10 Ocak 2017 Salı

Karlı Bir Sabah

(10.Ocak 2017 Salı)
   Sabahın alacakaranlığında  küçük oğlumun sesiyle uyandım. -Baba dışarıda kar yağıyor Arabayla mı gideceksin ?  - Hayır .-O zaman şemsiyeni al. -Bu karda kışta ben yürüyemezken  nasıl araba kullanacağım?  Diyerek. Kahvaltımı hızla yaparak giyinip hazırlandım. Kabanımı, altına sarı kadife ceketimi yün şapkamı ve lacivert eldivenlerimi ve sefer tasımı alarak besmeleyle kapıya çıkıp botumu giydim. Asansöre binerken şemsiyemi de aldım elime.
  4-3-2-1-0 kapı açıldı birkaç adım sonra dış kapıdayım.Gerçekten kar atıştırıyordu.Ve yerler tutmuştu. Bir besmele daha çekerek önce şemsiyemi açtım.Eldivenlerimi taktım.Yavaş, temkinli, açık adımlarla ve ellerim dışarıda yürümeye başladım. Yollarda sulu bir zemin karşıladı beni önce. Gece yağmur ardından kar başlamış gibi geldi. Saçak altlarından, karın olmadığı ya da az olduğu  yol kenarlarından, şehrin bize göre aşağı kısımlarına doğru ilerledikçe aşağılarda karın daha da yoğunlaşmaya başladığını, yerlerin daha beyaz olduğunu farkettim. Şehrin bizim evin bulunduğu yüksek kısımlarına önce sulu kar veya yağmur ardından kar başlamış. Alçak kısımlarında ise yağmur ya da sulu kar değil de kar yağmaya devam etmiş kanaati oluştu.
   Yollarda fazla araç yoktu ve olanlarda yavaş temkinli dikkatli bir seyir sürdürüyorlardı.Çünkü kar fazla karşılaştığımız bir doğa olayı değildi.Tedbirli olmak en iyisiydi.Duraklarda kabanlarına ve kaşkollarına iyice sarınmış küçük çocuklar ve ellerinden tutukları anneleri, durgun, uykulu ve üşüyen yüzleriyle yola bakıyorlardı. Yola, gelecek servis aracına, okula nasıl gidip nasıl gelecekleri endişesini taşıdığı belli olan gözlerle...
  Yavaş ilerlediğim halde hava sabahın karanlığını silkelemeden önce işyerinin mermer medivenlerine ulaştım. Binanın dış aydınlatma ışıkları sönmemişti daha. Son merdiveni de çıkıp kapıya geldiğimde şemsiyeyi silkeleyip kapattım.Eldivenleri ve yün bereyi çıkardım.Kabanımı yapışan kar tanelerinden silkeleyerek temizledim. Polis bayanla selamlaşıp sol tarafa adımlamaya başladım. Kuruması için şemsiyeyi açarak kenara bıraktım. 
   Yaklaşık yüz yıllık ahşap, ama altı aylık metal kulplu kapıyı yavaşça açtım.   -Selamünaleyküm. Arkadaşlar bana baktı. Yine biraz geç kalmıştım. Karlı soğuk bir çalışma gününe de arkadaşların sıcak tebessümleri ile  böyle başlamış oldum Elhamdülilllah.

