Bu bloğu oluşturmaya Temmuz ayı içinde,sıcak bir öğle sonrasında başlamıştım.Aklıma ilk gelen kelimeyi yazıvermişim başlığa...
15 Aralık 2025 Pazartesi
İddia
28 Kasım 2025 Cuma
Çaydan Radyoya
Sabah yatağından istemeyerek kalktı. Çünkü önceki akşam içtiği çayın etkisi gece geç saatlere kadar uykusuz kalmasına sebep olmuştu. Yeterince uyuyamayınca da sabah kalkmak zor oluyordu. Uyku eksikliği gün boyu etkisini hissettiriyordu. Kalbinin ritmi bozuluyor, adımlarının kuvveti azalıyordu. Bunları kaç defa deneyimlediği halde yine de bir sebep bularak içilmemesi zamanlarda çay içiyordu. Bu kez de bahane eve yeni aldıkları, kargonun önceki gün teslim ettiği çay makinasını denemekti. Yaklaşık yedi bardaklık çay demledi. İki bardağını oğluna ikram etti. Üç bardağını kendisi içti. Yeni çay makinasında demlediği çay lezzetli geldi, hoşuna gitmişti. Bu hoşnutluk gece uykusuzluğu olarak etkisini göstermişti. Sabah işe gitmek üzere hazırlıklarını yaparken iş gününün daha zorlu geçeceğini düşündü. İşi ile ilgili tüm aksiliklere önceki günlere göre daha temkinli daha kontrollü olması gerektiğini, sakin, ruhuna, bedenine ve zamana uygun bir ruh halinde olabilmeye karar verdi. Bu kararı uygulayabilecek miydi? Akşam mesai saati sona erdiğinde vücudunu şöyle bir yoklayınca bunu anlayacaktı.
İşyerinde sabahın ilk telaşını atlattıktan sonra, iş arkadaşları diğer bölüme gittiklerinde ofiste yalnız kalmıştı. Yalnızlık, sükunetini ve vücut dengesini korumasına yardımcı olacaktı. Bu arada radyonun açık olduğunu fark etti. Radyo, onun sükunete dinginliğe ulaşmasına ömrü boyunca destek olmuştu ve hala oluyordu. Genellikle dinlediği istasyon TRT Türkü kendi halinde görevini yapıyordu.
Kulaklarının çevresindeki sesleri anlamlandırabildiği ilk günlerden bu yana radyo ve türküler hayatının bir parçasıydı. 1960 ların sonlarında babası Manisa Tekstil Fabrikasında sabah vardiyasına gitmek için erkenden kalktığı, annesinin ekşi tarhana çorbasını hazırladığı sabah erken saatlerde yer sofrasındaki kaşık tıngırtısı nedeniyle bir ara tatlı uykusundan uyandığında, babasının üfleyerek kaşıkladığı sofra tıkırtılarına eşlik eden radyodaki türküleri dinleyerek yeniden uykuya daldığı o güzel günlerde (çocuğun anne ve babası yanındaysa ve rahat bir döşekte güvenle uyuyorsa o en güzel gündür.) sabah ninnisiydi türküler... Babasını kapıdan işe uğurladıktan sonra, annesi de eline örgüsünü alınca radyodaki türküye eşlik ederdi. Bu da ninninin devamıydı.
20 Temmuz 1974 ve 12 Eylül 1980'de ise Hasan Mutlucan'ın kahramanlık türkülerini radyodan duyunca da ülke olarak olağan üstü bir döneme girildiği anlaşılmıştı.
Sonra okul yılları, ders çalışırken radyo varsa genellikle açık olurdu. Sonra İzmir TEK te çalıştığı yıllarda da radyo trafo nöbetine eşlik ederdi. Fuar zamanlarında Fuar Lunapark gazinosundan gecenin ilk saatlerindeki İbrahim Tatlıses'in söylediği türküler ile gecenin derinliklerinde Basmane meydanındaki gece kulübünün açık kapılarından yayılarak nöbet tuttuğu trafonun açık pencerelerinden giren Müslüm Gürses'in şarkılarını duyduğunda ise radyonun sesini kısardı. Bunu nöbet saatlerine denk geldiğinde yapardı. Diğer zamanlar radyo yine görevdeydi.
Radyo, içinden gelen seslerle, tiyatrolarla, şarkılarla, türkülerle yalnız günlerinde yalnız olmadığını hissettirirdi. Ve radyo dinleyen kişinin yapacağı işe engel almaz bilakis işinde devamlılığa katkı sağlardı.
Ama TV, bilgisayar, cep telefonu, tablet için öyle denemez. Bu tür cihazlar karşısında insanlar hipnotize olmuş gibi eylemsiz hareketsizdirler. Gözleri kulakları ve elleriyle esir olmuşlardır. Radyonun kulaklığı ise dinleyenlere hareket özgürlüğü verir.
Yazının sonuna geldiğinde "Acaba bu yazıyla yarım asrı geçen hayatımız boyunca alıştıklarımızı mı övdük? " diye düşündü.
6 Kasım 2025 Perşembe
Reaktör
Nice zamandır diliyle olduğu kadar yazılarıyla da suskundu. Suskundu. Konuşmak, içinden geçen düşünceleri ayan etmek istemiyordu. Düşündüklerinin içinin damarlarında dolaşan kan, sinirlerinde dolaşan akım gibi kapalı kalmasını, gizli kalmasını istiyordu. Bu suskunluk içindeki olumsuzluklar sebebiyle değildi. Belki yorgunluk, sıradanlık , kayıtsızlık ve umutsuzluğun bir macun gibi karışmasının sonucuydu. Fakat yaşadığı olumsuzluklar ve konuştuğunda çevresinden duyacağı olumsuzluklar veya duymak istediği halde duyamayacağı olumlu tepkilerden endişe etmesiydi.
Hayat boyu yıl yıl üzerine koyduğu deneyimlerin, yaşama yorgunluğunun bir sonucuydu. Bu her insan için aynı olmayabilir. Kimi insan son ana kadar coşkusunu ve beklentilerini sürdürebilse de, bir kısım insan ise pistonları eskimiş, ateşleme bobinleri ve bujileri yıpranmış bu nedenle tekleye tekleye çalışan, basınca gaz yemeyen verimsiz, hurdaya ayrılacak bir motor gibi olabilir. bu motoru bir usta gelip rektefe ederse yeniden daha verimli hale gelebilir.
İnsan denen mahluk eğer kendini tamir etmek isterse o enerjiyi içinde bulabilir. Bir atom reaktörünü uzun süreler çalıştırma enerjisini sağlayan nükleer güç onun içinde mevcut olsa da, ruhen istemezse o reaktör harekete geçmez.
