen ve insan oğluna bahşedilen özel nimet, bedendeki azalarla koordine içinde olmadan kontrolsüz çalışmaya başlarsa, ortaya çıkanlar genellikle olumsuz sonuçlara da yol açmaktadır.   

"Bu da iyi bir ruh ve beden terbiyesi eğitimi ile iyiye doğru geliştirilebilir." diye düşündü. Sonra altmış üç yılı bulan ömrünün içinde yaşadıklarının son haline nasıl tesir etmiş olabileceğini de mesaisinin son saatlerine yaklaştığı bu anlarda tefekkür etti.


5 Mart 2026 Perşembe

Özlem

Şehri güneyden yalayarak geçen güneş artık kendini batıya doğru indirmiş, binaların  gölgelerini uzatmaya başlamıştı. Şehirde genel bir sakinlik hakimdi. Bu sakinlik saat 16.30 dan artmaya başlar saat 19 a doğru ise gitgide kaosa dönerdi. 

İşyerinde günlük rutin faaliyetlerini bitirmişti. Yeni işleri bekliyordu. Sistemde bekleyen işi olmadığından masasına dayalı koltuğundan yavaşça kalkmış  işyerinin içinde halsiz ve mecalsiz dolaşmaya başlamıştı.

Akşam üzeri olduğunda uykusu geliyordu. Bilgisayarda yazılanları okusa da anlamakta zorluk çekiyordu. Bünyesine halsizliğinin getirdiği bir huzur bir sükun vardı. Çok öfkelenip ani tepkiler verdiği durumlara artık tepki vermez olmuştu. Sakince boş veriyordu.   

Akşamı, güneşin batı ufuklarından İzmir denizinden batışını, güneydeki dağın eteğinde bulunan topun sesini, minarelerden okunacak ezanın sesini, sofra başlarında iftar hazırlığı yapan  annelerin telaşlı koşuşturmalarını, eşinin de evlerinde özenle hazırladığı sofrada içeceği bir tas sıcak çorbayı -özlemle- bekliyordu.

Mübarek ayın -uzak diyarlarda yalnız olmalarına rağmen- sevdiklerinin içtenliğiyle kendilerini yalnız hissetmeyenlerin de sofralarına rahmet, bereket ve muhabbet getirmesi dileğiyle...05.03.2026

26 Şubat 2026 Perşembe

Şapkacı Fethi Amca

Şapkacı Fethi Amcanın vefatını duyduğunda derin bir iç geçirdi. Sanki iyi insanlar daha çabuk mu gidiyor diye düşündü. Öyle olmadığını biliyordu ama. Şu fani dünyada ahiret sırası gelen faniler hiç bekletilmeden ahiret yurduna yolcu ediliyorlardı. Hayat denilen dünyadaki meşgale sürecinde çevresini mutlu eden fanileri kaybedince kalan faniler daha derin bir yalnızlığa mı düşüyorlardı. Ya da geride kalan muhannetlerle uğraşmada destekleri azaldığı için miydi bu üzüntüleri.

Şapkacı Fethi Amcanın dükkanının önünden  gelip geçerken -kendisine öyle geliyordu- her daim gülen yüzünü ve ağırbaşlı bir iyimserliğini hatırlıyordu.  Gözlemlediği kadarıyla bu iyimserliğinin evlatlarına da sirayet ettiğiydi. Bu konuda biraz daha düşününce diğer evlatlarına göre daha yakinen tanıdığı okul arkadaşı Neşe'nin çevresine iyimserce yaklaşımı ve yardımseverliği hatırladı. Hatuniye Camisindeki cenaze merasimi öncesi başsağlığı dilediği yakınlarında da aynı mütebessimliği fark etmişti.

Çalıştığı işyeri yer değiştirince eski çarşıdan uzak kaldığından yaklaşık bir yıldan bu yana çarşıya fazla uğrayamıyordu. Fethi Amcanın dükkanının önünden de en son ne zaman geçtiğini unutmuştu. Sadece onu gördüğü günlerdeki mütebessim siması hatıralarını süslüyordu. 

