kırmızı köprü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kırmızı köprü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Temmuz 2025 Pazartesi

Manisa da Bir Pazar İkindisi

Dün akşamüzeri eşinin teklifiyle kısa bir şehir turu yapmaya karar verdiler. Önce Ulucami'ye uğrayacaklar ardından mezarlığa uğrayarak babasını ve annesini ziyaret edecekler  ve Alaybey yolundan Seyfettin Bey caddesinden ilerleyerek  hükümet konağına varmadan önce sol tarafta bulunan kuru bakliyat mağazasında ihtiyaçlarını alacaklardı. 

Saat 18.30'u gösterirken evden çıktılar. Otomobile binerek Tevfikiye Mahallesinden boyahane köprüsüne doğru ilerlediler. Boyahane köprüsüne (artık burada köprü olsa da dere kapatıldığından köprü işlevini yitirmiştir. Ancak eskiyi bilenler tarafından hala boyahane köprüsü olarak hatırlanır.) geldiklerinde sağa doğru dönerek   üzeri  kapatılarak yeşillendirilen   eski derenin kenarında bulunan yol boyundan kırmızı köprüye doğru ilerlediler. Kırmızı köprünün aşağısında dere üstü kapatılarak yeşil alana dönüştürülmüş olup, üst yanı dağ tarafı ise açıktır. İhtiyar çınar ağaçları dağa doğru dere boyunca gölgelerini ve serinliklerini dallarının altında sandalyelerinde oturan sohbet edenlere çaylarını yudumlayanlara sunarlar.

Kırmızı köprüde kırmızı trafik ışıklarında beklediler. Işıklar yeşile dönünce güneye doğru Spil dağına aracı sürmeye devam ettiler. İvaz paşa camisi yol ayrımına geldiğinde sola kıvrılarak hafif sağ yaptılar. Böylece rahmetli  Ertuğrul Dayıoğlu belediye başkanı iken 1985 li yıllarda açılan Ulucami yoluna giriş yaptılar. Bu yol şehirdeki en kötü yollardan biridir. Sultan camisinden istasyona kadar yollarda döşeli duran kesme taşlar bu bölgeden sökülerek yerine  asfalt dökülmüştü. Daha sonra Ulucami yolu yapılmaya başlanınca yeni açılan yola bu kesme taşlar döşendi. Hala kesme taşlı olarak kullanılmaya devam eden yol bakımsız araçların sarsıntıdan vida döktüğü , yolcuyu rahatsız eden konforsuz bir yoldur. Şehrin içinde iken de sarsıntıları rahatsız ederdi ama daha düzgün bir taş işçiliği ile döşendiğinden estetik olarak intizamlı dururdu. Karaköy'ü Ulucami'ye bağlayan bu yol İvaz Paşa camisinden itibaren eğri büğrü inişli çıkışlı bir yol olmasına rağmen, şehrin aşağıda kalan yollarına göre daha sakin olduğundan şehri bilen ve Turgutlu istikametine veya Alaybey'e bir an önce gitmek isteyen şoförler tarafından kullanılıyor. İşte bu yolda sarsıla sarsıla ilerlediler. Sağ tarafta yedi kızlar türbesini uzaktan gördüler. Sol tarafta 1974 yılında geçici ortaokul binası yapıldığı için bir yıl orta bir öğrencisi olarak okuduğu İstiklal İlkokulunu gördüler, yine eski çocuk kütüphanesini de geçtikten sonra Ulucami göründü. Düze çıkınca aracı sağa yanaştırıp  bagajdaki bidonları alarak Ulucami önündeki merdivenlerden tırmanmaya başladılar. Çıktıkları merdivenin bitiminde önlerini kesen yoldan sonra başlayan Ulucami'nin  merdiveni ve heybetli giriş kapısı karşılarındaydı. Sağ yanlarında ise  eski saat kulesi bakımsız gövdesine vuran akşam güneşinin merdivene düşen  gölgesiyle kaderin onu sürükleyeceği sonunu bekliyordu. 

