30 Eylül 2024 Pazartesi

Yol

Günlerden pazartesi. Aracının olmaması nedeniyle eşinin köyde bulunan anne babasının yanına uzun süredir gidemiyorlardı. Eşinin teyze kızının köyde birlikte kahvaltı yapma teklifi üzerine sabah hazırlanıp yola çıktılar.

23 Eylül 2024 Pazartesi

Değişim

Günler birbiri ardınca geçip gidiyor. Biriktikçe hafta, biraz daha biriktikçe ay, daha da çoğalınca adı yıl oluyor. Sonra yıllar yıla eklendikçe de ömür deniyor. Geçen zamanların içine nice farklı sevinçler sıkıntılar üzüntüler mutluluklar serpiliyor. Bu serpintiler hayat hikayelerini oluşturuyor. Hikayelerini düzenleyip kaydedebilenler ise gelecek günlerde yaşayanlara ibretlerini tecrübelerini aktarabilmiş olan bahtiyarlar sınıfına dahil olabiliyor. 

Bu satırları yazma cesareti gösteren ve internet ortamında kaydeden de aynı şekilde hayatının içinde önüne çıkan  her ne ise onu o an ki şartlara göre değerlendirerek yazıya dökmeye gayret edenlerdendir. Bu çabasının sonuç vermesi ya da vermemesi de önemli değildir. Esas olan onun yazma gayret ve cesaretidir. Sonrası önemli değildir, nasıl olsa sonrasını sonrakiler düşünecektir.

Yaklaşık bir ay önce yüz on beş yıllık şehrin en eski binasında çalışmakta olduğu işyerindeki büro, şehrin bir başka semtinde yeni yapılan ek hizmet binasına nakledildi. Nakil esnasında taşınacakları hazırlamak ve gidilecek yerde eşyaları dosyaları uygun yerlere düzgün bir şekilde yerleştirmek için çok uğraştılar. Ancak ne kadar emek vermiş olsalar da aksaklıklar ve eksiklikler olmuştu. Ayrıldıkları tarihi binada kalanların ne kadar şanslı olduğunu, kendilerinin bahtsız görevliler olarak, bilinmeyen bir yerde yeniden işler ve alışkanlıklar, yeni düzenler geliştireceklerini düşünerek üzüldüler. Çünkü alışılageldik olandan rutinden ayrılmak belirsizlikler içinde bir şeyleri belirleyip düzene koymak kolay değildir. Ancak yeni yere yerleştikçe ve zaman kendi düzeni içinde akmaya başlayınca, onlar da -bu nakil işi ilk zamanlar kendisini ve arkadaşlarını üzmüş olsa da- zamanla yeniliğe temizliğe ve sükunete alıştılar.

Eski işyerinin tarihi büyük ve kasvetli ortamından yeni bir ortama geçmek nice burun kıvrıkları söylenmeler kızgınlıklar kahırlar ve beklentilerinden çok daha fazla yorgunluklarla beraber  kas kırılmaları içinde oluşmuşsa da,  yüksek ve yüksek olduğu için de zirvelerinde soğuk rüzgarların estiği, görevliler arasında bir nevi Bizans oyunları benzeri gözle görülmeyen rekabet ortamından ve bu ortamdaki  yetkililerden uzak bu yeni yerde daha samimi daha sakin bir düzen kurmaya başladıklarını da fark etmişlerdi.   

Sonra düşündü ki değişim hayatta değişmeyen tek ögedir. Çünkü her an bilmem kaç bin kilometre hızla dönen şu yalancı dünyada sabit kaldığını düşünen bile dünyanın hızı kadar değiştiğinin hareket ettiğinin bilincinde olmalıdır. 