Çarşı ile ilgili olarak bu kanıya varmasında diğer örnek Değerli Arkadaşı Celil Altınbilek idi. Babası Tacir Hakkı Amcanın Çarşı Mescidinin kuzey tarafında bulunan dükkanını yeniledi. Babasının hatıralarıyla yüklü dükkanı devam ettirme gayreti içinde. Bu gayretin, hal tavır ve davranışlarına da sirayet etmiş olduğunu gözlemlemişti.  

Okul arkadaşlarından Osman'ı hatırlamadan geçemezdi. Aynı pozitif meziyetler fazlasıyla O'nda da vardı. Çarşının havasını uzun yıllar solumuştu diye biliyordu.

Yine Sadık Ahmet Caddesindeki işyerinde kuyumculuk yapan Atilla da benzer yapı ve karakteri ile ilk akla gelenlerden.

Hep dönen ve her an değişen dünyada sakin sabit ve iyimser kalabilmek zor bir iştir. Bazı insanlar bunu başarabiliyor. Faniliğin bilincinde olarak hayatını sürdürenler gelip geçen sıkıntılardan sevinçlerden neşe ve hüzünler ile  streslerden fazla etkilenmeden son durağa kadar hal ve davranışlarını  aynı seviyede tutabiliyorlar.

Eski çarşının da derin hafızası var mıdır ve  yeni gelenlere bu alışkanlıklar aşama aşama geçiyor mudur? Eski çarşının eski kalması mı bunu sağlıyordu. Belki de çarşı büyüseydi ve dükkanlar babadan oğula geçmeyip daha fazla el değiştirseydi bu tür bir yeknesaklığa rastlanamazdı. Belki de bu değişim daha farklı olarak oluşmakta ancak yeni gelenler eski düzene adapte olabiliyordu. Bunun sebebi ise değişimin çarşının geleneklerini bozamayacak bir sükunette ortalığı fazla bulandırmadan gerçekleşmesi miydi. Ya da şehrin bu eski bölgesinin rant bakımından çok fazla getirisi olmaması mıydı? 

Bu düşünceden hareketle şehirlerin doğal akışkanlığı içindeki değişiminin şehrin genel havasını bozmayacağı düşüncesine varılabilir miydi?

Nice zor dönemleri atlatan ve bu günlere gelen şehrin bu müstesna bölgesinin yeni çağlarda da özelliklerini bozmadan devam edebilmesi ve turizme entegre edilmesi elzem,  tabii havasını bozmadan üzerinde çok düşünülerek sürdürülebilir bir proje ile bu mümkün olabilir. 01.07.2025

Küçük Bir Başarı

Yağmur son bir ay içinde önceki yıllardan daha fazla yağdı. Şehirde uzun senelerdir hiç olmayan yağmurun şiddetinden çaybaşı deresine düşen bazı araçları yağmur suları sürükledi. Yıllardır bakım yapmadığım halde sorun çıkarmayan evin üst kısmına yaptırdığım ek odanın saç çatısından da odaya yağmur suları damladı.

Çocukluğumun geçtiği evin kiremit çatısı da çok yağmurlarda damlardı. Damlayan yerlere kap kacak koyarak geçiştirirdik. Havalar biraz düzeldiğinde babam çatıya bir kova harçla çıkar, yıkılan kırılan kiremitleri değiştirir, çatlayan yerleri sıvardı. Bu olaydan ders alır unutmazsa gelecek sonbaharda çatıya çıkar kiremitlerin olukların bakımını yapardı. Hatta Onu çatıda çatı ve kiremit bakımı yaparken gören komşular da boş günlerinde çatılarını temizlemesini isterlerdi. O da kırmaz elinden geleni yapardı.

Yıl boyunca kedilerin geçiş yolu olan bizim evin çatısındaki kiremitler gevşerdi. Geceleri kediler kiremitlerde koşturur ya da birbirleriyle garip sesler çıkararak kavga ederlerdi, biz aşağıda otururken  kiremitleri takırdatarak yuvarlanmalarını, mücadelelerinin gürültüsünü dinlerdik. O hareketlerin kiremitleri de yerinden oynatacağını düşünürdük. 