Kuleyi görmezden gelerek ileride sürekli akan Ulucami suyuna ilerlediler. Sırayla bidonları doldurdular. Temmuz sıcağında içlerine ferahlık veren serin sudan içtiler. Bidonlar ellerinde araca doğru inerlerken Ulucami'nin taş duvarlarına vuran akşam güneşinin ışıltısı gözlerini kamaştırsa da beklemediler.  
Doğuya doğru inişe geçtiler. Dağ eteklerindeki gecekondular yıkılarak kentsel dönüşüm yapılmış. İleride mahalledeki her haneyi içine alacak büyüklükte biçimsiz  kübik bir bina inşaatı yükseliyor. Devam ettiler. Sağ tarafta yeni açılan İmam Hatip Okulunu ve eski ilk okulu gördüler. Alaybey Camisine geldiklerinde yol  onları sağa dönerek Çatal mezarlığının eski duvarları ve uzun selvileriyle buluşturdu. Sağ yanlarındaki İl Jandarmanın önünden yavaşlayarak geçtiler. Doğu Kışla'nın yoldan görünmesini perdeleyen yolun iki yanındaki yüksek duvarlı koridoru da aşınca ileride kırmızı ışıkları yanan kavşağa geldiklerinde biraz bekleyerek Kırtık mezarlığına , Spil dağı tarafına döndüler. 
Üç dört yıl öncesine kadar anne ve babasının mezarlarının yanına kadar aracıyla ilerleyebiliyordu. Ancak yollara yeni mezarlar kazıldığından artık aracını mezarlığın kenarına bırakıyordu. Araçtan inerek eşiyle beraber anne babasının mezarına ilerlediler. Mezar kenarlarında büyümüş, gölgeleri çevreye loşluk ve serinlik veren ağaçların arasında yürürken eşine,  "...dünyanın hırslarından kurtulmak için buralara daha sık gelmeli.." dedi.

19 Nisan 2016 Salı

İzmir Caddesi

1976, İzmir Caddesinin ismen değil cismen İzmir Caddesi olduğu son yıldı. Hacı Yahya Camisinden Kırmızı Köprüye doğru ilerlerken sol köşede bulunan "sabahçı kahvesi" yirmidört saat açıktı. Sabaha az bir zaman kala otobüsten inip konaklama imkanı bulamayanların, yola çıkacakların bekleme, dinlenme mekanıydı. Sandalyeye oturup kollarını masaya kavuşturduktan sonra kapanıp uyuyanlara karşı kayıtsızlığım o günlerdendir. Bir türküde geçer "Bize mesken oldu kahveler hanlar" doğrudur. Yokluğun, sınırlı maddi imkanların arasında bir kolaylık tesisiydi bu ve benzeri işlev gören kahveler.



Bu cadde İzmir'den İstanbul yönüne giden ve gelen  otobüslerin geçiş güzergahı idi.

Caddenin, garaja varmadan önceki son en önemli noktası ise Sultan Camisi önündeki kavşaktı. Düz giderseniz garaja, sola dönerseniz İstanbul'a yönlenirsiniz. Sağınızda Saruhanbey anıtı ve biraz ileride Muradiye Camisi bulunurdu.
Muradiye Camisinin batı kısmında sürücü eğitimi verilen araçlar park ederdi. Ehliyet sınavları da bir zamanlar Muradiye Camisi yakınlarında yapılmıştı. Direksiyon kursu araçları vızır vızır dolaşırdı. Beyaz bir Murat 124'ün ön kapılarında "Ayrancı Direksiyon Kursu" yazısını hatırlıyorum.

Karaköy halkı, bir sabah kalktıklarında semtin sessizleştiğini   yılların  hareketini azaltamadığı İzmir Caddesinin boşaldığını farkettiler. Ve cadde boyu, ta garaja kadar olan her yer. Ve garaj da. Garaj o günden sonra eski garaj olarak bilindi.
O sabahtan itibaren otobüs gürültüleri, havalı kornalar, muavinlerin seslenişleri, sabahçı kahvesindeki beklemeler bitti. Karaköy dinginleşti. Sakin bir semt oldu. Bunu kestirenler yeni garajın etrafında konumlanmıştı. Kestiremeyen, imkan bulamayanlar sessizliğin içinde kaybolup gittiler.
2006 yapımı Arabalar 1 animasyon filmindeki Radyatör Kasabası gibi olmuştu. Karaköy semti yeni bir döneme girmişti. Ancak onu kurtaracak Şimşek McQuen hala çıkmadı. 

