28 Ekim 2024 Pazartesi

Cumhuriyet Bayramı Arifesi

 İşyeri sabah işe giderken önceki günlerdeki gibi erken kalkmasına gerek olmayacak bir yakınlığa taşınmıştı. O nedenle çok da erken olmayan bir anda ayaklandı. Kalktı yüzünü yıkadı giyindi. Kahvaltısını domates üzerine zeytinyağı ve türlü baharatlar elma sirkesi ve limonlu bir  karışımın eşlik ettiği  güzel bir sofrada tamamladı. Ellerini yıkadıktan sonra aynada saçını son kez düzeltti. Kur'an okuyan eşine muzip bir tebessümle veda ederek kapıdan çıktı. Ayakkabısını giydi. Asansöre bindi ve telefonundan saate baktı. Mesainin başlamasına on dakika vardı. Zemine indi ve sokak kapısından sağa dönerek hızlı adımlara yeni taşındıkları işyerine doğru sabah yürüyüşüne başladı. Her zaman farklı yollar denese de hep aynı noktalara çıkan bir kaç sokaktan geçerek işyerine yaklaştığında işyerinin doğusunda bulunan ortaokulda öğretmenler öğrencileri İstiklal Marşı için hizaya sokuyorlardı. Otomatik açılan işyeri ana giriş kapısı Keloğlan'ın masallarında olduğu gibi "açıl susam açıl"  bile demesine gerek kalmadan "tıs" diye önünde açılıverdi ve asansöre doğru ilerlerken başı önünde kendi halinde bir şeylerle uğraşıp duran güvenlik görevlisine selam verdi. Üst katlarda olan asansörü çağırdı. Talimatını ikiletmeden yerine getiren asansöre hemen bindi. Beşinci kattaydı. Heyecanla odaya girdi. Daha kimse gelmemişti. Masasına geçmeden Müdürü gördü.Kısa bir konuşmadan sonra büroya döndü. Ve ilk işi TRT türküyü açtı. Bugün büroda personel az olacağından rahat rahat türkü dinleyecek, türkülere doyacaktı.. Saat 12.33 olmuştu ve hala trt türkü sabahtan bu yana kesintisiz çalıyordu. TRT hizmetine devam ediyor o da dinlediği türkülerle Türk Devletine hizmetini verimlilikle yerine getiriyordu. Cumhuriyet Bayramı öncesi son saatleri böyle geçiriyordu... Ve nice Cumhuriyet Bayramlarını şu an ki sorunlardan kurtulup daha güçlü birlik beraberlik mutluluk esenlik ve gönenç içinde kutlayabilmek niyazıyla bugünlük sayfasını kapattı. (28 Ekim 2024 saat 12.40)