Ancak hayatı bir sınav süreci olarak düşününce, her durumda pozitife dönmenin ve "iyi bir şeyler için" çalışmanın da göz ardı edilmemesi gerekir.
19 Ağustos 2025 Salı
Denk
İşyerinde staj yapan öğrencilerle sohbet esnasında çocukken köyde ebesinden duyduğu denk, mintan, ayar gibi şimdi köyde dahi kullanılmayan bazı kelimeler aklına geldi.
Denk kelimesi eşek ya da ata yükleme esnasında yükün bir yanına denirdi. Yük semerin her iki yanına ölçülü olarak yerleştirilmezse yük devrilirdi. O nedenle yük her iki yanına eşitlenirdi. Buna denk denirdi.
Yükseklerde bulunan elma ya da vişne bahçelerindeki budama sonrasında biriken kuru dallardan işe yarayacak olanlar kış hazırlığı için köye getirileceği zaman belli standartta doğranır ve öncelikle iki eş parça halinde aralarında bir metrelik bir boşluk bırakılarak sıralanırdı. Dalların uzunluğu köye gelecek olan odunun hangi amaçla kullanılacağına göre de değişirdi. Yanlarına bir buçuk metre uzunluğunda bir sağlam dal yani dayak konulurdu.
Bazı yükleri tarif ederken "bir eşek yükü" diye bir söz de geçer. Bu söz bir eşeğin taşıyabileceği ağırlığı, kapasiteyi anlatır. O zamanlar köylerdeki alışverişlerde kullanılırdı. Üç eşek yükü odun şu paraya denilse de; odun dal mı, yarma mı, çam mı, meşe mi, ceviz mi, ona göre de pazarlık edilecek fiyat değişirdi.
Gün ikindiye döndüğünde yani akşam üzeri bahçede işler bitip köye dönüleceği zaman eşek hazırlanır ve yığılan iki yük arasına çekilir. Bu işlem bahçedeki o güne ait son işlerdir.
Ardından hazırlanan yükün altından geçirilen ip semerdeki çengelden geçirilir ve sıkıca bağlanırdı. Bağ, yükü bir çekişte hemen indirebilecek biçimde ilmeklenir. Bağlanan yük kaymasın düşmesin dengesi bozulmasın diye yükün dış ucuna dayak dayanır. Dikkatli olarak eşeğin öbür yanına geçilir orada yerde duran yükün altından diğer taraftan uzatılan ip geçirilerek çengele takılarak sıkılaştırılırdı. İyice sıkıştığı ve yolda dökülmeyeceğine kanaat getirildikten sonra bağlanır, dayak yavaşça yükün altından alınır ve yük eşeğin üstünde dengelendiği görülür. Sonra yola çıkma zamanı gelmiştir.
Yola çıkılınca başka eşeklerin tıkırtıları duyulur ve bazen durup başını kaldıran kulaklarını diken eşek uzun uzun anırır. Neden böyle yaptığını çok düşünmeye gerek yok. Çünkü uzaktan kokusunu hissettiği tanıdık bir eşeğin kokusu ya da karşı cinsten bir başka eşeğe yaptığı kur da olabilir.
Köye yaklaştıkça yolda köye dönenlerin ve yanlarında yürüyen eşeklerin de sayısı gitgide artar. Her bir eşeğin sırtında sahibinin akşama kadar topladığı emeğinin yükü, tıkır tıkır yürüyüşüyle uyumlu olarak sallana sallana köye doğru yol alır.
Başları öne düşük bu yorgun insanlar çok da etraflarını gözleyemeden bir an evvel evlerine gidip dinlenme telaşındadırlar. Aynı telaş önlerinde giden yük hayvanlarında da vardır.
Köyde eşeğin yükünün indirilmesi de bilenlerin becerebileceği işlerdendir. Bilmeyen uğraşır durur.
Eşek eve gelince üzerindeki yükün indirileceği yere yanaştırılır. Eğer bir süredir aynı yere yıkılıyorsa eşek kendi gider ve yükünün indirilmesini bekler. Semerdeki çengele bağlı ip ilmeğinden hızla çekilerek yük eşeğin iki yanından birden yere indirilir. Bunu yapamayanlar dayağı diğer taraftaki yükün ucuna takarak teker teker de indirebilir. Yük inince eşek rahatlar yayılan ipler toplanarak semere bağlanır. Ardından dama sokulan eşek semeri, paldımları ve yuları da çıkarılarak bir sonraki sabaha dek dinlenmeye bırakılır.
...
Böylece yaklaşık elli yıl önce yaşadıklarından aklında kalan hatıraları unutulmaması için kayda almış oldu.
31 Temmuz 2025 Perşembe
On Saatlik Ara
29 Temmuz sabahı Teyzesinin kızı Rahmetli Fadik Ablasının eşi Süleyman aradı. babasının (Ahmet Amcanın) vefat ettiğini cenazenin köyden kalkacağını bu nedenle şehirde yakınlara tanıdıklara haber vermesini istedi. O da çevresini bilgilendirdi. Öğleye doğru küçük kardeşi arayarak cenazeye katılmak isteyip istemediğini sordu. Net cevap veremedi. Bir süre sonra aracın ayarlandığını araçta yer olduğunu izin alabilirse gelmesini istediğini bildirince izin alıp katılacağını söyledi. Yıllar sonra üç kardeş ve damatla beraber yine köy yollarındaydılar. Kardeşinin yeni aldığı ve uzun yolda kullanmadığı fiat egea cross marka benzinli araçla yola çıktılar. Yolda bazen aracın özelliklerinden bazen ekonomik sıkıntılardan konuşarak yolu tamamladılar.
Uşaktan Gediz yönüne dönüldükten sonra yol üzerinde bulunan ara sıra durup dinlendikleri Yenikent kasabasına mola vermeye niyetlendiler. Ancak kasaba yeni yapılan yolun uzağında kaldığından ana yoldan biraz uzaklaştılar. Kasabaya girdiklerinde fark ettiler ki sanki üzerine ölü toprağı dökülmüş gibi sessizleşmişti. Ana yolun kasabadan uzaklaşması canlığını yitirmesine yol açmış eski ana yol boyunca sıra sıra işyerleri ve evler boşalmış bazıları harap halini saklayamayacak duruma gelmişti. Öğle sıcağından mı başka sebepten mi bilemediği bir sessizlik hakimdi, ortada çok az insan vardı. Gölgesi bol olan bir kahveye oturdular. Yolda gördükleriyle kahvede oturanlarla selamlaştılar. Dışarıdan gelen sadece onlardı. Bir zamanlar vızır vızır işleyen yolda ne gelen ne de giden bir araç vardı. O anda yıllar önce izlediği arabalar çizgi filmi aklına geldi. Filmdeki radyatör kasabasının haline benziyordu. Bu kasaba da bizim radyatör kasabamızdı. Ancak dünyanın bir çok yerinde benzer manzaralar vardı. O nedenle kendince ders çıkardı. Her şey fani. Uzun soluklu sürdürebilir bir düzen için geçici kaynaklara bel bağlamamak gerektiğini düşündü. Geçici de olsa gelen kaynakları, fırsatları uzun soluklu sürdürülebilir daha kalıcı hale getirmek gerektiğini bir kez daha anlamış oldu.