4 Ocak 2017 Çarşamba

Reaksiyon

(Manisa 12 Aralık 2016 Pazartesi)
Reaksiyon -tepkime..Teknik bilimsel anlamı yanında Sosyolojik ve psikolojik anlamları da var. Bir şeyi harekete geçiren sebebin sonucudur. İncelenen maddenin laboratuvur ortamında sebep sonuç ilişkilerini bilim adamları ortaya net olarak çıkarabilirler. Ama sosyal olaylarda her zaman kitaplarda yazılan net tepkileri göremeyebiliriz. Sosyal olaylardaki tepkimenin net ortaya konulabilmesi için insan beyninin kimyasının yanında insan ruhunun etkileyen amiller de bilinmelidir.Yani sonucu etkileyen çok done var. Bu kelime yani reaksiyon  bir kısım insanların harekete geçmeye zorlayan her ne ise odur. Bazen para, bazen makam, bazen mal hırsı, bazen huzur, bazen başarı, bazen sağlık... Tavşan havucu görünce  almak için uzanır ilerler kısaca tepki verir.Çünkü açtır. Öfkeler,korkular, ihtiyaçlar ve hazlar canlılarda itici veya çekici tepkimelere neden olur. Toplu olaylarda da haksızlıklar, baskılar, zulümler, ayrımcılıklar, ötekileştirmeler, kinler, katliamlar v.s. toplumsal gerginliklere neden olur ve eğer yatıştırılmazsa çözümü bulunmaz ise  bilinmedik bahanelerle bir sebepten ortalık kızışıverir. O nedenle insanın ve insan topluluklarının nabzının her zaman dinlenmesi takip edilmesi önemlidir. Öfkeli insan kalabalıklarının insanlıktan çıkma ihtimali vardır.Öfke  -özellikle toplu öfke- öyle hızlı yayılır ki  insanlar bir kurt sürüsüne dönüşüverirler. Aklıselimlerini kaybedebilirler.

Korku

   (Manisa 04 Ocak 2017 Çarşamba 15.53)
  Kulağım çınlıyor. Özellikle sol kulağımda gitgide seviyesi artan bir çınlama bu. Elli yaşı aşmış vücudum yavaş yavaş alarm veriyor. Kulak çınlaması ya da kendimi madden ve manen düzene sokmak için bir ikaz olarak da adlandırılabilir.
    Bilgisayar ekranının karşısında iki elimi çenemin altında birleştirmiş ne yazacağımı düşünüyorum. Sonra elimi klavyeye indirip aklıma o an için gelenleri kayda geçiyorum. İş yerinde yapacak bir iş yok. Bir şeyler yazarak karalayarak  tuşlayarak saatin yine dünkü çıkış vaktine gelmesini- evvelki gün olduğu gibi- bekliyorum.
    Dışarıda önceki günlerin soğukluğu yok. Ilıman bir kış havası hakim, güneş bulutlardan uzakta. Güneş hava soğuk olduğunda ya da yağmurlu zamanlarda utancından yüzünü kara bulutlarla örter, gizlerdi. Bugün keyifli.Yüzünü gösteriyor bizlere. Ancak gece olduğunda güneşin yerine gökyüzü nöbetini devralarak meydana çıkan ayda hiç utanma olmuyor. En soğuk gecede bile ayı ayan beyan görebilirsiniz. Soğuk gecelerde buz tutmuş suların üzerinden yansır ayın silüeti. Karlı günlerde yer beyaz gök ay beyazı ürpertir insanı. Özellikle yalnız ve sessiz bekleyenlerin vücutlarından önce ruhlarının titremesine yol açar. bu sadece soğuğun değil korkunun da  ürpertisidir. Bir de bilinmezlerin tedirginliğinin içinde büyüttüğü can korkusu varsa; ıssızlık, karanlık, soğuk ve ay birbirini tetikler...  
   Bunun önüne nasıl geçilir diye aklımızdan geçirebiliriz. Zor. Çocukluğundaki terbiyeden başlayarak hayata ve hayatın gerçekliğine dair empoze edilenler etkiler insanı. Çocuğun şımarıklığını durdurmak, sakinleşmesini sağlamak, uyutmak, durdurmak gibi sebeplerle anneler babalar birşeyler anlatırlar küçüklere, gönüllerini bilinmez gerçeküstü kurgularla kirletirler. İnsanın içine nereden geleceği bir türlü anlaşılamayan bir tehlikeye karşı kendini savunma amacıyla bir paranoya olarak yerleşir...   Ve bu kirlilik inanın bir ömür boyu silinmez. 
  Korku filmlerinde de hissederiz bunu. İyi yapımcılar  tedirginliği ekrana en iyi aktaranlardır. Alfred Hitchcock'un "Kuşlar" bu konuda ilk akla gelen klasik bir film. Konusunu bilsem de her seyredişimde hala beni etkiler.
   
