2 Temmuz 2025 Çarşamba

Yap o zaman

Sorunların ya da çözülmesi gereken düğümlerin üzerine cesaretle gidebilmek nedense her insanda bulunmayan bir haslet. Keşke kendisinde de bu haslet olsaydı diye düşünerek hayıflandı. Hayatı boyunca olayların içinde sorunların çözümünde bulunamadığı düşündü. Sanki hep saha kenarından belki de seyircilerin oturduğu  en arka sıraları seçerek oturarak maç seyreden suya sabuna fazla dokun(a)mayan özelliklere sahip seyircilerdendi. Hayata, ona bahşedilen sınırlı süre içinde çevresinde olanları pasifçe  seyretmek için mi gelmişti.

Yapacağı yapması gereken ya da yaptığı işleri genellikle uzaktan ellerini olayın içine fazla sokmadan çözme gayretindeydi. Neden böyle olduğunu düşünüp bu pasifliğine bir çare bulmalıydı. Ama ne yazık ki bu konuda görünür adımlar atamıyordu. Sadece klavye üzerine düşüncelerini aktarmakla yetiniyordu. Sanki klavyeler aracılığıyla aktardıklarıyla bir nevi günah çıkarıyordu. 

Sanki içinden bir ses "dur fazla girme var olanı da daha beter hale getirerek sorunu sorun olmaktan felaket olmaya doğru genişletirsin" diyordu. Ve bu ses onu engelliyordu. Öyleyse felakete yol açmamak için karışmamak yapılması gereken en mantıklı olanıydı. 

Böyle düşüne düşüne eylemsizliği kendisine hayat düsturu yaparak nice sorunlara, sıkıntılara belki de girişerek bulacağı kendine özgü çözümlerle yeni fırsatlara yol bulabilme ihtimali olmasına rağmen hiç bir şey yapamadan hayatının bu günlerine geldi. Bu günlerde de aynı şekilde hayatında büyük kararlara girişmekten çekinmek onun değiştiremediklerinden oldu.

Ama nefes aldığı her an yol ayırımında yapacağı  sadece küçük bir hareket hala onu yeni ufuklara götürebilirdi. Vereceği akıllı kararlar yeni yollara dönmesini şimdiye kadar girmediği noktalara gidebilmesi fırsatını yaratabilirdi.

"Yap o zaman" dedi içindeki hocası. 02.07.2025/ 16.45

1 Temmuz 2025 Salı

Bezginlik

Bezginlik, dünyanın keşmekeşi içinde bir şeyler yapmaya çekinmek, başladığı işin düzgün olamayacağı korkusu ve çöküklüğü ile yeni bir işe başlayamamak. Var olan iş ve işlemlerini de iş olsun diye öylesine yapıvermek.. Çevresinde bulunanların başarısızlıkları beceriksizliklerinin kendisine etkisiydi. Moral ve motivasyon yetersizliği, modunun düşmesiydi... Sanki çevresindekileri kendisi ile özdeşleştiriyor. Onları kendisi olarak benimsiyordu.  Bu benimseme onların durumlarıyla hemhal olmasına yol açıyordu. Bu ise hayatının içinde bir şekilde nüfuz ediyor. Hayatının her anını zehirleyen bir duman gibi her yanını, her hareketini etkiliyordu. Çözüm bulmak ise zorlaşıyordu. Çözüm, içine girdiğin durumdan sıyrılabilerek dışardan da gözetlemekle bağlantılıydı. Hem içten hem de dıştan gözlemlemek soruna çok daha etkin çareler bulunmasına yol açabilirdi. 

Bezginliğin getirdiği en önemli davranış biçimi kayıtsızca beklemek eylemiydi. Önüne gelen ve geçen olaylara fırsatlara bakmaktan başka bir şey yap(a)mamaktı. bu durumdan kurtulunabilinir miydi? Tabii ki kurtulunabilinir. Biraz üzerine doğru gidip ucundan tutuvermek ya da gerekiyorsa duruma göre ardından itivermek, raydan çıkanları rayına sokuvermek. Eğer raydan çıkacağı farkedilmişse önlem almak. Raydan çıkanı raya yerleştirmek ne kadar gecikirse yeniden rayına oturtmak o kadar meşakkatli olabilir.