23 Ekim 2024 Çarşamba

Tedbirli olmak

 Gürültü. Bulunduğu ortam gürültülüydü. Eşiyle sabah erkenden kalkıp tedavi olmak için gittiği diş merkezinin içi sıkıcı gelmişti. Eşinin diş doktorunu ne kadar süre bekleyeceği de belirsizdi. O nedenle biraz  dışarda oturayım diyerek çıktı. Hastanenin serin esintili ön bahçesinde bir banka oturdu. Ön kısımda  çok geniş bir otopark vardı. Her iki yan tarafta da şehrin en kalabalık trafik yoğunluğu çok olan  caddeleri bulunduğundan motor lastik sesleri bitmiyordu. Sürekli bir uğultu kulaklarını rahatsız etse de setinde biraz üşüyerek oturmak iyi gelmişti. Sırtından sabah güneşinin ilk ışıkları belirmeye başlamış ön tarafında bankın gölgesi ile kendi gölgesinin parke taşlı zemine uzun bir yansıması serilmişti. Motorsiklet otomobil gürültüleri arasında cıvıldaşan kuş sesleri ise bu yörelerin siz araçlarınızla ve inşa ettiğiniz yapılarınızla gelmeden önce buraları bizimdi der gibiydi. Sesler farklı farklıydı. Bazen kapanan bir araç kapısının sesi, bazen tahta bir kasanın yere konarken çıkan tıkırtısı bazen giriş kapıları önünde bulunan kapı sürgülerinin alt demir tekerleklerinin zemine gevşek gömülü rayları üzerinden geçen araç tekerleklerinin rayların oynaması nedeniyle çıkan tak tuk sesleri duyuluyordu. Eşi içerde diğer doktor sırası bekleyenlere birlikte  gözlerini muayenehane kapısı üstündeki sıra ekranını gözetliyordu. Bu gözetleme muayene sıra numarası 33 olduğu için kısa zamanda bitecek gibi görünmüyordu. Ama sabırla sıralarını beklemekten başka şansları vardı. Parayı basıp dışarıdan özel muayeneye gitmek. Ülkenin ekonomik koşulları nedeniyle kısıtlı gelirler nedeniyle bu olasılık çok da cazip gelmiyordu. Çünkü sınırlı kaynaklarını sarf etmeleri gereken daha hayati  öncelikli ihtiyaçları vardı. Vardı. Yaşanıyorsa her nefes bir enerjinin yanmadı sonucu oluştuğundan ihtiyaçlar da olacaktı. Önemli olan kaynaklarla ihtiyaçları uygun bir dengede tutabilmekti. İhtiyaç çoksa kaynağı arttırmanın meşru yolu uygun iş bulunabilirnirse  daha çok, daha yüksek ücretlerle çalışmaktı. Ancak çalışma hayatın bitirmiş emekli maaşının dar sınırları içinde hayatını sürdürebilmek zorunda olanların güçleri yetmediği için genellikle kaynak arttırma imkanları yoktu... O yüzden emeklilik öncesi tedbir almak gerekir. Düşüncesiyle sayfayı sonlandırdı... (24 Ekim 2024 saat 08.38 )

20 Ekim 2024 Pazar

Keşkeler.

 20. Ekim 18.53.. Bu gün kitaba uyamadım. Bloga yazmakta geciktim. Eşim anne babasını ziyarete gittiği için evde olmadığından çocukların ihtiyaçlarını gidermeye çalışırken aklıma gelmedi. Şu an ortam sakin olduğundan tuşların başına geçebildim. Ev de televizyon kapalı eşim ve çocuklarım yok. Dışarıdan da gürültü gelmiyor. Ev sessiz ve sakin. Ancak bu sessizliğin içindee kıpraşan bazı korkuları endişeleri depreştirdiğini farkettim. Kulaklarımda sürekli var olan çınlama sesine kalbimin yakınlarında da bir ürpertinin vücuda salgılattığı az miktardaki adrenalin var. Akşamın sükuneti ben neden endişelendiriyor. Geçmişten kalan bir travma mı yoksa kalabalığa alışan her insanda olan bir şey mi? Rahmetli babam 1995 yılı  16 Ağustos'undan 1 Aralık 2023 e kadar genellikle yalnızdı. Şikayetini duymadım. Ya da farketmedim. Ya da duymazlığa geldim. Yalnızlık Allah'a mahsustur derler. Babam sorunlarını açıkça ifade etmezf,edemezdi, dolaylı yoldan ifade etmeye çalışırdı onu da her zaman anlayamaz mıydık. Artık onu ahirete yolcu ettik. Bize yapıp yapmadıklarımızın murakabesinden  başka yapacak bir şey yok. Ona karşı yapamadıklarınızın hesabını zamanı gelince inşallah verebiliriz. İnsan bazen yapmak istediklerini hayatın getirdişi olumsuz koşullar nedeniyle / bahanesine sığınarak yapamıyor ya da daha sonra yaparım diyerek öteliyor. Ve bir gün ötelediği şeyleri gerçekleştirmeden o günler geçiyor. Ve geriye sadece anılar acılar keşkeler pişmanlıklar kalıyor....