  Eskilerin deyimiyle korku dağları bekler.

3 Ocak 2017 Salı

Dağ

        ( Manisa 03 Ocak 2017 Salı)
       Bugün gözüme Spil Dağının zirvesi ne kadar da heybetli görünüyor. Zirvenin etrafında kayalar üstüne duran kar kütleleri açık havada güneşin yer değiştirmesiyle aşağıdan bakan bizlere farklı ışıltılar gönderiyor. Farklı yansımalar beyazın değişik tonları ve ışıltıları etkiliyor bizleri. Dağın heybetinin daha çok farkına varmamıza sebep oluyor sanki...
       Yıl boyunca günde kaç kez baktığımı unuttuğum dağın, her zamanki gri kayalıklı görüntüsü, yılın bu mevsiminde değişiyor. Kanıksadığımız kayalıklı zirveye karın yağdığı ilk günlerde -kışın geldiğinin ispatı olarak mı bakıyoruz acaba ?  Kar,  gündüz beyazlığıyla sık görmeyene çekici gelse de,  hava karardıkça ayazın etkisi de artmaya başlıyor. Soğuk, özellikle dışarıda bulunan canlıları ve kendini koruyabilecek bir giysi ya da ortamdan yoksun olanları, yoksulları etkiliyor. Bizler sıcak odamızda bir yandan camdan dışarıya bakarak dağlardaki karın ihtişamını seyrederken, elimizin altındaki iletişim cihazlarından da yurdun muhtelif yerlerinde  soğuktan etkilenenleri izliyoruz. Yollarda mahsur kalan araç sahiplerinin çilesini, eşkiya peşindeki güvenlik güçlerimizi, okula gitmeye çalışan öğrencileri, öğrencilerine biraz daha fazla bilgi verme derdindeki okula at sırtında giden yirmili yaşlardaki fedakar öğretmenlerimizi, kardan dolayı yaylalardan inemeyen çobanları, hasta nakline gidemeyen, gitme çabasındaki cankurtaranları  seyrediyoruz. Bir de soğuktan karların ortasında hareketsiz kalıveren tilkileri, kurtları, kuşları önümüzdeki ekranda görüp üzülüyoruz. Bu soğuklarda aç açık dolaşmaktansa belki de donmak kurtuluş bir kısım canlılar için.
     Fazla canımız sıkılmasın üzülmeyelim diyerek şöyle bir üzüntülü iç geçirerek, sayfayı değiştiriyor ve iç gıcıklayıcı sayfalara dalıp üzüntümüzü hafifletiyoruz. Her şeyin bir seviyesi var canım. O kadar üzüntü fazla, yeter iki saniye baktığımız değil mi? 
        Kuru olan tuzumuzu niçin gözyaşlarımızla ıslatalım ki ?