Her neyse ilk aşama bir şeyler yapmak yani harekete geçmek gerekir. Bu bile bezginlik sislerinin dağılmasına fayda eder.

İnsanoğlunun ruhuna çöreklenen bezginliğini dağıtmak için  kendini motive edecek bir şeyler bulmalıdır Vesselam.

Tevekkül


Kaygılar, endişeler. İnsanın madden ve manen güç yetiremeyeceği halde çevresinde olanların kendi iyi bildiği durumdan kendisine göre olumsuz olan bir noktaya ilerlememesi adına aklından geçirdiği olumsuz düşünceler.  

Her nedense özellikle gecenin bir yerinde aniden aklına gelen ve gecesini ve uykusunu bölen bu düşüncelerden nasıl kurtulunur. Gecenin bir yerinde aklına gelmesinin sebebi ise artık zihninin gündüz zamanları kadar meşgul olmaması, gündüz aklına takılan ve sonraya ötelediği bazı endişeler kaygılar -çalkantılı suyun içindeki zeytinyağının çalkantı durunca yüzeyde toplanması gibi- uykunun bir aşamasında  yüzeye çıkıyor olması. 

Eğer aşırıya kaçarsa sakinleştirici ilaçların yararı olduğu söylense de, hayatın içinde kendi düşüncenize göre her şeyi yönlendiremeyeceğini kabul etmek, zihni bu konuda zorlamalı. Eskilerin  hayatlarındaki endişelere karşı bir savunma mekanizması olarak tevekkül diyerek tanımladıkları hayatın içinde güç yetiremediklerine razı olup kabullenmeyi, bizi zora sokan düşüncelere karşı panzehir olarak insan kendi zihnine  zerk etmeli.  

İnsan sınırları olan bir varlık. Tanrısının ona bahşettiği hayatın, gücün, imkanların sınırlı süresi içinde yapılması gerekenleri yapabilip yapamadığından sorumlu. O nedenle fani olduğunu kabul edip bir fani gibi düşünmeli. Baki olan Allah'tır. 

( Bu da geçer ya hu / in niz beguzered /‘k’afto ta perasi )

Ertele

Nice zamandır önünde bulunan klavyeye  bakıp duruyordu. Sistemde var olan işlerini çoktan bitirmişti. Radyosunu açmıştı. Bir yandan radyosunda TRT Türküde arka arkaya çalan türküleri  dinliyordu. Bir yandan da klavyeye harfleri sıralıyordu. bu harfler aklından geçenler ve parmak uçları arasında oluşan koordinasyon sonucu düzenlenerek ekrandaki dijital sayfada beliriyordu. Hızlı yazdığından oluşan hataları denetlemek için durup yazılarını okuyor, hatalı olanları düzeltiyor ve bu arada alnına biriken terleri de siliyordu.

Şehirde kuzeyden esen rüzgarlı hava zaman zaman fırtınayı andırsa da, sıcaklara karşı faydası oluyordu.  Ancak şehrin kuzeydoğusunda Akhisar tarafında uzaktan görülen duman tabakası o bölgede esen rüzgarın yaz yangınlarını felaket derecesinde arttırdığını ispatlıyordu. Buna karşın her ne kadar uyarılar yapılsa da bazı kendini bilmezler bir şekilde yangın denen felaketin ortaya çıkmasına zemin sağlıyorlardı. 

Bir yandan da şehirde haziran sonu ve temmuz başının getirdiği baskın sıcaklar dönemine hazırlıklar da imkanı olanların hızlı bir şekilde aldığı tedbirlerle devam ediyordu. 

Tedbirler kapsamında sıcakların getireceği satış yoğunluğunu tahmin eden bir kısım hava ve su soğutucusu satıcıları ise sabırla bekliyorlardı. Herkesin dönem dönem işleri mevsimsel olarak artabilir ve azalabilirdi.  Bunu öngörerek pozisyon alabilenler kazanan tarafta yer alabiliyorlardı.

Hayatın zorlukları içinde zaten kavrulmuş olan halkın geneli ise, yeniden yaz sıcakları ile kavrulmaya sadece kaderine razı olmuş canlıların sükuneti ile kayıtsızca bakıyordu.  Ancak bu kayıtsız kitlenin içinde de sıcaklara dayanamayanlar vardı ve onlar da  hayatlarındaki öncelikleri yeniden sıralayarak serinlemenin yollarını arıyorlardı.