 


14 Ekim 2024 Pazartesi

Babam son gün

 Geçen yıl bugün babamın evindeki  son günü olduğunu nereden bilecektim ki. Her zaman ki gibi geceden babamın yanına gidip sabaha kadar onunla kalmıştım. Kardeşlerime yaptığımız nöbet planına göre sıra bende idi. Ancak keyfim de yerinde değildi. Kız kardeşim Abi kendini iyi hissetmiyorsan istersen gelme demişti. Ben ise bahanelerimiz oluyor sağlığım iyi olmasa da  geleceğim demiştim. Babam o gece tuvalete sabaha kadar bazen kendini zorlayarak gitti geldi. Gelemedi bana seslendi. Ben tuvaletten destekleyerek getirdim. Altını temizledim. Nefes almakta zorlanıyordu. Gecenin bir yarısında  parka bakan dış balkonda oturup camı açarak nefeslenmeye çalışıyordu. Gömleğinin göğsündeki düğmelerini çözmüş camdan nefes alaj için uğraşıyordu. Ve bu hayatın zor olduğunu anlatıyordu. Doğru dürüst uyumadan sabaha ulaştım....

12 Ekim 2024 Cumartesi

Üçüncü gün

 Telefon alarmı ile ıyandığında saat yediye on vardı. Uyanır uyanmaz ibadetinş yaptı. Ardından balkona çıkarak gökyüzü tarafı. Çünkü önceki gece aniden bastıran sağanak yağmurun devamının olup olmadığını anlamak istiyordu. Hava berraktı. Yere yola asfakta eğildi yerde kıruydu. Gece yarısındaki yağmurun izleri silinmişti. İçeriye girip balkonun kapısını kilitledi. Sonra telefonun yanına gitti. Bu sabah uyanmadı için kurduğu alarmı sildi. Çünkü yeniden çalabilme ihtimali vardı. Teleonda yazarken ne 5szacağının tereddütüile bir ara duraksadı. Salonda yarı y

Uzanmış vaziyette idi. Mutfaktan küçük oğlu ile eşinin sesleri geliyordu. Küçük oğlu bu sabah Dikili tsraflarınabir gezi grubu ike dağ yürüyüşüne gideceği için hazırlık yapıyordu. Bu arada dün sabah içtiği İngiliz tuzu nun etkisi ile bağırsakları gürül gürül sesler çıkerarak midesinde giren suları sıvaları çıkarmak için uğraşıyordu... Bir ara kulaklarının çınladığınu farketti.Belli de kulakları hep çınlıyordu ama sürekli olmasından dolayı dikkatini çekmiyor olabilirdi. Acaba neden çınlıyordu kulakları. Merak etti...  Son defa kendini nefesini kalbimi dinlerkenbağırsaklarından bir küklere sesi duydu.  Dinlen artık bu günlük başlangıç alıltırmadı yeterli dedi. Ve kapattı...

11 Ekim 2024 Cuma

Başlangıç 2 (12 Ekim Cumartesi)

 Yine güzel bir sabahın ilk anlarındayız. Hava pırıl pırıl berrak. Başımı kaldırıp da özlediğim gökyüzü masmavi bir beyaz bulut parçası bile yok. Güneş Ekim sabahında nasıl olması gerrikiyorsa öyle. Kendi halinde hafif bir sıcak gökyüxünden yeryüxüne yayılıyor. Ne kedi köpek ne de kul sesi duyuluyor. Evin doğu yönünden görülen karşı aparmanın çatısındaki güvercin kğmeslerinin akşamdan sabaha yakılan beyaz patlak göz kamaştıran ışığının yanıp yanmadığının artık bir etkisi kalmamış. Ancak gecenin içinde bu ışık soğuk parlaklığıyla rahatsız ediyor.Televizyon açık. TRT haber de spiker devamlı bir şeyler anlatıp duruyor. Herkes kendi halinde takılıp duruyor. Küçük oğlum işe gitmek için hazırlanmış onu işe götürecek Palio aracın yaklaştığunın haberini bekliyor. Birlikte çalıştığı Abisi geçerken haber verecek, o da hemen yola çıkacak... Bu arada elinde telefon Abdülaziz padişahın bestelediği bir eseri dinledi9ini söylüyor. Evde sürekli askeri marşlar dilemeyi çok seviyor .Boyu yetersiz olduğundan askeri okula gidemediği için esefli kederli olsa da bu gerçeğe alışmaya çalışıyor... Artık son İngiliz tuzu karışımını içme zamanı geldi... 