2 Ocak 2017 Pazartesi

Yeni Yıl

(2 Ocak 2017 14.47)
     Yeni bir yıl daha girdi ömrümüzün hesap verilecek zamanlarına. Nasip olursa ve vademiz yeterse bu yılın hesabını da biriken diğer bakiyelerle beraber vereceğiz. Ancak esas hesabı/ Mizanda vermeden önce geçici mizan yapıp hazırlanabilsek ne iyi olur. Geçen yıl  neler yaptım neler yapamadım? Neden, niçin yapamadım yapmak  istediklerimi? Gelecek yıl o hedeflerime neler yaparak ulaşabilirim? Bu soğuk soruların sıkıntısı içinde hedefe varabilecek kolay ve meşru yollar arayışımız devam etmeli.
       Geçen yıla ait olandan tek farkı içindeki sayıları olan yeni bir takvim astım duvara. İlk yaprağını koparmaya kıyamadım. Bu gün ikinci gün, inşallah akşama koparma cesareti bulabilirim.  Her gün bir yaprak kopara kopara en sona geldiğimizde yine başka bir yeni yılın heyecanı saracak bazılarımıza.  
      Gün, ay, saat eğer hayatımızda olumlu değişiklere başlamaya vesile olmuyorsa anlamı yok. Yıllar aylar, mevsimler, yaş günleri vesaire öncelikle kendimizin otokritiğine / murakabesine / muhasebesine sebep oluyor ve pozitif değişime yol açıyorsa ne ala. Yoksa " benim oğlum bina okur döner döner yine okur" darbımeseli ile ifade edildiği gibi, bozuk plağın hep aynı yerde cızırdaması gibi, saatin 365 günlük süreç içinde 730 defa devridaimi gibi bir şey olur.
         Hesaplama Robenson un Issız Adada Romanındaki kahramanın günleri belirlemek için ağaca çentik açarak zamanı hesapladığı gibi de olabilir. Kolumuzda cep telefonlarıyla irtibatlı elektronik haberleşmeli saatlerle de olabilir. Eski zamanlarda ilk devir insanlarının yaptığı gibi bir çubuk dikip gölgenin konumuna göre, ayın devinimine göre de hesaplanabilir zaman. Burada önemli olan kişinin bilincidir. Bilinçli kişi idrak eder içinde bulunduğu zamanı ve hangi devirde ve hangi yöntemle olursa olsun yapması gerekenleri yapar. Durumdan vazife çıkarır ve inisiyatif kullanarak,  an için kendine göre en doğru kararı verir ve verdiği karardan da pişman olmaz. 
         Ancak tereddütlü ve hayatın gerçekliğinin farkında olmayan ise tereddütler içinde ne yapacağını düşünürken zamanın geçtiğinin farkına varmaz. Korkar bir şeylere dokunmaktan ve karar vermekten. Bir şeyi kazanırken başka bir şeyi kaybeder miyim tedirginliği içinde geçer zamanları. Bu kendine güvenememekten ve hayta boyu yaşadığı olumsuzluklardan dolayı negatif bakış açısının etkisinden olabilir.
       Sorumluluk sahibi, kendine güvenen ve hayatın farkına varan İnsanlardan olmak temennisiyle...

29 Aralık 2016 Perşembe

Alacakaranlık/Sabah Telaşı

29 Aralık 2016 Perşembe.
      Sabah 07.40 da evden çıktığımda bulutlarla kapalı olan hava karanlıktı ve dün öğleyin başlayan yağmur aynı sükuneti ile yağmaya devam ediyordu. Anneler ve ellerinden tuttukları küçük çocukları ellerinde şemsiyeleri ile sabah karanlığında telaşla okula gidiyorlardı.Şemsiyesiz ve yaka bağır dağınık vaziyette evden tedbirsiz çıkan bir kısım havai lise talebesi genç ise yağmurdan sakınmak için  saçak altlarından, kenardan kenardan ilk derse yetişmeye çalışıyorlardı.
     Kuyualan Camisine sabah namazı için giren cemaat camiyi yeni boşaltıyordu. Başlarında yün takkeler üzerlerinde yılların yıpranmışlığı sinmiş pardesüleri, ayaklarında mesleri, sağ ellerinde bulunan evladiyelik siyah şemsiyeleri ile bir kısım ihtiyar yavaş yavaş eve dönüyordu. Yine camiden çıkan yeni emekli olmuş diğerleri ise biraz telaşlı köşedeki kahveye yetişmeye, gazeteleri gözden geçirmeye, memleketi bir defa daha  kurtarma muhabbetine gidiyorlardı.
     Yollardan vızır vızır geçen otomobillerin ışıkları hala açıktı. Islak yollardan bazısı okula çocuğunu bırakmaya, bazısı eşini işyerine götürmeye bazısı da işe gitme derdindeydi. Bir kısım araçların içinde esneyen küçük çocuklar, bir kısmında ağlayan bebekler... Kısaca yağmurlu bir kış sabahını gözlemliyorsunuz.
    Okullara öğrenci taşıyan servis minibüsleri kablo çalışması için kazılmış çamurlu yollarda dolanıp yol kenarlarında bekleyen anne babalarla karışık duran bazı çocukların önünde aniden duruyorlar. Duraklamaları uzadığında arkadan gelen araç sürücülerinden korna sesleri ile cevaplarını alıyorlardı.
   Ben ise hergün geçtiğim güzergahtan devam ediyordum yoluma. Aynı yerlerden geçip aynı insanlara selam vererek  yürürken, bu defa eski belediye önünde SSK İşhanının köşesinde çamurlu suya bastım dalgınlıkla. İşe gelirken farklı olan bir tek bu olay var. 