Yağmur mevsimi geldiğinde, önce yağan rahmetin tavan arasına tıpırdayışını endişeyle dinlerdik. Bu damlamalar tavandaki duraliti şişirdikten sonra duralit kabarırdı. Suyun damlayarak biriktiği tahmin edilen yer bir tornavida ile  -sanki  cerahati boşaltır gibi yapılan operasyonla - deşilerek biriken su aşağıdaki taslara aktarılırdı. Bu işlem tecrübe gerektirirdi. Çünkü tavan arasında suyun nerede biriktiğini doğru tahmin edip tam yerinden müdahale edilmeliydi. Babamın olmadığı ancak yağmurun tavanı çok etkilediği  bazı günlerde annem telaşlanırdı. Ben de elime geçirdiğim bir tornavida ile tavan arasındaki yağmur cerahatını boşaltmak için tavanı delerdim. Ama tahmininde yanıldığımda suyun biriktiği yeri bulma ve boşaltma operasyonuna  yeni deliklerle devam ederdim. Sonra  akan yere yeni kaplar konularak kriz çözülürdü. Ancak babam işten geldiğinde tavana şöyle bir bakar, delik sayısının arttığını görünce içine derin  bir nefes çekerek başını sallar, ardından birinci sigarasını cebinden çıkarıp yakar ve efkarını tütsülerdi.

Yaz geldiğinde ıslaklığı geçen kuruyan tavan eski estetiğini kaybeder yeni bir bombeli sitile dönüşürdü. Ve bir çok komşunun evi öyle olduğundan herhangi bir eksiklik duyulmazdı. Normaldi.

O nedenle bu konularda yıllar önce tecrübem vardı ama yukarıdaki odanın tavanı plastikti. Delmeye ve bilinçli damlatılmaya uygun değildi. Delinirse tavanın görüntüsü bozulurdu. Bekleyip plastik tavanın vida aralıklarından damlamaya başladığı kısımlara tas koyarak sorun geçiştirildi.

Yağmurlar yağmaya tavan arası damlamaya devam ederken eski garajın yakınında bir nalburiyeciden  su izolasyon mastiği aldım. Çatı saçlarının vida çapına uygun 8 numaralı iki ağızlı anahtarı bulup hazırladım. Havanın açık olduğu bir gün sacların kuruduğuna kanaat getirdiğim bir akşam üzeri  işten gelir gelmez üzerimi değiştirerek çatıya çıktım. Karşı çatılarda güvercin uçuran çatı komşularıyla uzaktan selamlaştım. Emekleyerek çatının sorunlu kısmındaki tüm civataları sıkıştırdıktan sonra üzerlerine silikon tabancası ile mastik sıktım. Mastiği su damlatmayacak şekilde sıvadım. Sorunlu görülen başka yerleri de sıvadım. Ardından heyecanla iki günlük kuruma müddeti içinde yağmurun yağmamasını bekledim. Kuruduktan sonra merakla acaba damlayacak mı diye yağmurun yeniden yağışını beklemeye başladım. Yağmur yeniden başladığında bir süre sonra yine damlamaya başlasa da damlama daha azdı.

Yağmurun ertesinde yine çatıdaydım. Bu defa elimde silikonlu izolasyon  sıvısı ve derz karışımı ile hazırladığım koyu kıvamlı solüsyonu fırça ile duvar baca kenarlarında şüphelendiğim şüphelenmediğim her yere bol bol sürdüm. Yine beklemeye başladım. Yağmur başladığında artık damlamalar kesilmişti. Ancak tavan arasında kalan rutubeti yok etmek gerektiğinden evde kullanılmayan pencere fanını uygun bir yere monte ederek çalıştırdım. Artık tavan arasındaki nem de yok oluyordu. 

Çok şükür başarmıştım. 

Keşke hayatımdaki tüm olaylara/ sorunlara aynı cesaret ve maharetle müdahale ederek çözebilsem.

20 Şubat 2026 Cuma

Dönüşüm

Ramazan ayının ikinci günündeyiz. Şehrin her şeyi kapsayan yoğunluğu sıkışıklığı içinde sanki Ramazanları da kaybediyoruz. Ramazan dingin zamanlarda gönlüyle hoşnud olan insanlar arasında yaşanmış gibi geliyor,  sanki bugün o dingin zamanlardan arta kalanlarla teselli oluyoruz.  