30 Eylül 2024 Pazartesi

Yol

Günlerden pazartesi. Aracının olmaması nedeniyle eşinin köyde bulunan anne babasının yanına uzun süredir gidemiyorlardı. Eşinin teyze kızının köyde birlikte kahvaltı yapma teklifi üzerine sabah hazırlanıp yola çıktılar.

23 Eylül 2024 Pazartesi

Değişim

Günler birbiri ardınca geçip gidiyor. Biriktikçe hafta, biraz daha biriktikçe ay, daha da çoğalınca adı yıl oluyor. Sonra yıllar yıla eklendikçe de ömür deniyor. Geçen zamanların içine nice farklı sevinçler sıkıntılar üzüntüler mutluluklar serpiliyor. Bu serpintiler hayat hikayelerini oluşturuyor. Hikayelerini düzenleyip kaydedebilenler ise gelecek günlerde yaşayanlara ibretlerini tecrübelerini aktarabilmiş olan bahtiyarlar sınıfına dahil olabiliyor. 

Bu satırları yazma cesareti gösteren ve internet ortamında kaydeden de aynı şekilde hayatının içinde önüne çıkan  her ne ise onu o an ki şartlara göre değerlendirerek yazıya dökmeye gayret edenlerdendir. Bu çabasının sonuç vermesi ya da vermemesi de önemli değildir. Esas olan onun yazma gayret ve cesaretidir. Sonrası önemli değildir, nasıl olsa sonrasını sonrakiler düşünecektir.

Yaklaşık bir ay önce yüz on beş yıllık şehrin en eski binasında çalışmakta olduğu işyerindeki büro, şehrin bir başka semtinde yeni yapılan ek hizmet binasına nakledildi. Nakil esnasında taşınacakları hazırlamak ve gidilecek yerde eşyaları dosyaları uygun yerlere düzgün bir şekilde yerleştirmek için çok uğraştılar. Ancak ne kadar emek vermiş olsalar da aksaklıklar ve eksiklikler olmuştu. Ayrıldıkları tarihi binada kalanların ne kadar şanslı olduğunu, kendilerinin bahtsız görevliler olarak, bilinmeyen bir yerde yeniden işler ve alışkanlıklar, yeni düzenler geliştireceklerini düşünerek üzüldüler. Çünkü alışılageldik olandan rutinden ayrılmak belirsizlikler içinde bir şeyleri belirleyip düzene koymak kolay değildir. Ancak yeni yere yerleştikçe ve zaman kendi düzeni içinde akmaya başlayınca, onlar da -bu nakil işi ilk zamanlar kendisini ve arkadaşlarını üzmüş olsa da- zamanla yeniliğe temizliğe ve sükunete alıştılar.

Eski işyerinin tarihi büyük ve kasvetli ortamından yeni bir ortama geçmek nice burun kıvrıkları söylenmeler kızgınlıklar kahırlar ve beklentilerinden çok daha fazla yorgunluklarla beraber  kas kırılmaları içinde oluşmuşsa da,  yüksek ve yüksek olduğu için de zirvelerinde soğuk rüzgarların estiği, görevliler arasında bir nevi Bizans oyunları benzeri gözle görülmeyen rekabet ortamından ve bu ortamdaki  yetkililerden uzak bu yeni yerde daha samimi daha sakin bir düzen kurmaya başladıklarını da fark etmişlerdi.   