Cahit Sıtkı Tarancı'nın otuz beş yaş şiirinin bir yerinde aynaya  karşı, "... Zamanla nasıl değişiyor insan! Hangi resmime baksam ben değilim. Nerde o günler, o şevk, o heyecan? Bu güler yüzlü adam ben değilim; Yalandır kaygısız olduğum yalan...." dediği gibi...(23.09.2024)


19 Eylül 2024 Perşembe

Berber

16 Eylül 2024 Pazartesi günü akşamüzeri mesaiden çıkarken diş tedavisine gideceğini Müdüre söyledikten sonra yeni taşındıkları iş yerinin beşinci katında bulunan bürodan aşağıya inmek için merdivenlere yöneldi. Biraz hareket olması iyi olur düşüncesiyle asansörü kullanmak istemedi. Yavaş yavaş sakin adımlarla merdivenlerden inerek zemin kata vardığında  camlara yeni yapıştırılan kurum ismini ve amblemini inceleyerek otomatik kapıdan çıktı. Kapının tam karşısında yol kenarında sohbet eden güvenlikçi dahil birkaç kişiye selam vererek polis lojmanlarının çitlerine bağladığı bisikletine gitmek için dağ tarafına yöneldi. Bisikletinin tellere bağlı kilidini söktü. Yavaşça kaldırımdan indirdikten sonra bisikletine bindi. Pedallara bastığında bisikletin daha rahat aktığını fark edince hafta sonu eski lastikleri yeni geniş lastiklerle değiştirdiğinden bisiklete daha rahat binebiliyor olmasına sevindi...

17 Eylül sabahı kahvaltısını çabucak yaparak evden erken çıktı ve bisikletini apartmanda kilitlediği yerden aldıktan sonra saçlarını kestirmek için  devamlı gittiği bitpazarında bulunan berbere doğru aceleyle yola çıktı.

Berber, kendinden daha yaşlıca birisinin kırlaşmış saçlarını kısaltmakla uğraşıyordu. Selam verdi. kısa hal hatırdan sonra dükkanın önünde bulunan sandalyeye oturdu. Bir yandan parkı ve dükkanın karşısında bulunan kavun satıcısının parkın kenarına kaldırıma yığdığı iri sarı kavunların başındaki hareketliliği gözlemlemeye başladı. Allah bereket versin tamam tamam sözleriyle bir seyyar satıcı el arabasına seçtiği kavunları yerleştiriyordu.

Sabahın dinginliğinin hissedildiği bu sakin bölgede bir zamanlar şehrin otogarı vardı. İstanbul'dan İzmir'den Konya'dan gelen şehirlerarası otobüsler  bu bölgeye gelir, yolcu alır yolcu indirir, garajın etrafındaki tamirhanelerde bakımları yapılırdı. Bölgede bulunan yapılar o günlerin hatıralarını hala barındırıyordu. Gittiği berberin o zamandan bu yana değişmediğini tahmin ettiği mavi boyalı demir camekanlarında eski yıllardan kalan birkaç parça kirli anıyı da barındıran camlar hala mevcuttu. Eski aynaların arasına çivilenmiş kenarları kıvrık soluk duvar takvimi üzerindeki manzarayla birlikte asıldığı tarihi de gösteriyordu. Bir an  Necati Cumalı'nın "Tülü" hikayesi aklına geldi. Hikaye böyle bir bölgede dükkanlarda asılı duran eski sararmış fotoğrafları tarif ederek başlıyordu.

Bu arada berberin hızla çalışan şarjlı makinası da birkaç dakika sonra ihtiyarın saç kesim işini  bitirmişti.

Berber tıraş olana sıhhatler olsun diyerek avucuna kolonya tuttuktan sonra, ihtiyar yandaki kollardan destek alarak berber koltuğundan kalktı hesabını ödedi vedalaştı ve sakin adımlarla kapıdan çıktı. 

Buyur dedi berber Ahmet geç. Koltuğa oturur oturmaz beyaz örtüyü boynunun altından itibaren üzerine örterken bugün izinli misin dedi. Eh bir kaç saatlik izinliyim diyerek cevapladı.