Ya da eski mahallelerin duyarlılıkları eski sokaklara yapılan yeni binalar apartmanlar arasında kayboldu. Eski mahallelerdeki hanelerde yaşayan insanların yakın çevresi içinde duyduğu hissettiği ramazan, yüksek binaların dolambaçlı merdivenleri titreyen asansörleri ile ulaşılan yüksekteki dairelerde kendi derdiyle hemderd olan bireye dokunamıyor ya da bilinemeyen başka sebeplerle etkileyemiyor.

Tebrikleşmeler elektronik mesajlarla, haberleşmeler hal hatır sormalar ahizeler üzerinden konuşmalarla oturduğu mekandan yapılabiliyor.  Bir yere hareket etmeden kimseyi canlı görmeden çevrendeki ilgi alanındakilerle irtibat kurulabiliyor. Ancak bu irtibat hiç bir zaman yüz yüze yapılanın yerini tutamıyor.

Eğer belli bir hedefi yoksa zahmetsiz kurulan iletişimden arta kalan zamanda ise yapılanlar sadece insanın içindeki boşluğu arttırıyor.

Sosyalleşmenin sosyal medya aracılığı ile yapılması, kişinin var olduğunu çevresine belli etse de, yüz yüze görüşme imkanını azaltmasına sebep olduğu için fiziki ve ruhi yalnızlığı arttırıyor. 

Bu durumdaki insan ise bir akvaryumda yalnız başına dolanıp duran süs balığına benziyor. 

Ramazan, bu durumdaki inanan insan için bir  kurtuluş fırsatı sunuyor. Kendini yeniden değerlendirmesine, yeni alışkanlıklara, yeni çevrelere, huzura dinginliğe dönebilmesi için bir aylık dönüşüm penceresi... 

İnşallah bu fırsatı layıkıyla değerlendirenlerden hayra  doğru dönebilenlerden oluruz.

15 Aralık 2025 Pazartesi

İddia

Sabah işe gitmek için bindiği asansördeki boy aynasında sureti kendisini izliyordu. O da suretini gözleyip  yüzüne ve elbiselerinin durumuna şöyle bir bakınca iddiası kalmamak cümlesi düştü diline.  İddiası olmamak ya da kalmamak. Neden düştü bu kelime demeden önce aynaya bakınca o cümle ile beraber içinde de bir hüznün peydahlandığını fark etti. Hüzünlenmişti işte... yaşının kemale ermesine, simasındaki kırışıklarına atmasına, arkadaşlarının tek tek gidilip de dönülmeyen o yere gitmesine, eski etki gücünün kalmamasına , her şeyin git gide tatsızlaşmasına mı... tam tarif edemediği bir durumdaydı...
Neydi iddiası olmamak. İçini çekerek bir daha bir daha düşündü bu cümleyi farklı şekilde tarif edecek başka kelime bulamadı. Bu cümleye bağlı aklına gelen yakın kelimeler ise boş vermek, olaylara karşı tepkisiz kalmak, geç, etkisi olmayan tepkiler vermek...  
İddiası olanın yoldaki yürüyüşünün bile farklı olabileceğini, yere daha sağlam basacağını , göğe daha dik bakacağını düşündü. İddiası olmak, ideali olmak ile de örtüştürülebilir diye de düşündü. İdeali olanın gücünün son noktasına hatta gücü iyice azalıp göz bebeğinin kıpırdatacak kadar bile kalsa idealinin ona farklı bir direnç bir kudret bir iddialı duruş vereceğini düşündü.
Evde ve iş yerinde ya da memleketin her hangi bir yerinde oluşan istenmeyen bir durumda keyfinin kaçtığını bu keyifsiz durumdan  kısa sürede kurtulamadığını yolda attığı adımların bile yavaşladığını, kimselerle konuşmak istemediğini fark etti. 
Bir kaplumbağa gibi kendi kabuğuna çekilip öylece uzun uzun kendi halinde kalmak istiyordu.
Nice zamandır yeni elbiseler giymediğini yeni eşyalara masraf etmek istemediğini mevsimler değiştiğinde dolaptan çıkardığı önceki yıllara ait eşyaları kullandığını, artık kendisi için ekstra masraflar yapmaya gerek olmadığını,
Her ay düzenli olarak hesabına yatan maaşını temel ihtiyaçlar dışında başka yerlere kullanmadığını, kullansa bile istemeyerek kullandığını  düşünüyordu.
Evde eşiyle çocuklarının kısa küçük tartışmalarına bile tahammül edemediğini, sükunet aradığını, hiç bir şey yapmadan televizyon karşısında oturarak belgesel seyretmek istediğini, belgeseller hoşuna gitmezse açık oturum, o da olmazsa cep telefonunda çizgi roman okumak istediğini düşündü. 
Önceki yıllarda dağlarda gezmek, kamp kurmak isteği vardı. O hayalinin artık hayallerine bile girmediğini düşündü. 
Eski zamanlarda arkadaşlarıyla buluşup sohbet ettikleri ortamlardan ayrılmıştı. 
Boş kalan zamanının çoğunu evde geçiriyordu. Çok şükür kira ödemediği kendilerine ait bir evleri vardı. Bir yaştan sonra kira ödeme kaygısı olmaması da ayrı bir rahatlıktı.  Akşam üzeri mesai bitip  hemen eve gitmek akşam yemeğinden sonra tv karşısında uzanmak günlük yaptığı işlerdendi.