Belki de doğru olan onların yaptığıydı. Çünkü hiç birimiz için yarının ne getireceği belli değildi. Belki de yarın bizim için yoktu. Öyleyse bugünün ihtiyacını bugün karşılamalılar ve serinlemenin keyfini çıkarmalıydılar.

Her ne kadar yukardaki düşünceleri klavyenin tuşlarına basıp yazsa da kendisi de genellikle bir sonraki zamanı düşünenlerdendi. O nedenle ihtiyaçlarını hep bir sonraki zamana ertelemek, tehir etmek artık onun değişmeyen bir huyu olmuştu.

Bu huyunun zararlarını kaç kez görse yaşasa da öyle yapıyordu.

24 Haziran 2025 Salı

Zor

Zor. İnsanın başaramayacağını düşündüğü herhangi bir iş için kullandığı bahane kelimesidir zor. Bir işi yaparken normal sınırları içinde her zaman kullandığı mutad eylemlerinden, hareketlerinden daha fazla güç ve emek harcayacağını ve harcayacaklarına rağmen düzgün bir sonuca ulaşamayacağını da ifade etmek ister. Amacı "Zor işte, zor. Daha ne diyeyim" cümleleriyle kendisinden istekte bulunanı isteğinden vazgeçirmektir.

Ancak bazı iş ve eylemlerde başarma azmi ya da motivasyon var ise o zorlu işe girişilebilir ve azmi devam ettiği sürece sonuç alabilir.  

Yeni buluşların icatların rekorların ardındaki temel kaynak istek ve motivasyondur. Bazı insanları her başarısızlık yeniden biler ve yeni bir yöntemle aynı işi yeniden dener. Denemekten vazgeçmez. Ve bir gün, onun da bilemeyeceği bir vakitte o iş tamam oluverir.  

Dünya tarihinde yer etmiş tarihe adını yazdırmış nice kişiler başarmak için kuvvetlerini, zamanlarını, hayatlarını ve sağlıklarını hedefledikleri amaç uğruna telef ederler, harcarlar. Acaba telef etmek midir ya da feda etmek midir. 

Feda etmektir. Belki de kendisinin ömür boyunca yararlanamayacağı bir şey için gelecek nesillerin gelişimi ya da konforu  için geleceğe adını yazdırmaktır.

Bazen bu -kişide başarma kabiliyeti ve kapasitesi olmasına rağmen- kendisine inanmadığı için boş verip başlayamadığı bir konuda onun bu yeteneğini kapasitesini bilen çevresindekiler tarafından ikna edilerek yönlendirilebilirler. 

O zaman başaran kişinin başarısı sadece kendisinin mi olur. Yoksa onu keşfedip de yönlendirenin de bu başarıda payı, ödülü  olmalı mı? 

Olmalı, ama her savaşın meçhul askerleri olduğu gibi her başarının da arkasında nice meçhul askerler vardır. Ve bu meçhuller meçhul oldukları için her hangi bir yüksünme içinde değillerdir.



20 Haziran 2025 Cuma

O Dal Bizim Dalımızdır

Sıcak. İlk sıcaklar. Sanki bu yıl sıcak ansızın üzerimize çöreklendi. Gölgeler de klima altları da keyif vermiyor. Sadece keyif alabildiğim kırmızı köprüden yukarı doğru ilerlediğimde Çaybaşının Ağlayan Kaya taraflarında dere kenarında bulunan yüzyıllara tanıklık etmiş yüksek çınar ağaçlarının gölgeleri fayda ediyor keyif veriyor. Oralarda hiç bir klimanın vermediği doğallıkta bir serin hava  her zaman esip duruyor.

Ayrıca o bölgede diğer bölgelerde bulamadığım bir sakinlik huzur da bana eşlik ediyor. Neden böyle olduğunu bilemesem de şehrin en eski yerleşim alanlarından biri olduğundandır diye düşünüyorum.  