Daha önceki tıraş zamanından kalan bir kaç konuda laflarken tıraş makinesi de ustanın maharetli ellerinde görevini yerine getiriyordu. Her yanını saran beyaz örtünün altında gözlemekten ve sohbetten başka yapabileceği ne vardı ki? Çay içer misin diye sordu. Yok çarpıntı yapıyor diyerek reddetti. Berber  saçın ve başın durumu ve pozisyonuna göre tıraş makinasının birini bırakıyor fişe takıyor ve çekmeceden daha farklı özellikleri olduğunu tahmin ettiği başka bir makine çıkararak kaldığı yerden işine devam ediyordu. Kesilen dökülen saçları önüne birikmeye başlamıştı. Yıllar yılı her berbere geldiğinde  kesilerek önüne dökülen saçlarını düşündü. İlk beyazlar önüne geldiğindeki tedirginliği atlatmış artık beyazlarını kabul etmişti. Hayatın aşamalarıydı, kabul etmek zorundaydı. Allah her yaş için ayrı ayrı sağlık ve esenlikler versin diye düşündü.

Berber tıraşlı başına uzaktan sağdan soldan bakarak elinde makas ve tarak  ile kestiği saçlardan geri kalanı kontrol etmeye başlayınca işin sonuna gelindiğini anladı. Son kontroller yapılıyordu. Ardından on beş yirmi santimlik bir çubuğun ucuna bağlı pamuk parçasını kolonyaya daldırdı. Kolonyalı pamuğu çakmak ile tutuşturdu ve ateşini  her iki kulağına   kısa aralıklarla hızlıca çekip uzaklaştırdı. Bir yanık kokusu etrafa yayıldı. Kulaklarındaki tüyler temizlenmişti. İşte işin püf noktalarından biri de bu diye düşündü. Ona göre, bu işi tıraş olanı incitmeden yapmak ustanın maharetini kabiliyetini gösteriyordu.

Ardından kolonya şişesini avucuna dökerek saçlarına sürerek taradı. Boynundan aşağıya doğru bağladığı beyaz bezi sükunetle topladı. Dükkanın bir köşesine sükûnetle silkeledi. Elektrikli saç kurutma makinesi ile saçını ve boynunu rüzgara tuttu. Berber   sıhhatler olsun diyerek elindeki kolonyayı avucuna doğru uzatırken, o da aynı diğer müşteri gibi koltuğundan kalkıyordu.

Cüzdanını çıkardı borcunu ödedi ve vedalaşarak dükkandan ayrıldı.  Berber yerleri süpürüp ona tekrar bakıncaya kadar bisikletine binmişti bile. Gülümseyerek yeniden vedalaştılar... 

 

8 Eylül 2024 Pazar

Kaçış

İçinde günlerdir bir türlü etkisini yitirmeden hatta artarak devam eden gerginliğinin hal ve hareketlerine olumsuz etkisini bir türlü üzerinden atamıyordu. Atamıyordu çünkü her akşam iş dönüşü eve girdiğinde açılan ilk konu  hiç değişmiyordu.  Ne dese, ne anlatsa, ne tavsiye etse, ne gösterse, ne nasihat etse değişmiyordu. Hep biteviye aynı konu açılıyor. Aynı sorular soruluyor. Aynı cevaplar veriliyordu.  Dayanabileceği sınıra kadar sabırla dinliyor. Bir süre geçtikten sonra sabrı kalmıyor ve öfkeleniyordu. Bir ara sakinleştirici şurubunu içiyor. Şurubun yarım saat içinde vücuduna tesiri başlayınca sakinlemeye başlıyor, bir süre sonra da yatağına uzanıyordu. Sonra uykunun derinliklerinde her şeyi unutuyor, teselliyi uykuda buluyordu. Bu durum nereye kadar sürecekti.   