Ardından ikindi namazından sonra defnedilecek cenaze törenine yetişmek için yine yola çıktılar. Yenikent, Abide derken Yeni Gediz, Eski Gediz ve ata yurdu Akçaalan'a ulaştılar.
Yol kenarlarının doğalgaz çalışması sebebiyle kazılı olduğunu gördüler. Köye doğalgaz geliyordu. Artık kışları köyün nüfusu azalmaz diye düşündü. Cenaze merasimi ve defin boyunca bir çok köylüyle görüştü. Eskiler babasına benzediği için simasından çıkarıyordu. Bazısı çok uzun zamandan beri görmediği halde ismiyle hitap ediyordu. Nereden hatırladığını sorunca sosyal medyadan ismi soy isim ve fotoğraflarını takip ettiğini, akraba olduklarını anlatıyordu. Bir yandan şaşırıyor öte yandan seviniyordu.
Köy mezarlığı ise Cengiz Aytmatov'un romanlarında geçen ayrıntılı olarak tarif ettiği ata beyit mezarlığı gibi köye hakim yüksek bir tepede idi. Kendisi öyle düşünüyordu. O romanı okuyan ve bu mezarlığı gören başka bir kişi olsa idi ve onun da fikrini almak daha uygun olurdu.
Köye geldiklerinde araçlarını her zaman rahmetli amcalarının evlerinin önüne bırakırlardı. Yine öyle oldu. Cenazeden sonra araç başına geldiklerinde yengelerini kardeşleriyle oturmuş sohbet ederken buldular. Sevindiler. Israrla ikram ettiklerini afiyetle yediler ve vedalaşarak helalleşerek yola çıktılar.
Kendilerine tahsis edilen zaman diliminde yapmak zorunda oldukları mücadeleye kaldığı yerden devam etmek üzere yine aynı yollardan geçerek hayatlarını sürdürdükleri şehre saat 23.00 sıralarında vardılar.
Bir süre uzak kaldıkları yalnız bıraktıkları eş dost ahbaplarıyla rakipleriyle buluşmak üzere yaklaşık on saatlik bir ayrılığın sonunda Manisa'ya girmiş oldular.
14 Temmuz 2025 Pazartesi
On Dört Temmuz
On dört temmuz saat 15.00 bir süredir ekrana bakıyordu. Belki aklına bir şeyler gelirde yazmaya başlayabilirdi. Ama ne yazık ki yazmaya başlamasına sebep olacak bir şeyin aklına gelmemesini yazmaktan başka bir sebep bulamadı. Sebepsiz bahanesiz konusuz hedefsiz bir durumda yazmaya gayret ediyordu. Yazdıklarının sonucunda okuyanlar ne gibi bir fayda sağlayacaktı. Okuyucunun fayda sağlaması amacı mıydı? Yoksa öylesine zaman doldurmak mı?
Dokuz yıl önce bu günden bir günden sonraki gün akşam üzeri ortalık daha kızışmamış iken, işten döndükten sonra eşiyle beraber akşam Teksas'ta San Antonio'da olan kızının durumunu merak edip üzülmüşler sonra da birbirlerini teselli etmişlerdi. Kızları iyi ki arkadaşı ile gitmişti o uzak ve sıcak diyarlara. Yanında arkadaşının olması onları teskin ediyordu.
Dokuz yıl önceki bu günün fırtına öncesi sessizliğin yaşandığı bir gün olabileceği akla gelmiyordu. Temmuz sıcaklarının her yanı istila ettiği imkan bulanların klimaların altından hiç ayrılmamak istediği günlerdi. Ağustos böcekleri cırıltılarıyla her yanı inletirken şehirde sıcaklarla boğuşanlar bu seslere aşina olmuşlardı. Cırıltılar onları rahatsız etmiyordu. Kanıksamışlardı. Ama o klimalardan rahatsız olduğundan sıcak da olsa başka serinleme yöntemleri arıyordu. Yılda dört ay görev yapan, arızalı parçalarını tamir ederek çalıştırdığı kutu vantilatörü ile serinliyordu. Buzdolabında sıralanmış soğuk su şişelerini de kullanmıyordu. Soğuk su midesini ve boğazını rahatsız ediyordu. Soğuk suyu ılıtarak içiyordu.
Dokuz yıl sonra şu an ki halini incelediğinde hala benzer alışkanlıkların devam ettiğini, kızının evlenerek Kanada'ya gittiğini, küçük oğlunun İstanbul'da iş bularak orada yaşamaya başladığını, büyük oğlunun yanlarında düzen kurma gayreti içinde olduğunu düşündü.
Evde baş başa kaldıklarında eşinin bu oğlanların hali ne olacak diyerek kaygılandığını, çocukların hallerine çözüm olacak çareler ürettiğini, ancak kendisinin bu konuda hızlı hareket edemediğini fark etti. Bunu sadece kendisi değil eşi ve çocuklar da fark ettiğinden çözüme yönelik adımlar atmadığından zaman zaman sorgulanarak suçlandığını biliyordu. Ve olmayan olamayanların sorumlusunun kendisi olduğunu yeri geldiğinde yüzüne söylediklerinde öfkeleniyordu, susuyordu.
Bulacağı çözümün o konuda sonradan gelebilecek daha iyi fırsatların önünü keseceği, yeni fırsatları kaçırabileceği korkusu ile yapması gereken eylemlerini erteliyor muydu? Önemli kararlar vermekten çekiniyor muydu? Bu onun huyu muydu? Bilemiyordu. Sadece bekliyordu.
Ancak dokuz yıl önce bu tür meseleleri yoktu. Her geçen zaman yenilikler/yeni fırsatlar/ yeni sorunlar getiriyordu. Çocuklar büyüdükçe ihtiyaçlar değişiyordu. Değişen isteklere ve ihtiyaçlara yeni mantıklı çareler bulabilmeliydi. Çare bulmak zorunda mıydı? Yoksa iyi niyeti suistimal mi ediliyordu?
Ne yaşarsa yaşasın günler günlere eklenerek devam eden ömrünün bilmediği bir vakitte biteceğini idrak etse de, Rabbinden, kalan ömrünün en güzel şekilde tamamlanmasını diledi.
