Sabahın serininde bisikletine binerek her zaman geçtiği yollardan ilerlemeye başladı. Hedefi işyeri idi. Şehrin en eski resmi binasına doğru pedala fazla basmadan ancak frene sık dokunarak yokuş aşağı sürdü. Malta Kemerburgaz fırın üst tarafındaki yoldan doğuya doğru bisikletini sürerken sabah güneşi gözlerini kamaştırdığından oğlunun kullanmayarak kenara attığı eski güneş gözlüğünü taktı. Acaba nasıl görünüyorum diye düşünse de boş ver önemli olan gözünün rahatlaması dedi. Boyahane köprüsü bölgesine doğru ilerlerken Kuyualan camisinden itibaren etkisi artarak esen rüzgar altında eski boyahane köprüsüne ulaştı. Artık yol inişe geçmiş bisikletinin pedallarını çevirmeye gerek kalmamıştı. Bisiklet yolun meyili ile kendi akışı içinde ilerlerken önce inşaatı devam eden okul ardından Ulupark göründü. Turizm Derneğinin güneyinden geçerken aşağıdan gelen araçlara dikkat ederek yola devam etti. Bildiği yollardan bildiği yerlerden bildiği gibi sürerek eski postanenin karşısındaki Pomağın fırınında durdu. Bisikleti sehpaya aldı. Ön tarafta gidona taktığı yemek torbası dengeyi bozduğundan ileri geri oynatarak yer çekimine ve yol eğimine göre sabitledi ve fırının satış penceresine gitti. Fırıncı genç daha önceden tanıdığından siparişini sormadan paketlemeye başladı ve yine de emin olma için minik bir tebessümle aynı mı abi sorusuna evet cevabı verdi. Cüzdanından parayı çıkarırken de aynı mı dedi. Fırıncı genç aynı, on lira fiyat değişmedi. Cevaben her geldiğimde değişebilir endişesi ile fiyat soruyorum. Kusura bakma dedi. Küçüğe selam diyerek birbirlerine gülümseyerek fırından ayrıldı. Paketini bisikletinde takılı duran çantasına koydu... Nedense ve neyi gizlemek amacıyla yapıldığı anlaşılamayan yüksek saçlarla kapatılan ve içi boşaltılarak gitgide hayalet şatoları andırmaya başlayan Beyaz Fil iş hanının müştemilatındaki Beyaz Saray sinemasının güney tarafında bulunan taş döşeli ancak taşları bozuk ve kırık olan yoldan titreye titreye sarsıla sarsıla pedalları daha kuvvetli basarak ilerledi. Önündeki köşede yol sağa kuyumcular çarşısına doğru mecburi yön gösterse de o yasak olan sol aşağı yöneldi. Birkaç pedal sonra da sağa, Ziraat Bankasının arka sokağı yeni adı şemsiye sokak olan yola dönerek, ikinci vitesle, karşısında görülen emekliler parkına doğru ilerlemeye devam etti. Sandalyeleri ile sokağın her iki yanına işgal ederek yayılan Şakir'in kahvesinden ve Manisa Kebapçısından sonra sola dönerek yoldan karşıya geçti. İşyerinin batı tarafında bulunan çiçekleri korumak amacıyla yapılan demir parmaklıklara bisikleti kilitleyerek güneşe karşı gözlerini kıstı ve işyerinin mermer merdivenlerine doğru yürüdü. Bir asrı devirmiş ve üzerinden geçen nice insanoğlunun hallerini gözlemlemiş eski merdivenlerden orta kata çıkıp güvenlik bölümünde kimliğini okutmak için cüzdanın çıkardı ve makinanın manyetik okuma platformuna gösterdi. Güvenlik personelini selamlayarak sol tarafa doğru yöneldi ve sakin adımlarla biraz ilerideki ofisine doğru ilerledi. Ofis kapısında sağında, koridorda çalışan evrak kayıt memuruyla da selamlaşarak besmeleyle içeri girdi. Ne zaman sona ereceğini bilemediği iş hayatındaki bir iş günü daha başladı.(30.05.2024)
Bu bloğu oluşturmaya Temmuz ayı içinde,sıcak bir öğle sonrasında başlamıştım.Aklıma ilk gelen kelimeyi yazıvermişim başlığa...
30 Mayıs 2024 Perşembe
8 Kasım 2023 Çarşamba
Arkadaş
Uzun yıllardan beri tanıdığı, ne zaman rastlasa yüzünden tebessümü eksik olmayan nazik naif bir insandı.
Gençlik yıllarından beri içinde yaşayan yazma tutkusunu sonunda basılı kağıtlarla yayınlama, okuma heveslilerine içindekileri paylaşabilme fırsatını bulmasının verdiği bir doygunluk, memnuniyet hissini de her karşılaşmasında hissediyordu. Buna belki de bir açıdan muradına ermek de denebilirdi.
Tahminince fazla bir iddiası da yoktu. Sadece insanlar ve memleketine karşı içinden geçen iyi düşünceleri duyguları -kimseyi rencide etmeden- anlatabilmek de amaçlarından birisi miydi?
Kitaplarında, günlük yazılarında, konuşmalarında, konferanslarında, sohbetlerinde yaptığı sadece buydu. Bulunduğu ortama pozitif bir katkısı olduğu, iyimserlik kokusu diye bir koku varsa o kokuyu dağıtan ender insanlardan olduğunu söylenmesinde bir sakınca yoktu.
Öyleydi işte.
Kendi kabuğu içinden, günün kendince uygun gördüğü bir vaktinde çıkar, yine kendi kabuğu içinde olduğunu belli edecek bir sükunet içinde yürüdüğü güzergah boyunca tanıdık tanımadık tüm yaratılmışlara iyi niyetini belli edecek bir mütebessimlikle hafif adımlara önüne bakarak yürür giderdi.