Hayatın yaşanması gereken nice iyi ve çözülmesi gereken nice kötü yanı varken sadece bir tarafına takılı kalmak bir ruh sorununun başlangıcı mıydı? Hem de çözülmesi kendi elinde olmayan bir konuda zihnin takılı kalması ne kadar zor bir durumdu. Zihin kilitlenmişti ve açılamıyordu. Bu konuda kendisinin çözüme yönelik attığı adımın durumu daha da kötüleştirmiş olabileceğine kanaat getirdi. Belki de kendi araya girerek durumu karşılıklı olarak tevil etmeliydi, yorumlamalıydı. Ancak o direk çözümün meseleyi kolayca çözebileceğini düşünmüştü. Öyle olmadı. Ve şimdi çözüme katılmadan direk çözüm girişimin sıkıntılı sonuçlarına katlanıyordu. İnşallah  yeni hepimiz için  hayırlı bir konu ortaya çıkar ve hep beraber oraya odaklanılır.(19.09.2023)

Bekleyiş

Bekliyorduk. Babamın hastalığında iyi gelişmeler olması konusunda Kardeşlerimle beraber her an yeni bir haber bir müjde bir mutlu haber bekliyorduk. Ama her yeni gün, yeni istenmezliklerle karşılaştırıyordu bizleri. 16 Ekim akşam 19.00 sıraları evinden ambulansla Merkez Efendi Devlet Hastanesi Acil Servisine götürülen Babam, o gece yoğun bakıma alınıyor ve o günden bu yana günlük kısa aralıklarla sırayla görebiliyoruz. Doktorların ise müjdeli bir cevabı yok.

Önce  daha iyi nefes alması sağlanacağı için boğazında bir delik açıldı. Ardından daha iyi beslenebilmesi için midesine tüp konularak mama ile besleneceği söylendi. Bu amaçla bizlerden rıza metni imzalamamız istendi. İmzaladık. Razı olmayıp da ne yapabilecektik. Sağ olsun doktorlar ne gerekiyorsa eldeki imkanları ile yapıyorlardı.  

Bize de ümit ve hüzün arasında bir bekleyiş düşüyordu. Sonunda iyi haberler duymak temennisi ve tesellisi ile beklemeye devam ediyoruz. Allah zorda olan tüm insanlara kolaylıklar versin. 

Yakın zamanda eve çıkabilecek durumu geldiğinde evde bakımla ilgili gelişmeler olacak. İnşallah kardeşlerimle bu aşamayı da atlatarak babamıza daha iyi bir bakım ortamı sağlayabiliriz. Bu evde bakım hepimiz için yeni fedakarlıklara yol açacak. 

Rabbimiz Yüce Kitabında: "Şüphe yok ki her güçlükle beraber bir de kolaylık var. (Unutma) Kesinlikle her zorlukla beraber, elbette bir kolaylık (ve rahatlık) da olacaktır. Çünkü gerçekten her zorlukla beraber (iki kere)kolaylık bulunacaktır.) (İnşirah 5-6-7-9)" buyuruyor. 

Yeni fedakarlıklar, gayretler zorluklar ve müjdeler sevaplar da getirecek. Sabırla devam ettirebilmeyi ve hayırlı sonuçlara ulaşabilmeyi temenni etmek şu an için tek yapabileceğimiz. 23.11.2023

19 Temmuz 2024 Cuma

Bizim Diyar

Amcakızı Güler'in biricik kızının düğünü için  davet edildik. On üç temmuz Cumartesi günü hazırlanarak sabah saat altıda Gediz'e Akçaalan köyüne doğru yola çıktık. Turgutlu, Salihli, Uşak kavşağı, Gediz, Gediz Pazarı derken öğleye doğru köye vasıl olduğumuzda evin anahtarlarını sormak için yengemizi aradığımızda  ısrarla düğün evine çağırıldık. Aracın yönünü düğün evine çevirdik. Karşılamaya çıkmışlar. Bizi görünce sevinçleri memnuniyetleri yüzlerinden okunuyordu. Kahvaltı yaptığımız halde ısrarla sofraya oturtulduk. Sevilen kişiye sevdiğini göstermenin verilen önemin bir göstergesi de sofradır. Allah razı olsun. O şarkı doğruyu söyler. "Ankara'dan Abim geldi evde bir bayram havası" Öyle de oldu. Hepimizde bir hoşnutluk bir bayram havası...