İddiasız olmak, iddiası olamamak böyle bir şey mi?

28 Kasım 2025 Cuma

Çaydan Radyoya

Sabah yatağından istemeyerek kalktı. Çünkü önceki akşam içtiği çayın etkisi gece geç saatlere kadar uykusuz kalmasına sebep olmuştu. Yeterince uyuyamayınca da sabah kalkmak zor oluyordu. Uyku eksikliği gün boyu etkisini hissettiriyordu. Kalbinin ritmi bozuluyor,  adımlarının kuvveti  azalıyordu. Bunları kaç defa deneyimlediği halde yine de bir sebep bularak içilmemesi zamanlarda çay içiyordu. Bu kez de bahane  eve yeni aldıkları, kargonun önceki gün teslim ettiği çay makinasını denemekti. Yaklaşık yedi bardaklık çay demledi. İki bardağını oğluna ikram etti. Üç bardağını kendisi içti. Yeni çay makinasında demlediği çay lezzetli geldi, hoşuna gitmişti. Bu hoşnutluk gece uykusuzluğu olarak etkisini göstermişti. Sabah işe gitmek üzere hazırlıklarını yaparken iş gününün daha zorlu geçeceğini düşündü. İşi ile ilgili  tüm aksiliklere önceki günlere göre daha temkinli daha kontrollü olması gerektiğini, sakin, ruhuna, bedenine  ve zamana uygun bir ruh halinde olabilmeye karar verdi. Bu kararı uygulayabilecek miydi?  Akşam mesai saati sona erdiğinde vücudunu şöyle bir yoklayınca bunu anlayacaktı.

İşyerinde sabahın ilk telaşını atlattıktan sonra, iş arkadaşları diğer bölüme gittiklerinde ofiste yalnız kalmıştı. Yalnızlık, sükunetini ve vücut dengesini korumasına yardımcı olacaktı. Bu arada radyonun  açık olduğunu fark etti. Radyo, onun sükunete dinginliğe ulaşmasına  ömrü boyunca destek olmuştu ve hala oluyordu. Genellikle dinlediği istasyon TRT Türkü kendi halinde görevini yapıyordu. 

Kulaklarının çevresindeki sesleri anlamlandırabildiği ilk günlerden bu yana radyo ve türküler hayatının bir parçasıydı. 1960 ların sonlarında babası Manisa Tekstil Fabrikasında sabah vardiyasına gitmek için erkenden kalktığı, annesinin ekşi tarhana çorbasını hazırladığı sabah erken saatlerde yer sofrasındaki kaşık tıngırtısı nedeniyle bir ara tatlı uykusundan uyandığında, babasının üfleyerek kaşıkladığı sofra tıkırtılarına eşlik eden radyodaki türküleri dinleyerek yeniden uykuya daldığı o güzel günlerde (çocuğun anne ve babası yanındaysa ve rahat bir döşekte güvenle uyuyorsa o en güzel gündür.) sabah ninnisiydi türküler... Babasını kapıdan işe uğurladıktan sonra, annesi de  eline örgüsünü alınca radyodaki türküye eşlik ederdi. Bu da ninninin devamıydı. 