28 Aralık 2016 Çarşamba

Beklenen Yağmur.

Bugün 28 Aralık 2016 saat 13.45. Dışarıda yağmur yağıyor. Hafif, kimseyi incitmeyen usulca yere veya insanların üzerine damlalarını bırakıveren bir yağmur. Sadece meydanın doğu tarafındaki çift yönlü yoldan geçen araçların tekerleklerinin ıslak zeminde çıkardığı ses olmasa masasında oturan ve dışarıya bakmayan bir memur ancak akşam çıkışında yerin ıslaklığıyla farkedebilir yağmuru.
Meydana bakan pencereye ara sıra bir kumru konuyordu.Biraz önce yine kondu.Yine o guguk seslerini belli zaman aralıklarında çıkarıyor. Neden  bu sesi çıkardığını anlamasam da etrafa bir mesaj verdiğini düşünüyorum.Ben buradayım dostlarım.Gelin beni bulun der gibi. Birden sağ tarafımda bulunan tahta kapı aralandı. Elinde çay tepsisiyle odacı bayan girdi.Ve çay dolu tepsiyi önce bana doğru uzattı.-Buyur. Hemen bir bardak çayla beraber tepsinin bana göre karşı tarafında kalan kısmında duran melamin tabaklardan ve şekerlikten istihkakım olan iki kağıda sarılı şekeri aldım.Yanıma koydum. Sağ tarafımda klavyeyi bırakıp alabileceğim yakınlıkta bir zemine yerleştirdim. Şimdi soğumasını bekliyorum. Soğuyacak ılıyacak. Önce şekersiz içmeye çalışacağım tadını beğenmeyeceğim, bir parça şekeri dişimle kırdıktan sonra çayımı yudumlamaya başlayacağım. Ağzımdaki şeker erimeden çayı bitirmek gayesiyle hızla içeceğim. Çay keyfi neresinde bunun...

12 Aralık 2016 Pazartesi

iyimserlik

Güneş karşı dağın yamacından başını gösterip sıcaklığını yavaş yavaş ovaya yayarken o hala uyuyor olurdu. Sabah kötü rüyaları korkunç kabusları görüp sıçrayarak uyandığında, hemen annesine anlatmak isterdi ağlayarak. Annesi rüyayı sakince dinler başına okşarken güven telkin eden tatlı sözlerle o rüyaları hep olumlu, hep güzel, her zaman ümitli yorumlardı. Ve içinde korkularının yavaş yok olduğunu hisseden küçüğün gözlerinde bir parlaklık, yüzünde bir tebessüm belirirdi.Biraz önce baktığı halde bir şey hissetmediği ve duymadığı pencereden başını yeniden uzatır ve geniş ovaya derin nefesler alarak bakar ve iyice gerinirdi... Uzaklardaki hayvanların çıngırak sesleri, bir çobanın kavalının yanık sesi duyulurdu ve annesini arayan  kuzu melemeleri...