Artık resmi olarak köy değildi mahalle olmuştu ama bizim  köyümüzdü. 1958 yılında belediye iken nüfusu azala azala önce belediyelikten düştü sonra köy ardından mahalle oldu. Köye her ziyarette yaşayan insan sayısının azaldığı evlerin boş olduğu hatta yıkılıp göçtüğü görülüyordu. Yurt dışında yaşayan bir kısmı ise imkanlarının genişliği ile özenerek birkaç katlı evler yaptığı, ancak zamanla ilk günlerdeki gibi gelinemediği binanın her yanını saran tozdan bahçelerdeki çalı çırpıdan anlaşılıyordu. Sokaklarda çoluk çocuk görünmüyordu. Köyün merkezindeki kahvenin üst bölümünde oyun oynayan nisbeten genç emekliler ile alt bahçesinde ağaçların gölgeleri altında oturan yaşı geçkin diğer kısmı ortadaki fıskiyeli havuzu seyrederken bazıları da kısık gözlerle dağları seyrediyor, yanında sohbet ettiği arkadaşının sorularına öylesine cevaplar vererek zamanını dolduruyor. Zaman doldurmak deyince sabah evden çıkarken eşinin kahvaltıya kadar müsaade ettiği sınırlı zaman kastedilmiştir. Öğleden sonra öğle namazı akabinde bir süre uyuduktan sonra ikindi namazını müteakip kahvedeki -eğer boşsa- aynı masada oturup aynı arkadaşı ile sohbetin sabahtan kalan kısmını tamamlamaya başlanıyor. 

Köye geldiğinin ilk sabahında ise eşiyle mezarlığa gitmişti. Evden çıkıp mezara doğru yürürken köy okulunun önündeki yeşil sahanın yanında son günlerin modası bir TOGG otomobilde iki genç sohbet ediyordu. Geçerken selam verdi ama o kadar dalgınmışlar ki selamını duymadılar.(Ya da iplemediler, önemsemediler)  Devam etti. Doğuya mezarlığa  doğru uzayan sokağın sol yanındaki eski harman yerinin toprak yığınlarıyla bozulduğunu, kenarlarında yeni yeni bahçeler  bulunduğunu gördü. Çocukluğunun aklı erdiği zamanlarının başlarında harman yerine doğru ekin taşıyan kağnı gıcırtılarıyla ortalığın çınladığı sıcak yaz aylarını hatırladı. Harman yığınlarını hayal meyal hatırladı. Depremden sonraki ilk yıllar olmalı dedi kendi kendine... Halasının evini,  halaoğullarını, BMC kamyonuyla diyar diyar kömür taşıyan eniştesini.

15 Temmuz sabahı da erken saatlerde eşiyle köyün içini baştan aşağı dolaştı. Uzun yıllardır girmediği bazı sokakları köyün diğer ucunda bulunan evleri yerleri gezdi. Erken kalkarak balkonunda bir şeylerle uğraşan yaşlılarla  kısa sohbetler yaptı. Köşe başlarında kimseler toplamadığı için tüm meyvesini sokağa dökmek zorunda kalan dut ağaçlarının dallarında kalan son taze dutları topladı. Bahçe çitlerinden yola sarkarak belki meyvelerim bir insanoğlunun ağzına girer diye olgunlaşan, ancak kimse gelip toplamadığı için de dut ağaçları gibi küsüp meyvelerini yerlere atan, dallarının altında ezilen çürüyen kokuşan kırmızı renkli meyveleriyle bekleyen nice erik ağacıyla karşılaştı. 

Kimseler geçmediği için yoldaki taşlarını ot bürüyen sokaklardan geçti. Ara ara hafızasına düşen anılarla şimdi zamanı karşılaştırdı. Köyün git gide silinmeye başladığına kanaat getirdi. Dolaşıp gözlemlediği yerlerin ekserisinde bir sessizlik bir yoksulluk bir hüzün yerleştiğini idrak etti. Bu köyde eski günlerin neşesinin canlılığının olmadığına hükmetti. Bir dini bayram (eğer evin büyükleri çoluk çocuğu ikna edebilmişse) bir yakın akraba düğünü bir cenaze anında geçici olarak kalabalıklaşan köyün yıl içindeki günlerinin çok büyük bölümünün bom boş geçtiğine inandı.