Çünkü antik çağdan Yunan mitolojilerine, Selçukludan Osmanlıya ve Kurtuluş Savaşının başlangıcı ile ilk Cumhuriyet dönemine kadar nice olay bu bölgede yaşanmıştı. Ancak son otuz yılda şehrin düzenlemesi ve dere ıslahı bahanesi ile dere boyundaki eski tarihi binalar evler düzenleniverdi. Son iki yüz yıla şahitlik eden harabeler restore edileceğine en kolay çözüm olan tesviye ile halledildi çok şükür. Şimdi o binaların yerinde ya aralarına gri betonlar sıvanmış -eski sıralı taş duvarların arasında yeni olduğu sırıtan- taş duvarlar ya da çok da bakılamayan parklar yeşillikler aldı.

O yeşillikler de yakın çevrede peydah olan cafeler tarafından masa ve sandalyelerle işgal edilince o bölge çok hoş (!) bir hale dönüştü...   

Bu kadar yazmama rağmen hoşlandığımı söylediğim o bölgeye son üç ay içinde üç defa çıkmışlığım yoktur. Ya ben son üç ay içinde Rahmeti Rahmana kavuşsaydım hoşlandığım bölgeyi göremeden gidecektim. Son ilkbaharda çınar ağaçlarından yeniden filizlenen dalları, yaprakları, tohumları göremeyecektim. Gittiğimde de bazen köpeklerin dalaşmasından ancak kendimizi koruma meşgalesi içinde bulunduğumuzdan koca çınarların serin dallarını, aşağıya gölge yapan geniş yeşil yapraklarını fark edemeyebilecek  olsak da kırılmadığı müddetçe o dal bizim dalımızdır. 

Bir gün olur görebiliriz inşallah...

15 Nisan 2025 Salı

Bir beyaz örtü

Bu sabah yataktan kalktıktan sonra yatağının yanındaki pencereden dışarıya baktığında mavi gökyüzünü göremedi. Dağları göremedi. Her yanı kaplayan bir beyaz örtü, sabah uyandığında bakmaya doyamadığı şehrin güneyindeki yalçın dağları perdelemişti. 

Demek ki dedi kendi kendine her zaman her güzelliği yaşayamazsın. Anı değerlendirmeli, yaşarken gördüklerini farketmeli, bir daha görememe ihtimaline karşı o anı kamilen yaşamalı dedi. 

Belki mavi gökyüzü başka bir gün çok daha güzel görünecek ama görebilecek misin, ömrün yetecek mi?

İklim koşulları nedeniyle zaman zaman dünyayı bazen beyaz bazen de kapkara  örtüler kaplayabilir. Bu normaldir. İnsan denen mahlukatın da kendisine biçilen ömür denen zaman içinde imtihanını tamamlamak için yaşarken başına türlü türlü haller gelebilir. Bu haller içinde ruh ve bedeninde meydana gelen değişiklikler de gönül iklimine, halet-i ruhiyesine tesir ederek ince bir tül gibi ya da kalın bir kara perde gibi etki alanını kaplayabilir. Huzuru bulmak için insan gönlünün şen olması bu perdelerin çoğunlukla açık olması elzemdir. İnsan hayatın zorlukları karşısında kapanan gönül perdelerini aralamanın açık tutmanın yol ve yöntemlerini bulabilmelidir. Eğer bulamazsa - ve güçlü bir ruh yapısına da sahip değilse- hayatını daha da zorlaştıracaktır. Bu noktada dostlarının desteği önem kazanır.

Gönül perdelerimizi her daim açık eyle Allahım. Etrafımızda gönül perdelerimizi açık tutmamıza yardım edecek sağlam dostlar ihsan eyle.15.04.2025

Yukarıda yazdıkları şu an kendi için gerçekleşemese de alt komşusu Ahmet Abi için gerçekleşti. O artık bir daha yaşadığı şehrin güneyindeki dağları kaplayan bir beyaz örtüyü, dağın eteklerindeki Tarzan'ın diktiği çamları göremeyecek. Merkez Efendi Devlet Hastanesinde kalbinin daha iyi çalışması için yattığı ameliyat masasından ameliyat sonrasında sedyeyle yoğun bakma kadar gelebilse de, yoğun bakımdan çıkıp da eve doğru gelemedi. Oturduğu yerde tüm katlarda genel bir hüzün her köşeye sinmişti. Eşi ve yakınları okuyorlar, helva karıyorlar,  sürekli Rahmetli Ahmet Abinin eşi ve kızlarının yanına  gidip geliyorlar. 

Ahmet Abiyi defnettikleri kırtık mezarlığındaki kabrinin çevresindeki çam dalları arasından şehrin güneyindeki dağlar ara ara görülüyordu.