7 Temmuz 2025 Pazartesi
Manisa da Bir Pazar İkindisi
Dün akşamüzeri eşinin teklifiyle kısa bir şehir turu yapmaya karar verdiler. Önce Ulucami'ye uğrayacaklar ardından mezarlığa uğrayarak babasını ve annesini ziyaret edecekler ve Alaybey yolundan Seyfettin Bey caddesinden ilerleyerek hükümet konağına varmadan önce sol tarafta bulunan kuru bakliyat mağazasında ihtiyaçlarını alacaklardı.
Saat 18.30'u gösterirken evden çıktılar. Otomobile binerek Tevfikiye Mahallesinden boyahane köprüsüne doğru ilerlediler. Boyahane köprüsüne (artık burada köprü olsa da dere kapatıldığından köprü işlevini yitirmiştir. Ancak eskiyi bilenler tarafından hala boyahane köprüsü olarak hatırlanır.) geldiklerinde sağa doğru dönerek üzeri kapatılarak yeşillendirilen eski derenin kenarında bulunan yol boyundan kırmızı köprüye doğru ilerlediler. Kırmızı köprünün aşağısında dere üstü kapatılarak yeşil alana dönüştürülmüş olup, üst yanı dağ tarafı ise açıktır. İhtiyar çınar ağaçları dağa doğru dere boyunca gölgelerini ve serinliklerini dallarının altında sandalyelerinde oturan sohbet edenlere çaylarını yudumlayanlara sunarlar.
Kırmızı köprüde kırmızı trafik ışıklarında beklediler. Işıklar yeşile dönünce güneye doğru Spil dağına aracı sürmeye devam ettiler. İvaz paşa camisi yol ayrımına geldiğinde sola kıvrılarak hafif sağ yaptılar. Böylece rahmetli Ertuğrul Dayıoğlu belediye başkanı iken 1985 li yıllarda açılan Ulucami yoluna giriş yaptılar. Bu yol şehirdeki en kötü yollardan biridir. Sultan camisinden istasyona kadar yollarda döşeli duran kesme taşlar bu bölgeden sökülerek yerine asfalt dökülmüştü. Daha sonra Ulucami yolu yapılmaya başlanınca yeni açılan yola bu kesme taşlar döşendi. Hala kesme taşlı olarak kullanılmaya devam eden yol bakımsız araçların sarsıntıdan vida döktüğü , yolcuyu rahatsız eden konforsuz bir yoldur. Şehrin içinde iken de sarsıntıları rahatsız ederdi ama daha düzgün bir taş işçiliği ile döşendiğinden estetik olarak intizamlı dururdu. Karaköy'ü Ulucami'ye bağlayan bu yol İvaz Paşa camisinden itibaren eğri büğrü inişli çıkışlı bir yol olmasına rağmen, şehrin aşağıda kalan yollarına göre daha sakin olduğundan şehri bilen ve Turgutlu istikametine veya Alaybey'e bir an önce gitmek isteyen şoförler tarafından kullanılıyor. İşte bu yolda sarsıla sarsıla ilerlediler. Sağ tarafta yedi kızlar türbesini uzaktan gördüler. Sol tarafta 1974 yılında geçici ortaokul binası yapıldığı için bir yıl orta bir öğrencisi olarak okuduğu İstiklal İlkokulunu gördüler, yine eski çocuk kütüphanesini de geçtikten sonra Ulucami göründü. Düze çıkınca aracı sağa yanaştırıp bagajdaki bidonları alarak Ulucami önündeki merdivenlerden tırmanmaya başladılar. Çıktıkları merdivenin bitiminde önlerini kesen yoldan sonra başlayan Ulucami'nin merdiveni ve heybetli giriş kapısı karşılarındaydı. Sağ yanlarında ise eski saat kulesi bakımsız gövdesine vuran akşam güneşinin merdivene düşen gölgesiyle kaderin onu sürükleyeceği sonunu bekliyordu.
2 Temmuz 2025 Çarşamba
Yap o zaman
Sorunların ya da çözülmesi gereken düğümlerin üzerine cesaretle gidebilmek nedense her insanda bulunmayan bir haslet. Keşke kendisinde de bu haslet olsaydı diye düşünerek hayıflandı. Hayatı boyunca olayların içinde sorunların çözümünde bulunamadığı düşündü. Sanki hep saha kenarından belki de seyircilerin oturduğu en arka sıraları seçerek oturarak maç seyreden suya sabuna fazla dokun(a)mayan özelliklere sahip seyircilerdendi. Hayata, ona bahşedilen sınırlı süre içinde çevresinde olanları pasifçe seyretmek için mi gelmişti.
Yapacağı yapması gereken ya da yaptığı işleri genellikle uzaktan ellerini olayın içine fazla sokmadan çözme gayretindeydi. Neden böyle olduğunu düşünüp bu pasifliğine bir çare bulmalıydı. Ama ne yazık ki bu konuda görünür adımlar atamıyordu. Sadece klavye üzerine düşüncelerini aktarmakla yetiniyordu. Sanki klavyeler aracılığıyla aktardıklarıyla bir nevi günah çıkarıyordu.
Sanki içinden bir ses "dur fazla girme var olanı da daha beter hale getirerek sorunu sorun olmaktan felaket olmaya doğru genişletirsin" diyordu. Ve bu ses onu engelliyordu. Öyleyse felakete yol açmamak için karışmamak yapılması gereken en mantıklı olanıydı.
Böyle düşüne düşüne eylemsizliği kendisine hayat düsturu yaparak nice sorunlara, sıkıntılara belki de girişerek bulacağı kendine özgü çözümlerle yeni fırsatlara yol bulabilme ihtimali olmasına rağmen hiç bir şey yapamadan hayatının bu günlerine geldi. Bu günlerde de aynı şekilde hayatında büyük kararlara girişmekten çekinmek onun değiştiremediklerinden oldu.
Ama nefes aldığı her an yol ayırımında yapacağı sadece küçük bir hareket hala onu yeni ufuklara götürebilirdi. Vereceği akıllı kararlar yeni yollara dönmesini şimdiye kadar girmediği noktalara gidebilmesi fırsatını yaratabilirdi.
"Yap o zaman" dedi içindeki hocası. 02.07.2025/ 16.45
1 Temmuz 2025 Salı
Bezginlik
Bezginlik, dünyanın keşmekeşi içinde bir şeyler yapmaya çekinmek, başladığı işin düzgün olamayacağı korkusu ve çöküklüğü ile yeni bir işe başlayamamak. Var olan iş ve işlemlerini de iş olsun diye öylesine yapıvermek.. Çevresinde bulunanların başarısızlıkları beceriksizliklerinin kendisine etkisiydi. Moral ve motivasyon yetersizliği, modunun düşmesiydi... Sanki çevresindekileri kendisi ile özdeşleştiriyor. Onları kendisi olarak benimsiyordu. Bu benimseme onların durumlarıyla hemhal olmasına yol açıyordu. Bu ise hayatının içinde bir şekilde nüfuz ediyor. Hayatının her anını zehirleyen bir duman gibi her yanını, her hareketini etkiliyordu. Çözüm bulmak ise zorlaşıyordu. Çözüm, içine girdiğin durumdan sıyrılabilerek dışardan da gözetlemekle bağlantılıydı. Hem içten hem de dıştan gözlemlemek soruna çok daha etkin çareler bulunmasına yol açabilirdi.