Yeni Otogar törenle açılmıştı. Artık otobüsler İzmir-Bursa sürat yolu olarak adlandırılan yolu kullanmaya başlamışlardı. Otobüs gürültüleri de yeni Otogarın etrafına. Ve şehir dağ yamaçlarından aşağı doğru  büyüdükçe Gediz Ovası da yavaş yavaş toprak kaybediyordu.

Lise yıllarım başlamıştı ve günlerim Karaköy İzmir Caddesinden çok çarşıda meslek lisesi etrafında geçmeye başlamıştı. Bu nedenle Karaköy'deki değişikliği layıkıyla  gözlemleyemedim.

Anarsi yıllarıydı.  Şehir ülkücüler- solcular olarak  kamplaşmıştı.  Ulupark - Fatih Parkı arasında şehir yeni gayri resmi bölgelere   ayrılmıştı.  Faşistlerden / komünistlerden kurtarılmıştı.(!) Anneler, Babalar okula giden, sokağa çıkan çocuklarının başına bir şey gelir, bir kör kurşun deyer korkusuna kapıldılar. Bir sokak üstümüzde evleri aynı sırada olan iki arkadaşımın abileri biri sağcı diye Adliyenin yanında, diğeri solcu diye Trabzon'da vurulmuştu.(1979) İlkokulda, doğumuzdaki Ön lisans kavşağından Arap alanına çıkan sokakta oturan benden üç yaş büyük bir abimiz ise lise'de okurken öldürülmüştü. Hala hatırımdalar.(1977)  Allah Rahmet Eylesin.






6 Kasım 2013 Çarşamba

Yağmurlu bir 21 Aralık

Gündüzün en kısa ,gecenin en uzun olduğu 21 Aralık günündeyiz.

Bugünlerde hava yağmurlu geçiyor Manisada.
Her yerde ıslaklık,nem ,rutubet var.
Yolda yürürken geçen araçlardan kendinizi korumalısınız.
Belediyenin yeni düzenlediği yollarımızın ne sürücülerce ne de yayalarca
bilinemeyen bazı noktalarında oluşan alttaki derinliğini tahmin edemediğimiz çukurlar suyla doluyor.
Araç sürücüsü farkına varırsa yavaşlıyor.Fark etmezse yayaların vay haline.
Ya da derin bir çukursa aracının alt takımlarının vay haline.
Sadece yol yapımı konusunda basit bir ihmal,iş geciktirme,ya da denetimsizlik.
İster istemez faturasını beraberce ödüyoruz.
Geçenlerde (19 Aralık Pazar 17.30 ) Uncubozköyden Karaköy e araçla gelirken laleli kavşağından sonra bir araç yoğunluğu vardı.İlk anda sebebini anlayamadık. Hiçbir araç YSE kavşağındaki alt geçide girmek istemiyor. Tam bir kaos.Karaköy e gideceğimden sağa yanaşmıştım.Alt geçidin yakınına kadar ne olduğunu anlayamadık. Alt geçidin biraz önünde polis memuru el kol hareketleriyle araçları  Karaköy yoluna yönlendiriyormuş.Araçlarda sağa girmeye çalışıyor.
Kaos ve gariplikler ardarda.Yol laleli kavşağında kapatılarak araçlar farklı güzergahlara yönlendirilebilir.
Yağmur suyunun sebep olacağı zararlara karşı alt geçitte bir mekanizma olması gerekir.

Yağmur rahmet ardından bereket getiriyor...
Yağmurun fazlası ise (eğer önem alınmamış ise)  kargaşa, felaket...