Sonra düşündü ki değişim hayatta değişmeyen tek ögedir. Çünkü her an bilmem kaç bin kilometre hızla dönen şu yalancı dünyada sabit kaldığını düşünen bile dünyanın hızı kadar değiştiğinin hareket ettiğinin bilincinde olmalıdır. 

Cahit Sıtkı Tarancı'nın otuz beş yaş şiirinin bir yerinde aynaya  karşı, "... Zamanla nasıl değişiyor insan! Hangi resmime baksam ben değilim. Nerde o günler, o şevk, o heyecan? Bu güler yüzlü adam ben değilim; Yalandır kaygısız olduğum yalan...." dediği gibi...(23.09.2024)


19 Eylül 2024 Perşembe

Berber

16 Eylül 2024 Pazartesi günü akşamüzeri mesaiden çıkarken diş tedavisine gideceğini Müdüre söyledikten sonra yeni taşındıkları iş yerinin beşinci katında bulunan bürodan aşağıya inmek için merdivenlere yöneldi. Biraz hareket olması iyi olur düşüncesiyle asansörü kullanmak istemedi. Yavaş yavaş sakin adımlarla merdivenlerden inerek zemin kata vardığında  camlara yeni yapıştırılan kurum ismini ve amblemini inceleyerek otomatik kapıdan çıktı. Kapının tam karşısında yol kenarında sohbet eden güvenlikçi dahil birkaç kişiye selam vererek polis lojmanlarının çitlerine bağladığı bisikletine gitmek için dağ tarafına yöneldi. Bisikletinin tellere bağlı kilidini söktü. Yavaşça kaldırımdan indirdikten sonra bisikletine bindi. Pedallara bastığında bisikletin daha rahat aktığını fark edince hafta sonu eski lastikleri yeni geniş lastiklerle değiştirdiğinden bisiklete daha rahat binebiliyor olmasına sevindi...

17 Eylül sabahı kahvaltısını çabucak yaparak evden erken çıktı ve bisikletini apartmanda kilitlediği yerden aldıktan sonra saçlarını kestirmek için  devamlı gittiği bitpazarında bulunan berbere doğru aceleyle yola çıktı.

Berber, kendinden daha yaşlıca birisinin kırlaşmış saçlarını kısaltmakla uğraşıyordu. Selam verdi. kısa hal hatırdan sonra dükkanın önünde bulunan sandalyeye oturdu. Bir yandan parkı ve dükkanın karşısında bulunan kavun satıcısının parkın kenarına kaldırıma yığdığı iri sarı kavunların başındaki hareketliliği gözlemlemeye başladı. Allah bereket versin tamam tamam sözleriyle bir seyyar satıcı el arabasına seçtiği kavunları yerleştiriyordu.

Sabahın dinginliğinin hissedildiği bu sakin bölgede bir zamanlar şehrin otogarı vardı. İstanbul'dan İzmir'den Konya'dan gelen şehirlerarası otobüsler  bu bölgeye gelir, yolcu alır yolcu indirir, garajın etrafındaki tamirhanelerde bakımları yapılırdı. Bölgede bulunan yapılar o günlerin hatıralarını hala barındırıyordu. Gittiği berberin o zamandan bu yana değişmediğini tahmin ettiği mavi boyalı demir camekanlarında eski yıllardan kalan birkaç parça kirli anıyı da barındıran camlar hala mevcuttu. Eski aynaların arasına çivilenmiş kenarları kıvrık soluk duvar takvimi üzerindeki manzarayla birlikte asıldığı tarihi de gösteriyordu. Bir an  Necati Cumalı'nın "Tülü" hikayesi aklına geldi. Hikaye böyle bir bölgede dükkanlarda asılı duran eski sararmış fotoğrafları tarif ederek başlıyordu.

Bu arada berberin hızla çalışan şarjlı makinası da birkaç dakika sonra ihtiyarın saç kesim işini  bitirmişti.