Bezginliğin getirdiği en önemli davranış biçimi kayıtsızca beklemek eylemiydi. Önüne gelen ve geçen olaylara fırsatlara bakmaktan başka bir şey yap(a)mamaktı. bu durumdan kurtulunabilinir miydi? Tabii ki kurtulunabilinir. Biraz üzerine doğru gidip ucundan tutuvermek ya da gerekiyorsa duruma göre ardından itivermek, raydan çıkanları rayına sokuvermek. Eğer raydan çıkacağı farkedilmişse önlem almak. Raydan çıkanı raya yerleştirmek ne kadar gecikirse yeniden rayına oturtmak o kadar meşakkatli olabilir.
Her neyse ilk aşama bir şeyler yapmak yani harekete geçmek gerekir. Bu bile bezginlik sislerinin dağılmasına fayda eder.
İnsanoğlunun ruhuna çöreklenen bezginliğini dağıtmak için kendini motive edecek bir şeyler bulmalıdır Vesselam.
Tevekkül
Kaygılar, endişeler. İnsanın madden ve manen güç yetiremeyeceği halde çevresinde olanların kendi iyi bildiği durumdan kendisine göre olumsuz olan bir noktaya ilerlememesi adına aklından geçirdiği olumsuz düşünceler.
Her nedense özellikle gecenin bir yerinde aniden aklına gelen ve gecesini ve uykusunu bölen bu düşüncelerden nasıl kurtulunur. Gecenin bir yerinde aklına gelmesinin sebebi ise artık zihninin gündüz zamanları kadar meşgul olmaması, gündüz aklına takılan ve sonraya ötelediği bazı endişeler kaygılar -çalkantılı suyun içindeki zeytinyağının çalkantı durunca yüzeyde toplanması gibi- uykunun bir aşamasında yüzeye çıkıyor olması.
Eğer aşırıya kaçarsa sakinleştirici ilaçların yararı olduğu söylense de, hayatın içinde kendi düşüncenize göre her şeyi yönlendiremeyeceğini kabul etmek, zihni bu konuda zorlamalı. Eskilerin hayatlarındaki endişelere karşı bir savunma mekanizması olarak tevekkül diyerek tanımladıkları hayatın içinde güç yetiremediklerine razı olup kabullenmeyi, bizi zora sokan düşüncelere karşı panzehir olarak insan kendi zihnine zerk etmeli.
İnsan sınırları olan bir varlık. Tanrısının ona bahşettiği hayatın, gücün, imkanların sınırlı süresi içinde yapılması gerekenleri yapabilip yapamadığından sorumlu. O nedenle fani olduğunu kabul edip bir fani gibi düşünmeli. Baki olan Allah'tır.
( Bu da geçer ya hu / in niz beguzered /‘k’afto ta perasi )
Ertele
Nice zamandır önünde bulunan klavyeye bakıp duruyordu. Sistemde var olan işlerini çoktan bitirmişti. Radyosunu açmıştı. Bir yandan radyosunda TRT Türküde arka arkaya çalan türküleri dinliyordu. Bir yandan da klavyeye harfleri sıralıyordu. bu harfler aklından geçenler ve parmak uçları arasında oluşan koordinasyon sonucu düzenlenerek ekrandaki dijital sayfada beliriyordu. Hızlı yazdığından oluşan hataları denetlemek için durup yazılarını okuyor, hatalı olanları düzeltiyor ve bu arada alnına biriken terleri de siliyordu.
Şehirde kuzeyden esen rüzgarlı hava zaman zaman fırtınayı andırsa da, sıcaklara karşı faydası oluyordu. Ancak şehrin kuzeydoğusunda Akhisar tarafında uzaktan görülen duman tabakası o bölgede esen rüzgarın yaz yangınlarını felaket derecesinde arttırdığını ispatlıyordu. Buna karşın her ne kadar uyarılar yapılsa da bazı kendini bilmezler bir şekilde yangın denen felaketin ortaya çıkmasına zemin sağlıyorlardı.
Bir yandan da şehirde haziran sonu ve temmuz başının getirdiği baskın sıcaklar dönemine hazırlıklar da imkanı olanların hızlı bir şekilde aldığı tedbirlerle devam ediyordu.
Tedbirler kapsamında sıcakların getireceği satış yoğunluğunu tahmin eden bir kısım hava ve su soğutucusu satıcıları ise sabırla bekliyorlardı. Herkesin dönem dönem işleri mevsimsel olarak artabilir ve azalabilirdi. Bunu öngörerek pozisyon alabilenler kazanan tarafta yer alabiliyorlardı.
Hayatın zorlukları içinde zaten kavrulmuş olan halkın geneli ise, yeniden yaz sıcakları ile kavrulmaya sadece kaderine razı olmuş canlıların sükuneti ile kayıtsızca bakıyordu. Ancak bu kayıtsız kitlenin içinde de sıcaklara dayanamayanlar vardı ve onlar da hayatlarındaki öncelikleri yeniden sıralayarak serinlemenin yollarını arıyorlardı.
Belki de doğru olan onların yaptığıydı. Çünkü hiç birimiz için yarının ne getireceği belli değildi. Belki de yarın bizim için yoktu. Öyleyse bugünün ihtiyacını bugün karşılamalılar ve serinlemenin keyfini çıkarmalıydılar.
Her ne kadar yukardaki düşünceleri klavyenin tuşlarına basıp yazsa da kendisi de genellikle bir sonraki zamanı düşünenlerdendi. O nedenle ihtiyaçlarını hep bir sonraki zamana ertelemek, tehir etmek artık onun değişmeyen bir huyu olmuştu.
Bu huyunun zararlarını kaç kez görse yaşasa da öyle yapıyordu.
24 Haziran 2025 Salı
Zor
Zor. İnsanın başaramayacağını düşündüğü herhangi bir iş için kullandığı bahane kelimesidir zor. Bir işi yaparken normal sınırları içinde her zaman kullandığı mutad eylemlerinden, hareketlerinden daha fazla güç ve emek harcayacağını ve harcayacaklarına rağmen düzgün bir sonuca ulaşamayacağını da ifade etmek ister. Amacı "Zor işte, zor. Daha ne diyeyim" cümleleriyle kendisinden istekte bulunanı isteğinden vazgeçirmektir.