Ahmet Abinin vefatı nedeniyle bu satırları eklemişti. Ancak kendisi için ardından aklına gelenleri yazacak olacak mıydı?

14 Nisan 2025 Pazartesi

Hayal

 Dönüp durduğu yatağından dönmekten sıkılarak  gecenin bir vakti  kalktı. Kalkmadan önce uykuya dalabilmesine yararı olur düşüncesiyle Gediz çayının kenarında elinde bir olta ile balık avladığını, oltasına takılacak balığı beklediğini hayal ediyordu. Su çamur rengi bir duru bulanıklık içinde sessizce akıyordu. Güneş zevali aşmış, saatler öğleden sonraya ait sıcak zamanları gösteriyordu. Oltanın kargısını kenardaki nemli kumlara batırmış suyu seyrediyordu. Su biraz aşağıda önce köprünün gölgesine ardından altına ulaşarak batıya, Menemen boğazına doğru yoluna devam ediyordu. Su, ona yük olmadığı belli olan dal parçalarını da üzerine bindirmiş hızla  götürüyordu. Bu dallardan Murat dağlarından beri taşıdığı sürüklediği şu kuru meşe dalını vefasızca bırakıp akmaya devam edecekti. Bunu ne dal ne nehrin duru çamurlu suyu ne de hayal eden biliyordu. İstese niyet etse suyun üzerinde suyla beraber sürüklenen dalı da bir yerlerde durdurabilirdi. Hayal onun hayaliydi. Tamam dedi. Muradiye kasabası kuzeyindeki köprüden geçerken Kayıkçıgillerin bağlarının kenarına bıraktırayım. Dal Halit Abi onu görürse alıp yaksın diye Yuntdağına giden yol üzerindeki köprüyü geçtikten sonra sol tarafa. Muradiye tarafına bırakayım da bu mesele kapansın. Dedi kendince... Bu yaz günü zaten çayın suyu da iyice azalmıştı belki de daha oraya varamadan Karacaahmet türbesine yakın bir yerde de kalabilir, kenara suya eğilmiş söğüt dallarına da takılabilir...Yeniden  hayalen nehrin Manisa Akhisar yolunu kestiği yere eski demir köprü yerine yapılan yeni beton köprünün doğusunda bıraktığı oltanın yanına döndü. Öğlen güneşinin yakmadığını kıyılarda bir hayli uzamış söğüt gölgelerinin güneşe karşı ona siper oldukları anladı. Olta sessizce akan suyun içinde, akıntı yönüne doğru gerilmişti. Ama bu oltaya takılan balığın asılması gibi bir gerginlik değildi. Nehir akıntısının etkisiydi. Sağ tarafına baktığında  uzaktaki köprüden gelip geçen araçların cinsine modeline göre çıkardıkları kulağına kadar gelebilen gürültülerini dinledi. Araçların gürültüsü çok olsaydı suyun şıpırtısını duyamazdı. Sudan gelen şıpırtının sebebi söğüt dallarının sudaki hareketleriydi. Bazen su içmeye gelen kuşların suya inerken ya da suyunu içip kalkarken kanat çırpmalarının pır pır eden kanat seslerini de duyuyordu. Ama ortama hakim olan sessizlikti... Sanki uzaktaki köprüden araçlar sık geçmemeye başlamıştı... Acaba her hangi bir sebepten yol kapanmış mıydı. Bazen trafik kazası bazen bakım onarım sebebiyle trafik kesilebiliyordu. Acil iş olan şoförlerin alternatif yollarını düşündü. Acaba Muradiye köprüsü mü olurdu. Muradiye'den sonra ilerden yol Osmancalı Üçpınar sapağına geldiğinde Üçpınara dönecek kıvrıla kıvrıla bir kaç köy geçecek Tilki köyden sonra sağa sapıp Saruhanlı yoluna yeniden çıkabilecek. Bu yol bir hayli uzundu. Belki de kapalı yol kısa sürede açılabilirdi. Beklemek daha uygun olabilirdi...  