20 Temmuz 1974 ve 12 Eylül 1980'de ise Hasan Mutlucan'ın kahramanlık türkülerini radyodan duyunca  da  ülke olarak olağan üstü bir döneme girildiği anlaşılmıştı.

Sonra okul yılları, ders çalışırken radyo varsa genellikle açık olurdu. Sonra İzmir TEK te çalıştığı yıllarda da radyo trafo nöbetine eşlik ederdi. Fuar zamanlarında Fuar Lunapark gazinosundan gecenin ilk saatlerindeki İbrahim Tatlıses'in söylediği türküler ile gecenin derinliklerinde Basmane meydanındaki gece kulübünün açık kapılarından yayılarak nöbet tuttuğu trafonun açık pencerelerinden giren Müslüm Gürses'in şarkılarını duyduğunda ise radyonun sesini kısardı. Bunu nöbet saatlerine denk geldiğinde yapardı. Diğer zamanlar radyo yine görevdeydi.

Radyo, içinden gelen seslerle, tiyatrolarla, şarkılarla, türkülerle yalnız günlerinde yalnız olmadığını hissettirirdi. Ve radyo dinleyen kişinin yapacağı işe engel almaz bilakis işinde devamlılığa katkı sağlardı. 

Ama TV, bilgisayar, cep telefonu, tablet için öyle denemez. Bu tür cihazlar karşısında insanlar hipnotize olmuş gibi eylemsiz hareketsizdirler. Gözleri kulakları ve elleriyle esir olmuşlardır. Radyonun kulaklığı ise dinleyenlere hareket özgürlüğü verir. 

Yazının sonuna geldiğinde  "Acaba bu yazıyla yarım asrı geçen hayatımız boyunca alıştıklarımızı mı övdük? " diye düşündü.

6 Kasım 2025 Perşembe

Reaktör

Nice zamandır diliyle olduğu kadar yazılarıyla da suskundu. Suskundu. Konuşmak, içinden geçen düşünceleri ayan etmek istemiyordu. Düşündüklerinin içinin damarlarında dolaşan kan, sinirlerinde dolaşan akım gibi kapalı kalmasını, gizli kalmasını istiyordu. Bu suskunluk içindeki olumsuzluklar sebebiyle değildi. Belki yorgunluk, sıradanlık , kayıtsızlık ve umutsuzluğun bir macun gibi karışmasının sonucuydu. Fakat yaşadığı olumsuzluklar ve konuştuğunda çevresinden duyacağı olumsuzluklar  veya duymak istediği halde duyamayacağı  olumlu tepkilerden endişe etmesiydi.

Hayat boyu  yıl yıl üzerine koyduğu deneyimlerin, yaşama yorgunluğunun bir sonucuydu. Bu her insan için aynı olmayabilir. Kimi insan son ana kadar coşkusunu ve beklentilerini sürdürebilse de, bir kısım insan ise pistonları eskimiş, ateşleme bobinleri ve bujileri yıpranmış bu nedenle tekleye tekleye çalışan, basınca gaz yemeyen  verimsiz, hurdaya ayrılacak bir motor gibi olabilir. bu motoru  bir usta gelip rektefe ederse yeniden daha verimli hale gelebilir.  

İnsan denen mahluk eğer kendini tamir etmek isterse o enerjiyi içinde bulabilir. Bir atom reaktörünü uzun süreler çalıştırma enerjisini sağlayan nükleer güç onun içinde mevcut olsa da, ruhen istemezse  o reaktör harekete geçmez.

Ancak hayatı bir sınav süreci olarak düşününce, her durumda pozitife dönmenin ve "iyi bir şeyler için" çalışmanın da göz ardı edilmemesi gerekir.

Zincir

Arasıra girdiği bloğunun sayfalarını geriye doğru kontrol ettiğinde  22 Temmuz 2025 günü bu sayfayı açıp bir şeyler yazmadan kapattığını gör...