Ancak bazı iş ve eylemlerde başarma azmi ya da motivasyon var ise o zorlu işe girişilebilir ve azmi devam ettiği sürece sonuç alabilir.
Yeni buluşların icatların rekorların ardındaki temel kaynak istek ve motivasyondur. Bazı insanları her başarısızlık yeniden biler ve yeni bir yöntemle aynı işi yeniden dener. Denemekten vazgeçmez. Ve bir gün, onun da bilemeyeceği bir vakitte o iş tamam oluverir.
Dünya tarihinde yer etmiş tarihe adını yazdırmış nice kişiler başarmak için kuvvetlerini, zamanlarını, hayatlarını ve sağlıklarını hedefledikleri amaç uğruna telef ederler, harcarlar. Acaba telef etmek midir ya da feda etmek midir.
Feda etmektir. Belki de kendisinin ömür boyunca yararlanamayacağı bir şey için gelecek nesillerin gelişimi ya da konforu için geleceğe adını yazdırmaktır.
Bazen bu -kişide başarma kabiliyeti ve kapasitesi olmasına rağmen- kendisine inanmadığı için boş verip başlayamadığı bir konuda onun bu yeteneğini kapasitesini bilen çevresindekiler tarafından ikna edilerek yönlendirilebilirler.
O zaman başaran kişinin başarısı sadece kendisinin mi olur. Yoksa onu keşfedip de yönlendirenin de bu başarıda payı, ödülü olmalı mı?
Olmalı, ama her savaşın meçhul askerleri olduğu gibi her başarının da arkasında nice meçhul askerler vardır. Ve bu meçhuller meçhul oldukları için her hangi bir yüksünme içinde değillerdir.
20 Haziran 2025 Cuma
O Dal Bizim Dalımızdır
Sıcak. İlk sıcaklar. Sanki bu yıl sıcak ansızın üzerimize çöreklendi. Gölgeler de klima altları da keyif vermiyor. Sadece keyif alabildiğim kırmızı köprüden yukarı doğru ilerlediğimde Çaybaşının Ağlayan Kaya taraflarında dere kenarında bulunan yüzyıllara tanıklık etmiş yüksek çınar ağaçlarının gölgeleri fayda ediyor keyif veriyor. Oralarda hiç bir klimanın vermediği doğallıkta bir serin hava her zaman esip duruyor.
Ayrıca o bölgede diğer bölgelerde bulamadığım bir sakinlik huzur da bana eşlik ediyor. Neden böyle olduğunu bilemesem de şehrin en eski yerleşim alanlarından biri olduğundandır diye düşünüyorum.
Çünkü antik çağdan Yunan mitolojilerine, Selçukludan Osmanlıya ve Kurtuluş Savaşının başlangıcı ile ilk Cumhuriyet dönemine kadar nice olay bu bölgede yaşanmıştı. Ancak son otuz yılda şehrin düzenlemesi ve dere ıslahı bahanesi ile dere boyundaki eski tarihi binalar evler düzenleniverdi. Son iki yüz yıla şahitlik eden harabeler restore edileceğine en kolay çözüm olan tesviye ile halledildi çok şükür. Şimdi o binaların yerinde ya aralarına gri betonlar sıvanmış -eski sıralı taş duvarların arasında yeni olduğu sırıtan- taş duvarlar ya da çok da bakılamayan parklar yeşillikler aldı.
O yeşillikler de yakın çevrede peydah olan cafeler tarafından masa ve sandalyelerle işgal edilince o bölge çok hoş (!) bir hale dönüştü...
Bu kadar yazmama rağmen hoşlandığımı söylediğim o bölgeye son üç ay içinde üç defa çıkmışlığım yoktur. Ya ben son üç ay içinde Rahmeti Rahmana kavuşsaydım hoşlandığım bölgeyi göremeden gidecektim. Son ilkbaharda çınar ağaçlarından yeniden filizlenen dalları, yaprakları, tohumları göremeyecektim. Gittiğimde de bazen köpeklerin dalaşmasından ancak kendimizi koruma meşgalesi içinde bulunduğumuzdan koca çınarların serin dallarını, aşağıya gölge yapan geniş yeşil yapraklarını fark edemeyebilecek olsak da kırılmadığı müddetçe o dal bizim dalımızdır.
Bir gün olur görebiliriz inşallah...
15 Nisan 2025 Salı
Bir beyaz örtü
Bu sabah yataktan kalktıktan sonra yatağının yanındaki pencereden dışarıya baktığında mavi gökyüzünü göremedi. Dağları göremedi. Her yanı kaplayan bir beyaz örtü, sabah uyandığında bakmaya doyamadığı şehrin güneyindeki yalçın dağları perdelemişti.
Demek ki dedi kendi kendine her zaman her güzelliği yaşayamazsın. Anı değerlendirmeli, yaşarken gördüklerini farketmeli, bir daha görememe ihtimaline karşı o anı kamilen yaşamalı dedi.
Belki mavi gökyüzü başka bir gün çok daha güzel görünecek ama görebilecek misin, ömrün yetecek mi?
İklim koşulları nedeniyle zaman zaman dünyayı bazen beyaz bazen de kapkara örtüler kaplayabilir. Bu normaldir. İnsan denen mahlukatın da kendisine biçilen ömür denen zaman içinde imtihanını tamamlamak için yaşarken başına türlü türlü haller gelebilir. Bu haller içinde ruh ve bedeninde meydana gelen değişiklikler de gönül iklimine, halet-i ruhiyesine tesir ederek ince bir tül gibi ya da kalın bir kara perde gibi etki alanını kaplayabilir. Huzuru bulmak için insan gönlünün şen olması bu perdelerin çoğunlukla açık olması elzemdir. İnsan hayatın zorlukları karşısında kapanan gönül perdelerini aralamanın açık tutmanın yol ve yöntemlerini bulabilmelidir. Eğer bulamazsa - ve güçlü bir ruh yapısına da sahip değilse- hayatını daha da zorlaştıracaktır. Bu noktada dostlarının desteği önem kazanır.
Gönül perdelerimizi her daim açık eyle Allahım. Etrafımızda gönül perdelerimizi açık tutmamıza yardım edecek sağlam dostlar ihsan eyle.15.04.2025
Yukarıda yazdıkları şu an kendi için gerçekleşemese de alt komşusu Ahmet Abi için gerçekleşti. O artık bir daha yaşadığı şehrin güneyindeki dağları kaplayan bir beyaz örtüyü, dağın eteklerindeki Tarzan'ın diktiği çamları göremeyecek. Merkez Efendi Devlet Hastanesinde kalbinin daha iyi çalışması için yattığı ameliyat masasından ameliyat sonrasında sedyeyle yoğun bakma kadar gelebilse de, yoğun bakımdan çıkıp da eve doğru gelemedi. Oturduğu yerde tüm katlarda genel bir hüzün her köşeye sinmişti. Eşi ve yakınları okuyorlar, helva karıyorlar, sürekli Rahmetli Ahmet Abinin eşi ve kızlarının yanına gidip geliyorlar.