Azim ve Gayret

Her şeye rağmen devam edeceğiz mücadeleye son nefesi verene kadar. Mücadele azmi ve gayretidir insanın hayatına anlam katan. Bir hedefi olmalı insanın, bir hedefi bir hayali, ulaşmak istediği idealleri olmalı...
Zorluklar engeller hep var olacaktır. Sıkıntılar yeni üst eşiklere varabilmenin basamaklarıdır. En son basamağa ulaştığında ilerisinin ne kadar farklı olduğunu sadece oraya ulaşanlar bilebilir. Aşağıda basamağa tırmanmayı düşünenlere yeni ufuklar anlatılsa bile, ancak basamağı tırmanmayı başaranların sözlerine  inananlar ve kendi azimlerine güvenenler  zorlu basamakları tırmanabilir. İnanamayan ise tereddütler içinde aşağıda hayatına devam eder. İnanan ve gayret edenler son basamağa kadar azimlerini korurlarsa başarırlar.
İlk basamaklarda birçok tırmanana rastlanırsa da üstlere doğru tırmanan sayısında azalmalar olur. Bazen bir sebeple ara basamaklarda kalanlara da rastlanır. Ne yukarıya tırmanma cesareti, ne de aşağıya inebilmenin gücü vardır kendilerinde. Arada,( yeniden güç bularak nihai karara varıncaya kadar) öylece bulundukları basamak aralığındaki küçük düzlükte sınırlı bir hayat sürdürürler.
Bu zor bir durumdur. Ne bulundukları zemin onları memnun eder, ne de aşağıda olmak. Yukarıya tırmanma cesareti de bulunmadığından sadece içlerinde başarısızlığının getirdiği hüzünle karışmış bir öfke ve yalnızlık etkindir. Mutsuzdurlar ve umutsuz. Kahırlı ve sıkıntılıdırlar. Dalgındırlar.Yarım kalmış ideallerinin bitmemiş kendi hikayelerinin dolambaçlı yollarında sürekli dolaşır dururlar.
Bir umut her zaman vardır aslında. Başlarını, yanlarında umutla geçenlerdeki heyacana kaptırarak beraber tırmanabilirler her şeye tekrar başlayabilirler. Onlardaki deneyimler yeni çıkmaya başlayanlara kolaylık olur aslında. Birlikte birbirlerine fikir vererek, destek olarak yukarıya doğru yeni umutlara tırmanabilirler... 