Gediz nehrini, geçtiği güzergahları,  suladığı yöreleri düşündü. Bir de ata yurdu Gediz'i düşündü. Adını Gediz ilçesinden alan nehir, sularını da almış ismini de almış ama ne vermişti memleketine diye düşündü. Bir de akıp döküldüğü yerlerde  hemşehrilerine ırgatlık yapabilmeleri için iş imkanı sunmuştu. O da ovaya inersen, suyu takip edersen. Dedelerim ve babalarım öyle yapmışlar. Dedem Salihli ye kadar, Babam Manisa'ya kadar gelmiş. Biz ise sonraki kuşak  Manisa'ya çakılmışız..  Her neyse...

...

On beş Nisanın ilk saatleri, beşi on geçiyordu. Hayallerini yazsa da hâlâ uykusu gelmemişti. Üç saat sonra işe gidecekti.Bu gün işinde verimli olabilecek miydi? Dikkat ederim...dedi.

25 Şubat 2025 Salı

Düşman

Düşman. Düşmek kelimesini yazmaya niyetlenirken düş ten sonra otomatik yazı düşman kelimesini önerince bu kelimede karar kıldı. Düşman, nereden ne sebeple kim tarafından türetilmiş. Düşlerinde kızdıkları mı, onu yere düşürenler mi?  Rakipleri mi hayatına ve hayatı boyunca yaptıklarına karşı gelen yaptıklarını yıkmak isteyenler mi? Nedir? Nereden türetilmişse türetilsin kişinin hayatındaki bozgunların olumsuzlukların yıkımların müsebbibi olanlara verilen bir isim. Ama düşmanın kişiye olumlu olan yanı onu dik durmaya dirençli olmaya sağlam durmaya hayatta kalma gayretini artırmaya yararı olduğu da bir başka gerçek. Derler ya kötü komşu insanı ev sahibi yapar. Su uyur düşman uyumaz da başka bir atasözü... Düşmanlara karşı her daim teyakkuzda olmak, mümkünse düşmanı dost yapabilmek dileğiyle...(18.11.2024  Pazartesi)

17 Şubat 2025 Pazartesi

Kaval

(17 Şubat 2025) Bir kaval sesi duyuldu, işyerinin boş ve pürüzsüz duvarlarında yankılandı, çarpa çarpa kulağının kıvrımlarından da geçerek beynine ulaştığında ise kaval sesinin tınılarının "eklemedir koca kavak ekleme" türküsünü terennüm ettiğini anladı. İşte o anda sükunet içinde nefesini üfleyen, kavalın deliklerine yine sükunetle basan kavalcının ruh hali onunda ruhuyla bütünleşti... O anda bir ameliyat masasında olsaydı ve narkoz verilmeden vücuduna cerrah tarafından neşter değdirilseydi bile, neşterin kestiği yerlerde oluşacak acıları hissetmeyeceğini, yaranın acımayacağı düşündü.

...

Kavalın çevreye sükunet veren sesi, sessizliği; nefesinden çıkan havanın bir kamış parçasından yayılmasıyla bozulan, yalnız çayırların efendisi çobanın isyanıdır. Sadece hayalleri ve çevresinde ona itaat ettiklerini belli eden bir dinginlikle Onu pür dikkat dinleyen koyunlarından başka, sürünün bir hayli uzağında bir kuytuda uzanan, kuyruğunu sallayarak çevreyi kolaçan eden çoban köpeğinin kavalın sesine ilgisiz olduğunu hissettiren kayıtsızlığı dışında ne vardı ki...  

Yalnız çayırlarda rüzgarın estiği yöne göre dalgalanan dallar, yapraklar ve koparak yeryüzünü kaplayan, toprağa karışacağı anı sabırla bekleyen dallardan azad olmuş kuru yaprak ve dikenler ile toprağın en üstüne sere serpe yayılarak esecek rüzgar ile yer değiştirmeyi bekleyen tozlardan başka ne vardı ki.

Kavalı bazen sevinçle bazen hasretle bazen de hüzünle ağlatan çobanın kalbinin dibinde bulunan ciğerlerinden çıkarak avurtlarına dolan ve dudaklarının ucuna kadar gelen nefesi, dudak ucunda bekleyen kaval dilinden kamışın iç boşluğuna doğru sese dönüşerek esip giderken, ruhundan geçenleri de dinleyenlerin kulaklarına ulaştıracaktı.

Ancak yalnız çayırların yalnız rüzgarlarında, başında meleşen koyunlarından başka dinleyen olmadığından, bozkır ortasında daha önce yitip giden nice güzel seslerden biri olarak yitip gidecekti. 