Sonra düşündü ve idrak etti ki sadece kendi ata yurdunun hali değildi bu, eğer büyükşehirlerden uzaksa, uzakta bulunan memleketin köylerinin çoğunun benzer sıkıntılar içinde bulunduğunu farketti. Çocukken dağlarını bayırlarını derelerini tepelerini gezip, sokaklarını şenlendirdiği bu yerler sadece çocuk şarkılarında kalan tatlı bir müzik nakaratı olmuştu. 

"Orda bir köy var uzakta . Gitmesek de gelmesek de o köy bizim köyümüzdür." 

Evet bizim köyümüzdür.(19.07.2024)

10 Temmuz 2024 Çarşamba

Azim

İnsanoğlu kendisine bahşedilen sonunu bilmediği hayatı içinde nice badirelerden geçiyor. Bu sıkıntılara  karşı cevabını bazen sabırla bazen de öfke ve itirazla veriyor.  Ancak her ne şekilde olursa olsun nihayetinde o sıkıntı hayatın akışı içinde gelip geçiyor. Ve akan zaman içinde andan gitgide uzaklaşıyor. Kişi o anı  sadece o sıkıntıyla karşılaştığında ortaya koyduğu eylemle hatırlıyor. Keşke mantığın imanın beden gücünün oluşturduğu bilgelik içinde en güzel en hayırlı en faydalı olanı (salih ameli) yapabilse.

Bu eylem (ya da  eylemsizlik /sabır)  azim gayret fedakarlık gerektiren bir süreç olduğundan her bünye layıkıyla  uygun şekliyle yerine getiremiyor. 

O zor anda geleceğe umudu yitirmeden yapılması gerekeni sabırla inatla gayretle yerine getirmek daha iyi zamanlara ulaşmak azmi içinde olmak ve bunu başarabilmek  kişiyi yeni bir seviyeye çıkarıyor... Başaranların, aşanların seviyesine...(17.01.2024)