Ahmet Abiyi defnettikleri kırtık mezarlığındaki kabrinin çevresindeki çam dalları arasından şehrin güneyindeki dağlar ara ara görülüyordu.
Ahmet Abinin vefatı nedeniyle bu satırları eklemişti. Ancak kendisi için ardından aklına gelenleri yazacak olacak mıydı?
14 Nisan 2025 Pazartesi
Hayal
Dönüp durduğu yatağından dönmekten sıkılarak gecenin bir vakti kalktı. Kalkmadan önce uykuya dalabilmesine yararı olur düşüncesiyle Gediz çayının kenarında elinde bir olta ile balık avladığını, oltasına takılacak balığı beklediğini hayal ediyordu. Su çamur rengi bir duru bulanıklık içinde sessizce akıyordu. Güneş zevali aşmış, saatler öğleden sonraya ait sıcak zamanları gösteriyordu. Oltanın kargısını kenardaki nemli kumlara batırmış suyu seyrediyordu. Su biraz aşağıda önce köprünün gölgesine ardından altına ulaşarak batıya, Menemen boğazına doğru yoluna devam ediyordu. Su, ona yük olmadığı belli olan dal parçalarını da üzerine bindirmiş hızla götürüyordu. Bu dallardan Murat dağlarından beri taşıdığı sürüklediği şu kuru meşe dalını vefasızca bırakıp akmaya devam edecekti. Bunu ne dal ne nehrin duru çamurlu suyu ne de hayal eden biliyordu. İstese niyet etse suyun üzerinde suyla beraber sürüklenen dalı da bir yerlerde durdurabilirdi. Hayal onun hayaliydi. Tamam dedi. Muradiye kasabası kuzeyindeki köprüden geçerken Kayıkçıgillerin bağlarının kenarına bıraktırayım. Dal Halit Abi onu görürse alıp yaksın diye Yuntdağına giden yol üzerindeki köprüyü geçtikten sonra sol tarafa. Muradiye tarafına bırakayım da bu mesele kapansın. Dedi kendince... Bu yaz günü zaten çayın suyu da iyice azalmıştı belki de daha oraya varamadan Karacaahmet türbesine yakın bir yerde de kalabilir, kenara suya eğilmiş söğüt dallarına da takılabilir...Yeniden hayalen nehrin Manisa Akhisar yolunu kestiği yere eski demir köprü yerine yapılan yeni beton köprünün doğusunda bıraktığı oltanın yanına döndü. Öğlen güneşinin yakmadığını kıyılarda bir hayli uzamış söğüt gölgelerinin güneşe karşı ona siper oldukları anladı. Olta sessizce akan suyun içinde, akıntı yönüne doğru gerilmişti. Ama bu oltaya takılan balığın asılması gibi bir gerginlik değildi. Nehir akıntısının etkisiydi. Sağ tarafına baktığında uzaktaki köprüden gelip geçen araçların cinsine modeline göre çıkardıkları kulağına kadar gelebilen gürültülerini dinledi. Araçların gürültüsü çok olsaydı suyun şıpırtısını duyamazdı. Sudan gelen şıpırtının sebebi söğüt dallarının sudaki hareketleriydi. Bazen su içmeye gelen kuşların suya inerken ya da suyunu içip kalkarken kanat çırpmalarının pır pır eden kanat seslerini de duyuyordu. Ama ortama hakim olan sessizlikti... Sanki uzaktaki köprüden araçlar sık geçmemeye başlamıştı... Acaba her hangi bir sebepten yol kapanmış mıydı. Bazen trafik kazası bazen bakım onarım sebebiyle trafik kesilebiliyordu. Acil iş olan şoförlerin alternatif yollarını düşündü. Acaba Muradiye köprüsü mü olurdu. Muradiye'den sonra ilerden yol Osmancalı Üçpınar sapağına geldiğinde Üçpınara dönecek kıvrıla kıvrıla bir kaç köy geçecek Tilki köyden sonra sağa sapıp Saruhanlı yoluna yeniden çıkabilecek. Bu yol bir hayli uzundu. Belki de kapalı yol kısa sürede açılabilirdi. Beklemek daha uygun olabilirdi...
Gediz nehrini, geçtiği güzergahları, suladığı yöreleri düşündü. Bir de ata yurdu Gediz'i düşündü. Adını Gediz ilçesinden alan nehir, sularını da almış ismini de almış ama ne vermişti memleketine diye düşündü. Bir de akıp döküldüğü yerlerde hemşehrilerine ırgatlık yapabilmeleri için iş imkanı sunmuştu. O da ovaya inersen, suyu takip edersen. Dedelerim ve babalarım öyle yapmışlar. Dedem Salihli ye kadar, Babam Manisa'ya kadar gelmiş. Biz ise sonraki kuşak Manisa'ya çakılmışız.. Her neyse...
...
On beş Nisanın ilk saatleri, beşi on geçiyordu. Hayallerini yazsa da hâlâ uykusu gelmemişti. Üç saat sonra işe gidecekti.Bu gün işinde verimli olabilecek miydi? Dikkat ederim...dedi.
25 Şubat 2025 Salı
Düşman
Düşman. Düşmek kelimesini yazmaya niyetlenirken düş ten sonra otomatik yazı düşman kelimesini önerince bu kelimede karar kıldı. Düşman, nereden ne sebeple kim tarafından türetilmiş. Düşlerinde kızdıkları mı, onu yere düşürenler mi? Rakipleri mi hayatına ve hayatı boyunca yaptıklarına karşı gelen yaptıklarını yıkmak isteyenler mi? Nedir? Nereden türetilmişse türetilsin kişinin hayatındaki bozgunların olumsuzlukların yıkımların müsebbibi olanlara verilen bir isim. Ama düşmanın kişiye olumlu olan yanı onu dik durmaya dirençli olmaya sağlam durmaya hayatta kalma gayretini artırmaya yararı olduğu da bir başka gerçek. Derler ya kötü komşu insanı ev sahibi yapar. Su uyur düşman uyumaz da başka bir atasözü... Düşmanlara karşı her daim teyakkuzda olmak, mümkünse düşmanı dost yapabilmek dileğiyle...(18.11.2024 Pazartesi)
17 Şubat 2025 Pazartesi
Kaval
(17 Şubat 2025) Bir kaval sesi duyuldu, işyerinin boş ve pürüzsüz duvarlarında yankılandı, çarpa çarpa kulağının kıvrımlarından da geçerek beynine ulaştığında ise kaval sesinin tınılarının "eklemedir koca kavak ekleme" türküsünü terennüm ettiğini anladı. İşte o anda sükunet içinde nefesini üfleyen, kavalın deliklerine yine sükunetle basan kavalcının ruh hali onunda ruhuyla bütünleşti... O anda bir ameliyat masasında olsaydı ve narkoz verilmeden vücuduna cerrah tarafından neşter değdirilseydi bile, neşterin kestiği yerlerde oluşacak acıları hissetmeyeceğini, yaranın acımayacağı düşündü.