Olsun, dedi çoban, dilin dilimde her daim benimle beraber içimdekini çığırmaktasın. Sesin benim gönlüme deydikten sonra gönlümü eylendirdikten sonra kimse dinlemesin önemli değil...


12 Şubat 2025 Çarşamba

Hatırımda

"...Ayakkabın. Sen doğmadan yıllar önce  doğar doğmaz rahatsızlanan ve Gediz'de hastaneye götürülen ancak tedavi edilemeyerek vefat eden ilk oğlumuzu hastaneden elimize verdikten sonra, anneni benim yettiğim bir merkep sırtında,  elinde vefat eden oğluyla köye getirdiğimizi  ve köye defnettiğimizi, diğeri bir yaşlarındayken ben askerde iken vefat eden ve vefat haberini askerdeyim diye benden gizledikleri abilerinden sonra, 1963 senesinin Mayıs ayı başlarında doğduğunda, annen seni özel bir kapsama alanında -muskalarla, yasaklarla- büyütmeye başlamıştı. Askerlik sona ermiş teskereyi almış Salihli'ye gelmiştim. Salihli dokuma fabrikasında işe de girmiştim. Zaman buldukça askerde de yanımdan ayırmadığım emektar fotoğraf makinamla resimlerini çekiyordum. Sonraki zamanlarda ağladığında teselli etmek için önüne yığdığım mevcudu yedi yüzü aşkın fotoğrafları yırttıkça gülümsemenden dolayı fotoğrafların azalmasına hayıflanmadım. 
    İki buçuk yaşlarına geldiğinde dedenin terzi dükkanına uğradığımız bir akşamüstü  çarşıda yürürken  ayakkabıcı dükkanının önüne sıralanan  albenili çocuk ayakkabılarını görünce  sana da almak niyetiyle içeriye girdik. Türlü modeller arasından annenin de benim de hoşuna giden bir modeli seçtik. Ayakkabıcı seni koltuk altlarından tutarak kaldırdı ve hasır iskemleye oturttu. Beğendiğimiz ayakkabıyı giydirdi. İskemleden indirerek şöyle bir yürü der demez öyle bir ağlamaya başladın ki neden olduğunu anlayamadık. Çünkü acıyı ifade edecek konuşman daha gelişmemişti ve biz de bir kaç defa giymen için zorlamıştık. Ayakkabıyı beğenmediğini düşünmüştük. Ancak ayakkabıyı ayağından çıkarınca içine elimizi sokarak kontrol ettiğimizde nedeni belli oldu. İç kısım kenarlarında düzgün çakılmamış çiviler vardı. Ayağına batan çiviler nedeniyle ağladığını anlamıştık. Göz bebeğimiz hayattaki evladımıza yaptığımız bir çeşit işkenceydi. O günden bu güne  kaç yıl geçti hala o günün pişmanlığı hatırımda. Sokaktan geçen anne babalarının arasında yürüyen küçük bir çocuk gördüğümde aklıma gelir, üzülürüm. .." 
"...Elden ayaktan düştüğüm ve unutkanlığımın başladığı bu günlerde kardeşlerinle sırayla yanımda kalıyorsunuz. Bir ihtiyaç anında seslenmem gerektiğinde  sen evde yanımda olsan da olmasan da ilk seslenmem sanadır. -burada babaannenin köy girişinde bir karaltı gördüğünde uzaklardan gurbetten bir türlü gelemeyen ilk göz ağrısı büyük oğlunu, hep beni hatırladığını ve ben olmadığımı anladığında da hayıflanarak "kapın çalındığında ilk oğlunu hatırla da benim durumumu anla" dediğini de  unutmadım. Sanki köyde yolumu gözleyen babaannenin ilenci tutmuş gibi- Kapım  çalındığında ilk aklıma gelen isim senin ismindir. Çünkü ömrümün en güzel gençlik zamanlarında yanımdaydın ve hafızamın kaybolmamış en büyük kısmını işgal eden hatıralarda çoğunlukla sen varsın..." ( Manisa 12.02.2025)

Yorgun

Yorgun. İnsanın fiziki olarak dayanabileceği sınırın üzerinde eylem içinde olmasının getirdiği bünyesinin dinlenmek için alarm verdiği anın ...