9 Temmuz 2024 Salı

Ses ve koku


Sıcak  yaz gecelerinde evin doğu kısmındaki  pencereler ile batı kısmındaki pencereler hava sirkülasyonu ile serinlemek amacıyla karşılıklı olarak açılır. Bunun gecenin ilk saatlerine pek etkisi olmasa da ilerleyen saatlerde evin nemi ve sıcaklığı gitgide azalır ve uyuyanları rahatlatır. Ancak sokağa bakan batı tarafındaki pencerelerden gelen sokaktan geçen araçların gürültüleri ve insanların konuşma sesleri, gece arttıkça sessizlikte arttığından daha rahatsız edici olur. Açık olan doğu pencereleri de iç kısma baktığından yine sigara içmek için balkona çıkan insanların kendi aralarındaki fısıltılı sesleri bile evinde uyuyanlarca duyulur hale gelir. Bazen de uzak yerlerden gelen misafirleriyle uzun süre görüşemediklerinden özlem gidermek ve içerdeki çocukların uykusunu bozmamak için  sohbetlerine balkonlarında devam ederler. Ancak ne sokaktan geçenler ne de balkonlarında muhabbet edenler yan dairelerde uyumaya çalışanları dikkate alırlar. Bu seslere dayanamayanlarca kibarca ikaz edildiklerinde sessizce odalarına çekilip sohbeti sonlandırabilirler.
Bahsedilen bölgede tüm bu seslerin dışında biteviye, her gece süren bir başka ses ve koku daha vardır ki, iç boşluğa bakan apartmanlarda yaşayanlar için bu sesler ve kokular çevreye yayıldığı halde sanki yok hükmündedir.  İç boşluğun kuzeydoğu köşesinde apartmanın zemininde gece gündüz şehir halkını doyurmak için ekmek üreten fırının imalathanesinde ekmek yapmak için hamuru bankoya çarparak açan ve sonra baston tipi ekmek yapan fırın işçilerinin diğer ismiyle hamurkârların çalışma sesleri ile fırının bacasından çıkan rüzgarın etkisiyle yayılan is kokusudur. 
Kokunun sebebi günün içinde herhangi bir zamanda ters eden rüzgarla birlikte iç boşluğa inen baca dumanıdır. İlk kez hissedenler bir yerlerde yangın mı var endişesiyle tedirgin olsalar da zamanla kanıksanır. 
Gece yarısından sonra şehirdeki sessizliğe dinginliğe eklenmiş olan bu seslerdeki ritim ve intizam, hayatı fırın çevresinde geçenler için alışılageldik bir ritüel halinde beyinlerinin bir köşesinde sürekli devam eder.
Şehir ve insanlar var oldukça gece imalat için, gündüz satış için faaliyette bulunmak zorunda olan fırın ve çalışanlarının çıkardığı sesler, fırın çevresinde yaşayanlarca kanıksansa da, misafir olarak gelenler ve yeni taşınanlar için bu sesler ilk gece uykularını olumsuz etkilemektedir.   
Hamurkârın elleriyle bankoya vura vura genişlettiği ve sonra kıvırarak uzun (baston tipi) ekmek biçimi vererek tahta pasalardaki bezlerin arasına özenle sardığı hamurlar kabarıncaya kadar bekledikten sonra uzun küreklerle sıralı olarak fırına atılır ve piştikten sonra kürekçi tarafından fırından çıkarılarak satılmak üzere istiflenir. 
Doğal olarak sesin ve kokunun insan ruhuna yaptığı olumlu çağrışımlar dışında istenmese de, birlikte yaşamanın getirdiği sorumlulukla fedakarca yapılan faaliyetler sonrasında ortaya bu tür koku ve sesler de çıkmaktadır. İdeal olanı güzel kokularla ve seslerle dolu güzel bir hayat sürmek.
Hakkıyla çalışan ve hakkını aldığına inanan insanlar için çalışmak, aklını kemiren vesveselerden arınmaya vesile olabilir mi? sorusuna cevap olarak; aynı işle uğraşan önündeki işini bir an önce bitirmek için canla başla çalışmak durumunda olan insanların, telaşı/meşgalesi/amacı olmayan insanlara göre daha şanslı olduğuna kanaat getirdi. Çünkü alın teri ve emek kutsaldır.11.06.2024
 

Tedbir ve İntizam

12 Haziran sabahı bloğuna baktığında  29 Şubat günü yazmak niyetiyle açıp da boş bıraktığı blog sayfasının silinmeyip taslak olarak kaydedilmiş olduğunu fark etti. 

O günden bu güne bu boş taslak sayfası yazmasını beklediğine göre geç de olsa yazmadan bırakmak olmazdı. Yazmak not tutmak amacıyla tasarladıkları blog denilen sistemi bulanların emeğine gayretine karşı ayıp olurdu. Yazdığı ve şu an itibarı ile bir faydası da olmayan diğer yüzlerce sayfa dururken yeni bir sayfa daha yazarak sistemin kapasitesini azaltmasa, sistemi meşgul etmese daha mı iyi olurdu? 

Ama dedi içinde bir muhalif ses, bugün değil yıllar sonra zihninden geçenler dilinle ve elinle kayda geçemeyecek hale geldiğinde ya da senden sonra yani göçüp gittiğinde geride kalanlardan  merak edip arayıp bulanlar için hoş, değişik (belki de faydalı)  bir bilgi derlemesi olmaz mıydı? diye düşüncelerini seslendirdi.

Yine ama diyerek izin bile istemeden devam etti içindeki muhalif , yazdıklarının sırası konusu belli değil yazmışsın ancak karmakarışık bir ot yığını gibi, tarayıp düzenlenip konusuna göre sıralanması gerekmez miydi? 

Haklısın dedi. Planlı intizamlı olmak, yaptıklarının yazdıklarının düzenli bulunabilir olması önemli diyerek içinde her zaman su yüzüne çıkmadan mırıldanıp duran ve ne dediği net anlaşılamayan içindeki o muhalifi bu kez net konuştuğu için  takdir etti.