6 Aralık 2016 Salı

Cam Fanusta Emeklilik

          Kısık sesle çalan radyoda ince sesli bir hafif müzik sanatçısı flüt ağırlıklı bir eser takdim ediyor sevgili radyo dinleyenlerine.
       Arada masa telefonunun çalan sesi ile telefonla konuşma sesleri müziğin tınısını kaybediyor. Yine odadaki arkadaşların sohbetleri de etkiliyor. Bu arada radyoda sanatçı değişmiş, bir erkek sesi dolduruyor diğer seslerden kalan boşluğu.Müziğe mızıka sesi de karışıyor. Ardından ince sesli bir başka bayan sesi..."Her şey bitmedi daha, aşkımız kalmasın yarım.Mutlu günler geri gelsin !"  Saatin on olduğunu söyleyen spikerin davudi sesi gürlüyor hoparlörden...
      Dışarıda yükseklerden geçen pervaneli bir uçağın (tayyarenin) yere ulaşan yankısı. Odanın kuzeye bakan penceresinden görünen büyük meydanın sağ tarafında bulunan orta okulun altından geçen yolun köşesinde,  restore edilmiş eski binaya vuran kış güneşinin sarı renkli ışıltısı ile meydana dönük kapısının ve pencerelerinin gölgedeki loşluğu. Eski binanın bitişiğindeki yüksek apartmanın güney duvarına vuran abartılı bina  tezyinatının (süslemesi) gölgesi farklı bir görüntü oluşturuyor.
İçeriye giren iki misafirin arkadaşlarla sohbetleri, sık çalan telefon ve telefon konuşmaları radyoda çalan müziği, neyin çaldığını unutturuyor, etkisizleştiriyor.
       Sabah 08.15 den bu yana -kısa aralıklarla ayrılsam da- bilgisayarın başındayım. Sistemde yeni bir görev verilmemiş bana. Bekliyoruz. Bir iş, eylem, görev gelirse yapmak üzere...Daha önce de ifade edildiği gibi memurun en önemli (en yararlı değil) özelliğinin sabır olması gerekir.
    Yöneticiler için astlarında bu özelliğin bulunması onları rahatlatır. Sorumlular ekseriyetle sorgulayan ve aktif memurları sevmezler. Onlara göre sorgulamak, analiz etmek, çok seslilik; etkinliği ve verimliliği sabote eden bir şeydir. Kısaca argo deyimle "Salla başı al maaşı"modunda kapı kulu memurları olsun isterler. Arada bazı sivriler çıkarsa çok rahatsız olurlar ve sivrilerin sivrilikleri ya düzeltilir, ya da başka birime "önemli bir görev için" görevlendirilirler/ nakledilirler/ tayin edilirler.
       Takım çalışması,"bir zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür",  "Takım ne kadar güçlü olursa olsun kaleci bozuksa sonuç hüsrandır.",  "Bir mıh bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir komutanı, bir komutan bir orduyu kurtarır" gibi sözler kitaplarda ilgiyle okunan ifadelerden öteye geçmez onlar için...
      Ancak bu özelliğin farklı yan tesirleri oluşuyor zaman içinde ve alışınca kronikleşiyor. Çünkü beklemek, hiç bir şey yapmadan beklemek, insanı gitgide hayatta da pasif hale getirebiliyor. Yani iş yerinde  iş bekleyen kişi, zamanla hayatın diğer alanlarında da beklemeye başlıyor. 
      Hayatın dinamiğini kaybediyor, piyasanın nabzının nerede attığını, etrafta  ne olup olmadığını takipten vazgeçiyor, zamanla tepkisiz kalıp emekli oluncaya kadar bekliyor. Emeklilikte de  hayatı ev cami kahve arasında geçiyor. Bir kahvehanenin yola bakan penceresinden, cam fanustaki balık misali sessizce gözlemliyor. Bekliyor, belki de bilinçsizce biraz önce yoldan omuzlarda geçen dört kollu sala binmeyi. Binip kurtulmayı... Korkuyor sokağa çıkmaya, sokakta/piyasada sudan çıkmış balık gibi sersemliyor. Çünkü her köşe başında cambazlar bin bir hile ile onun iyi niyetini çelmelemeye çalışıyorlar.(sanıyor)
En güzeli, nerede ne yapılması gerekiyorsa onu yapmak. Yeknesak alışkanlıkların esiri olmaktan kurtulmak. Son ana kadar aktif olmak...

Her gün bir yerden göçmek 
Ne iyi 
Her gün bir yere 
Konmak ne güzel 
Bulanmadan, donmadan 
Akmak ne hoş 

Dünle beraber 
Gitti cancağızım 
Ne kadar söz varsa 
Düne ait 
Şimdi yeni şeyler 
Söylemek lazım…MEVLANA












5 Aralık 2016 Pazartesi

Değişim

Kasım ayının 9 uncu gününe geldik en sonunda.
Hava iki günden beri puslu. Özellikle bugün güneş yok .Esen lodos rüzgarı her yeri birbirine katıyor. Lodosun hangi yönden  eseceği belli değil. Dışarıda dolaşmak , yürümek zor. İş yerinde durgun bir ortamda işlerin peşindeyiz.Ya da iş bekliyoruz. Memurluğun insan öğrettiği en önemli haslet sabır. Zamanı bulunduğun yerde durup oturarak sakince geçirebilmeyi öğrenmişseniz sizin için Memurluk kolaylaşır. Biraz da dişinizi sıkmayı biliyorsanız.
Televizyonda Amerikan seçimleri Clinton mu, Trump mu. Çoğunluk için sürpriz olmuşmuş Trumpun seçilmesi. Sanki çok fazla değişim oluyormuş gibi.

Yorgun

Yorgun. İnsanın fiziki olarak dayanabileceği sınırın üzerinde eylem içinde olmasının getirdiği bünyesinin dinlenmek için alarm verdiği anın ...