Berber tıraş olana sıhhatler olsun diyerek avucuna kolonya tuttuktan sonra, ihtiyar yandaki kollardan destek alarak berber koltuğundan kalktı hesabını ödedi vedalaştı ve sakin adımlarla kapıdan çıktı. 

Buyur dedi berber Ahmet geç. Koltuğa oturur oturmaz beyaz örtüyü boynunun altından itibaren üzerine örterken bugün izinli misin dedi. Eh bir kaç saatlik izinliyim diyerek cevapladı.

Daha önceki tıraş zamanından kalan bir kaç konuda laflarken tıraş makinesi de ustanın maharetli ellerinde görevini yerine getiriyordu. Her yanını saran beyaz örtünün altında gözlemekten ve sohbetten başka yapabileceği ne vardı ki? Çay içer misin diye sordu. Yok çarpıntı yapıyor diyerek reddetti. Berber  saçın ve başın durumu ve pozisyonuna göre tıraş makinasının birini bırakıyor fişe takıyor ve çekmeceden daha farklı özellikleri olduğunu tahmin ettiği başka bir makine çıkararak kaldığı yerden işine devam ediyordu. Kesilen dökülen saçları önüne birikmeye başlamıştı. Yıllar yılı her berbere geldiğinde  kesilerek önüne dökülen saçlarını düşündü. İlk beyazlar önüne geldiğindeki tedirginliği atlatmış artık beyazlarını kabul etmişti. Hayatın aşamalarıydı, kabul etmek zorundaydı. Allah her yaş için ayrı ayrı sağlık ve esenlikler versin diye düşündü.

Berber tıraşlı başına uzaktan sağdan soldan bakarak elinde makas ve tarak  ile kestiği saçlardan geri kalanı kontrol etmeye başlayınca işin sonuna gelindiğini anladı. Son kontroller yapılıyordu. Ardından on beş yirmi santimlik bir çubuğun ucuna bağlı pamuk parçasını kolonyaya daldırdı. Kolonyalı pamuğu çakmak ile tutuşturdu ve ateşini  her iki kulağına   kısa aralıklarla hızlıca çekip uzaklaştırdı. Bir yanık kokusu etrafa yayıldı. Kulaklarındaki tüyler temizlenmişti. İşte işin püf noktalarından biri de bu diye düşündü. Ona göre, bu işi tıraş olanı incitmeden yapmak ustanın maharetini kabiliyetini gösteriyordu.

Ardından kolonya şişesini avucuna dökerek saçlarına sürerek taradı. Boynundan aşağıya doğru bağladığı beyaz bezi sükunetle topladı. Dükkanın bir köşesine sükûnetle silkeledi. Elektrikli saç kurutma makinesi ile saçını ve boynunu rüzgara tuttu. Berber   sıhhatler olsun diyerek elindeki kolonyayı avucuna doğru uzatırken, o da aynı diğer müşteri gibi koltuğundan kalkıyordu.

Cüzdanını çıkardı borcunu ödedi ve vedalaşarak dükkandan ayrıldı.  Berber yerleri süpürüp ona tekrar bakıncaya kadar bisikletine binmişti bile. Gülümseyerek yeniden vedalaştılar... 

 

8 Eylül 2024 Pazar

Kaçış

İçinde günlerdir bir türlü etkisini yitirmeden hatta artarak devam eden gerginliğinin hal ve hareketlerine olumsuz etkisini bir türlü üzerinden atamıyordu. Atamıyordu çünkü her akşam iş dönüşü eve girdiğinde açılan ilk konu  hiç değişmiyordu.  Ne dese, ne anlatsa, ne tavsiye etse, ne gösterse, ne nasihat etse değişmiyordu. Hep biteviye aynı konu açılıyor. Aynı sorular soruluyor. Aynı cevaplar veriliyordu.  Dayanabileceği sınıra kadar sabırla dinliyor. Bir süre geçtikten sonra sabrı kalmıyor ve öfkeleniyordu. Bir ara sakinleştirici şurubunu içiyor. Şurubun yarım saat içinde vücuduna tesiri başlayınca sakinlemeye başlıyor, bir süre sonra da yatağına uzanıyordu. Sonra uykunun derinliklerinde her şeyi unutuyor, teselliyi uykuda buluyordu. Bu durum nereye kadar sürecekti.   