Muhaliflere  de söz hakkı vermek ve dinlemek her zaman ve her yerde faydalı oluyor. Bazen yapılacak iş muhalefet sebebiyle biraz gecikse de muhalifin ifade ettiği kusurlar düzeltilerek daha sağlam daha eksiksiz bir şekilde yolda kalınmadan yola devam edilmesine yararı oluyor diye düşündü.

Çünkü basit bir araçla bile  arızası kusuru  araştırılmadan bakımı yapılmadan yola çıkıldığında yolun en zor kesimlerinde yolda kalma ihtimali artıyor. Erken çıkmak çabuk varmak niyetiyle  tedbirsizlik yüzünden o keyifli yolculuk belki de istenilen yere varamadan bir uçurum dibinde ya da bir hastane koğuşunda bitebiliyor. Bu konuda her iş kolundan, tarihten ve bilimden  nice acı örnek verilebilir.

 (Akıl sonradan ah çekmek için değil, düşünüp tedbir almak içindir. Mevlana)

(Şans tedbirli kişilerin cephesinde savaşır. Euripides) 12.06.2024


ÖMÜR

"Ömür" denen ve -insan hayatının başlangıcından sonuna kadar olan süreci özetleyen kavramın- içinde geçen bir gün daha nihayete eriyordu. Akşam güneşinin şehrin batı ufuklarına yönelip, son ışık hüzmelerini şehrin içine doğru akıttığı ikindi sonrası, pencerelerden yansıyan sarı pırıltılar ve sokak aralarında oraya buraya biriken sarı kuru yapraklarla beraber, yansıyan son ışıklar sonbaharın bitip yaklaşan kışın da habercisiydi. 

Yaşın ilerlemesi nedeniyle kaslarında  azalan kuvvet, dünya meşguliyeti ile ilgili yapacaklarını da sınırlıyordu. Bir nevi hayatın da sonbaharına girdiğini, ağaran saçlarla beraber anlatıyordu.

Çevresinde daha uhrevi, daha sakin, daha durgun, daha eylemsiz bir düzen gelişiyordu. Bu durum hoşuna da gitmiyor değildi.

Artık dostlarıyla eylemin yerine söylemin önde olduğu faaliyetler geliştiriyordu. Gezip dolaşmaktan çok, bir mekanda oturarak devam eden uzun sohbetler, evde ise televizyonda gösterilen her ne ise onları takip etmek - faaliyet olarak-  gününün çoğunu kapsamaya başlamıştı. 08.11.2023

4 Temmuz 2024 Perşembe

Kim bilir?

Sol kulağındaki çınlamaya rağmen, içinde bir köşeye süpürülerek toplanan sıkıntılara birikintilere rağmen, ille de bu sayfaya bir kaç kelime yazmak için kendini zorlamanın ne gereği vardı diyebilir bu yazıyı okuma zahmetine katlanan  bir kısım okuyucu dostumuz.

Ama bazen yazmak içindeki sıkıntının mahiyetini çözmeye yararlı olabiliyor. İçindeki, o açıklanamaz tarif edilemez şey, yazılınca daha müşahhas, görünebilir hale dönüşüyor. Bir heykeltıraşın mermeri işledikçe yapmak istediği şeyin görünür olmaya başlaması gibi denebilir. 

O sebeple belki de yazmak kimileri için bir terapi yöntemidir. Kim bilir. Yazdıklarının o an için bir anlamı tutarlılığı olmasa da , ileriki zamanlarda bir faydası olabilir. En azından boş oturup da yararsız, bir süre sonra unutulabilecek  düşüncelerle zihnini meşgul etmektense, o an için aklına geleni kayda geçmek faydalıdır. "Su uçar yazı kalır" demişler diye düşünüyorum ve o yüzden de saçma da olsa yazıyorum. 23.11.2023

Yorgun

Yorgun. İnsanın fiziki olarak dayanabileceği sınırın üzerinde eylem içinde olmasının getirdiği bünyesinin dinlenmek için alarm verdiği anın ...