Şemsiye ile yağmur altında Kırmızı köprüden dere boyunca adım adım yukarıya Çaybaşına doğru yürümek.
Derenin içine bakıp, akarsuyun taşların arasında çağlayarak kıvrım kıvrım akışını,taşlara çarptığında beyaz köpüklerle çağıldayışını,önüne kattığı taşıyabileceği büyüklükteki dalları çöpleri alıp gitmesini,
Esen yelin savurduğu sararmış kuru çınar yapraklarının yağmur damlalarıyla uçuşarak sulara kapılmasını... durup seyretmek.

İvaz Paşa Camisinin eski duvarlarından akan yağmur suyunun  damladığı yerde oluşturduğu küçük göle damla damla tıpırdayışını dinlemek.
Namazdan çıkan cemaatin ıslanmamak için telaşla evlerine doğru koşuşturmasını durup seyretmek.
Akşam karanlığı çökmeye başladığında ve ışıklar yandığında sokak lambalarının yola yansıttığı pırıltıları seyretmek...

Kırmızı Köprüden yukarıya çıkarken  solda kalan avcılar kıraathanesinde ,kahvedeki müşteriler tek tek evlerine giderken gidecek yeri olmadığından ,derenin çağıldayışına dalarak ,buğulu camlardan yansıyan kendi gölgesinde akşamın yalnızlığını sorgulayanlara ...geçerken şöyle bir bakmak.

Dereler çağlamaya başladığında sanki kulaklarımızın içinden gönlümüze doğru akıyor ve içimizi arıtıyor.

Sonra sükuna ermiş bir ruhun melankolikliği içinde eve doğru yavaş yavaş yürümek...

8 Temmuz 2011 Cuma

Temmuz Sıcağı

2011 yılının 8 Temmuzu, Saat 16.10 öğleden sonra.İşiniz meşgaleniz yoksa, şu anda Manisa Şehrinde yapılacak tek şey; Ulucamideki tarihi  çınarların altındaki çay bahçesinde oturup ayran yudumlamak...Dostlarla  sohbete dalmak ve arasıra esen yelleri gözetip bağrınızı serinliğe çevirmek.

Yüzünüz kuzeye doğru döndüğünde ise göz alabildiğince uzanan, sıcaktan hararetten dalda dalga titremekte olan Manisa ovası,kıvrım kıvrım dolaştığı etrafındaki söğütlerden anlaşılan Gediz nehri,İzmir İstanbul yolunda tatil bölgelerine giden veya dönen araçların uzun kuyrukları..görülebilir.
Bunca sıcağa rağmen Gediz ovasının içinde traktörü üzerinde harıl harıl çalışanlar,bağlarını ,mısır tarlalarını sulayanlar,uzanıp şeftali ağaçlarından ermiş meyvaları toplayanları,eğilip domates tarlalarında olgun domatesleri toplayanları ise göremezsiniz...Biliyorsanız hissedersiniz...

Burada Ulucami çınaraltında oturup şehri ve ovayı gözlemekten canınız sıkılırsa Ulucami önünden güney batıya,dağa doğru gittikçe dikleşen yokuştan ilerleyip eski darphaneyi solda bırakarak Mevlevihane yoluna çıkılabilir.Bu kavşaktan sola dönülürse Mevlevihaneye,Spil Dağı Milli Parkına, Atalanına  gidilebilir,

Kavşaktan karşıya bakıldığında az yukarıda Manisa Kalesi harabeleri göze çarpar.
Sağa batıya doğru dönüldüğünde birkaç yüz metre ilerideki Ağlayan Kayanın dibinden sola saparak ulu çınarların  gölgeleri içinden geçip eski değirmene ulaşılır.Ve eski değirmen altındaki  küçük kahveye gelinmiş olur.Derenin suyu var mı,yok mu? Bakılması  gerekir.Dereye doğru eğilip kulak kabartılırsa belli belirsiz bir su şırıltısı belki duyulabilir.İlle de suyun sesi duyulmak istenirse kışın ve ilkbaharın başlangıcında coşkuyla köpürerek akan suları kırmızı köprüye kadar izleyebilme imkanı vardır.

Yorgun

Yorgun. İnsanın fiziki olarak dayanabileceği sınırın üzerinde eylem içinde olmasının getirdiği bünyesinin dinlenmek için alarm verdiği anın ...