Hayatın yaşanması gereken nice iyi ve çözülmesi gereken nice kötü yanı varken sadece bir tarafına takılı kalmak bir ruh sorununun başlangıcı mıydı? Hem de çözülmesi kendi elinde olmayan bir konuda zihnin takılı kalması ne kadar zor bir durumdu. Zihin kilitlenmişti ve açılamıyordu. Bu konuda kendisinin çözüme yönelik attığı adımın durumu daha da kötüleştirmiş olabileceğine kanaat getirdi. Belki de kendi araya girerek durumu karşılıklı olarak tevil etmeliydi, yorumlamalıydı. Ancak o direk çözümün meseleyi kolayca çözebileceğini düşünmüştü. Öyle olmadı. Ve şimdi çözüme katılmadan direk çözüm girişimin sıkıntılı sonuçlarına katlanıyordu. İnşallah  yeni hepimiz için  hayırlı bir konu ortaya çıkar ve hep beraber oraya odaklanılır.(19.09.2023)

Bekleyiş

Bekliyorduk. Babamın hastalığında iyi gelişmeler olması konusunda Kardeşlerimle beraber her an yeni bir haber bir müjde bir mutlu haber bekliyorduk. Ama her yeni gün, yeni istenmezliklerle karşılaştırıyordu bizleri. 16 Ekim akşam 19.00 sıraları evinden ambulansla Merkez Efendi Devlet Hastanesi Acil Servisine götürülen Babam, o gece yoğun bakıma alınıyor ve o günden bu yana günlük kısa aralıklarla sırayla görebiliyoruz. Doktorların ise müjdeli bir cevabı yok.

Önce  daha iyi nefes alması sağlanacağı için boğazında bir delik açıldı. Ardından daha iyi beslenebilmesi için midesine tüp konularak mama ile besleneceği söylendi. Bu amaçla bizlerden rıza metni imzalamamız istendi. İmzaladık. Razı olmayıp da ne yapabilecektik. Sağ olsun doktorlar ne gerekiyorsa eldeki imkanları ile yapıyorlardı.  

Bize de ümit ve hüzün arasında bir bekleyiş düşüyordu. Sonunda iyi haberler duymak temennisi ve tesellisi ile beklemeye devam ediyoruz. Allah zorda olan tüm insanlara kolaylıklar versin. 

Yakın zamanda eve çıkabilecek durumu geldiğinde evde bakımla ilgili gelişmeler olacak. İnşallah kardeşlerimle bu aşamayı da atlatarak babamıza daha iyi bir bakım ortamı sağlayabiliriz. Bu evde bakım hepimiz için yeni fedakarlıklara yol açacak. 

Rabbimiz Yüce Kitabında: "Şüphe yok ki her güçlükle beraber bir de kolaylık var. (Unutma) Kesinlikle her zorlukla beraber, elbette bir kolaylık (ve rahatlık) da olacaktır. Çünkü gerçekten her zorlukla beraber (iki kere)kolaylık bulunacaktır.) (İnşirah 5-6-7-9)" buyuruyor. 

Yeni fedakarlıklar, gayretler zorluklar ve müjdeler sevaplar da getirecek. Sabırla devam ettirebilmeyi ve hayırlı sonuçlara ulaşabilmeyi temenni etmek şu an için tek yapabileceğimiz. 23.11.2023

Yorgun

Yorgun. İnsanın fiziki olarak dayanabileceği sınırın üzerinde eylem içinde olmasının getirdiği bünyesinin dinlenmek için alarm verdiği anın ...