...
Kavalın çevreye sükunet veren sesi, sessizliği; nefesinden çıkan havanın bir kamış parçasından yayılmasıyla bozulan, yalnız çayırların efendisi çobanın isyanıdır. Sadece hayalleri ve çevresinde ona itaat ettiklerini belli eden bir dinginlikle Onu pür dikkat dinleyen koyunlarından başka, sürünün bir hayli uzağında bir kuytuda uzanan, kuyruğunu sallayarak çevreyi kolaçan eden çoban köpeğinin kavalın sesine ilgisiz olduğunu hissettiren kayıtsızlığı dışında ne vardı ki...
Yalnız çayırlarda rüzgarın estiği yöne göre dalgalanan dallar, yapraklar ve koparak yeryüzünü kaplayan, toprağa karışacağı anı sabırla bekleyen dallardan azad olmuş kuru yaprak ve dikenler ile toprağın en üstüne sere serpe yayılarak esecek rüzgar ile yer değiştirmeyi bekleyen tozlardan başka ne vardı ki.
Kavalı bazen sevinçle bazen hasretle bazen de hüzünle ağlatan çobanın kalbinin dibinde bulunan ciğerlerinden çıkarak avurtlarına dolan ve dudaklarının ucuna kadar gelen nefesi, dudak ucunda bekleyen kaval dilinden kamışın iç boşluğuna doğru sese dönüşerek esip giderken, ruhundan geçenleri de dinleyenlerin kulaklarına ulaştıracaktı.
Ancak yalnız çayırların yalnız rüzgarlarında, başında meleşen koyunlarından başka dinleyen olmadığından, bozkır ortasında daha önce yitip giden nice güzel seslerden biri olarak yitip gidecekti.
Olsun, dedi çoban, dilin dilimde her daim benimle beraber içimdekini çığırmaktasın. Sesin benim gönlüme deydikten sonra gönlümü eylendirdikten sonra kimse dinlemesin önemli değil...
12 Şubat 2025 Çarşamba
Hatırımda
20 Ocak 2025 Pazartesi
Normal
Bozulmak... Düzgün çalışan bir cihazın her hangi bir nedenle aniden durması, ya da yapmakta olduğunu istenilen biçimde yapmamaya başlaması bozulmak olarak adlandırılsa da arıza olarak da ifade edilebilir. Bozulmak canlı varlıklarda örneğin çiçeklerde bitkilerde sararıp solmak olarak, bir sebeple insanlar arası ilişkilerde ilişkinin istenilen düzeyin altında sürmeye başlaması, ya da sosyal olaylarda düzenin aksaması dejenerasyon olarak da adlandırılabilmektedir. Bozulmak, çürümek, kokuşmak, yoldan sapıtmak, şaşırmak gibi halk arasında kullanılan kelimeler bazen esas anlamından başka yer ve ortamlar içinde kullanılabilmektedir. Bu kelimelere anormal kelimesi de eklenebilir. Halkın kullanımı halkın seviyesiyle bilgi düzeyiyle bağlantılıdır dense de önemli olan neyi nasıl anlayıp algıladığı olarak düşünüldüğünde, eğer bir konuda çözüme yönelik acele ivedi bir faaliyette bulunulacaksa anladıklarını olduğu gibi kabul ederek halk arasında var olan anlamına göre değerlendirilmesi sonuca ulaşmayı kolaylaştıracaktır. Ama ideal olan kelimenin esas anlamının bilinmesidir.
Bozulmak kelimesine karşı olarak duruma göre normal, düzgün, her şey yolunda, aşayiş berkemal ya da stabil kelimeleri kullanılabilir.
Bozulanı yeniden düzgün hale getirmek belli bir çabayı gerektirse de, düzelen, bozulmadan önceki özgün halini alması mümkün olabilir. Ancak bozulma ile, sistemin genel olarak eskidiğini ve en yıpranmış noktasından aksadığını da unutmadan, sistemi genel çerçevede inceleyerek daha başka aksamalara yol açılmadan çözüm bulmak daha uzun vadeli yararlığını olan önleyici tedbirlerdendir.
Sosyal olaylar açısından bakıldığında ise; ilgili toplumda huzurlu sakin bir şekilde kendi halinde akıp giden sosyal normlara bağlı ilişkilerin bir noktada sorunlar çıkarmaya başlaması ile kendini gösterir. Toplumların düzen içinde huzurla yaşayıp entropi ya da kaos haline düşmemesi için alarm/uyarı sayılabilecek ilk sorunun üzerine gidilerek, sorunun objektif olarak incelenip değerlendirilmesi ile sebep bulunabilinirse ve sebebe bağlı olması gereken tedbir/çözüm cesaretle uygulanabilirse - bir saat ustasının zamanın dakikliğini hassasiyetle göstermesi için saati ayarladığı gibi- ideal düzen akışına devam eder.
Ancak ister mekanik, isterse sosyal düzenler, medeniyetler olsun arızalara aksamalara sorunlara karşı kendi içinde arıtma temizleme mekanizması kurulursa uzun süreler düzenli işlemesi sağlanabilir. Mekanikte yağlama sistemleri, bakım periyotları, insan ilişkilerinde adalet mekanizması ile diğer dengelerdeki birbiriyle bağlantılı oturmuş süreklilik gibi. Ve bu sürekliliği sağlamak için belki de en önemlisi teknik sistemlerde koruma, sosyal sistemlerde ise kendini savunma mekanizmasıdır diye düşünülmelidir.
Aksamadan devam eden sistemler bu şekilde kurulmuştur.
Şapkacı Fethi Amca
Şapkacı Fethi Amcanın vefatını duyduğunda derin bir iç geçirdi. Sanki iyi insanlar daha çabuk mu gidiyor diye düşündü. Öyle olmadığını biliy...
-
İşyerinde staj yapan öğrencilerle sohbet esnasında çocukken köyde ebesinden duyduğu denk, mintan, ayar gibi şimdi köyde dahi kullanılmayan b...
-
Dün Arkadaşım İsmail le öğle arasında çarşıyı dolaştıktan sonra işyerinin merdivenlerine çıkmadan önce İsmail eliyle kırmızı plakalı bir yük...