Kendi yalnızlığıyla barışıktı. Belki de yalnızlığı kalabalıklar arasında iken oluşan gereksiz meşguliyetler nedeniyle yapmaya fırsat bulamadıklarını yapmasını sağlayan bir imkan sunuyordu.
Dostlarına karşı bir sadakatı -bitmeyen eksilmeyen bir sadakatı- vardı.
Her nerden aklına geldi ise/esti ise, hayatın bitmeyen keşmekeşi içinde uzun zamanlar boyunca sık görüşemediği arkadaşı ile ilgili içinde geçenleri ve kişisel gözlemlerini bu satırlarla ifade etmek istemişti.
Allah uzun verimli ömürler versin.
18 Eylül 2023 Pazartesi
Alışmak
İşyerinin kapısından içeriye girdiğinde onu dalgın dalgın meydan tarafındaki pencereden dışarıya bakarken buldu. Selam verdi. Abisi verdiği selamı "usulen" aldı. Ama bir önceki günün canlılığı yoktu.
"Yine bir şeyler olmuş. Biraz sonra dertleşmeye başlayınca açılır anlatır nasıl olsa" diyerek önceki akşamdan beri durgunlaşan havadan masasına indiğini hissettiği tozları sildi.
Ardından önce bilgisayarını sonra bilgisayardan internet radyoyu açtı. TRT Türküyü. Mesai saatlerinin başlangıcında, onu, yani Abisini biraz rahatlatacak, içinde yüzdüğü kasvetten sıyıracak tek şey türkülerdi. Masasının sağ yanındaki masada oturan Abisine belli etmeden göz attı. Evet ilk türkünün ardından yüzünün biraz açıldığını fark etti. "Şu ihtiyarların bu türkülerle nasıl bir ruh bağlantısı var, türkülerle seviniyor, türkülerle üzülüyorlar" diye bir düşünce geçti kafasından. Ama gitgide kendisinin de Abisiyle benzeşmeye başladığını, hafta sonları evde çocuklarla otururken türkü dinlemeye başladığını hatırladı.
Sabah güneşinin de öğle güneşinin de eski etkisinin kalmadığı, güneşin ısıdan çok sadece aydınlatma işlevi görmeye başladığı sonbahar mevsiminde olduklarından, havadaki serinliğin dinginliğe sakinliğe huzura yol açtığını bilenlerdendi. O sebeple alışageldiği gibi devam etti gün içindeki eylemlerine...(19.09.2023/09.22)
15 Haziran 2023 Perşembe
Huri Gelin Gökmaviye giden (04.02.2020 )
İlkbahar (24.3.2021)
Mart ayının ilk günlerindeyiz. Artık kış mevsimi geride kaldı. Bu günlerde fırtınalar, kar yağışları, kara bulutlar olsa da ilkbaharın gelişi kesinleşti.
Günlerin uzaması, güneşin sıcaklığının daha çok hissedilmesi, doğanın yeniden canlanması insanın içini hoşnut ediyor.
Gelecek günlerin ilkbaharın coşkusu gibi sevinçli neşeli mutlu olaylarla dolmasını istiyor.
İnşallah öyle olur.
İnsanın yüzündeki gülümseme ile ilkbahar güneşinin aydınlık, ısıtan havası arasında bir bağlantı var. Sanki mevsimlerin en gülümseyeni ilkbahar.
O nedenle İlkbahar gülüşlü olmak isterim. (24.03.2021)
Bitpazarı hakkında (01.04.2021)
Günlerden perşembe idi. Perşembe, bit pazarında eski eşya satıcılarının ve alıcılarının arayıcılarının buluştuğu eşyalarını sergileyenlerin yoğunlaştığı bir gündür. Tarihini bilmediği eski zamanlardan beri uzun yıllardır bu toplanma devam eder. İzmir'den ve ilçelerden alıcılar ve satıcılar o gün eski şehir garajının kuzey ve doğusuna yayılmış sokak aralarında yayılmış sergilerde buluşurlar.
Eski eşyalara yeni isimler de verilmiştir. Bazısı spot ürün der, kimi ikinci el, kimi de eski eşya, kullanılmış eşya der. Sonuçta ambalajı açılmış bir ürün el değmemiş olsa bile artık ikinci eldir. Kullanılmamış olması o eşyanın bit pazarındaki değerini biraz arttırır. Ancak malı alacak kişi satanın satma isteğinin veya mecburiyetinin farkına varırsa fiyatı o oranda düşürür. Pazarlık, alıcının alma isteğine satıcının satma isteğine razı olduğu uygun rakama geldiğinde satış gerçekleşir. Psikolojik bir yönü olduğu kadar alıcının vicdanıyla da ilgilidir. Kendi aralarında bir malın ikinci el piyasa değerinin çok altında bir bedele satıcıyı ikna etmeye baskılamaya çalışana da ölücü derler. malı satacak kişi ürünün piyasa değerinin altına, ya paraya çok ihtiyacı olduğundan ya da her hangi bir emek vermeden aldığı (hırsızlık ve ya miras) için satar.
Hırsızlık malı ürünler de gelebilir. Alıcı fiyatın değerini çok altında olmasından ve satıcının davranışlarından şüphelenebilir ve satıcı ne kadar düşürürse düşürsün o malı almaz. Belki alanlar da vardır. Zaten bu işi yapan dışlanmayı göze alacak kadar hırslı kişilik yapısındadır. Ama bu tür malları satmak üzere alıp satanlar her ne kadar yüzlerine bir şey denmese de bilinir ve onlarla ilişkiler alt düzeyde sürdürülür. Dışlanırlar. Her piyasanın kendi içinde yazılı olmayan kaideleri vardır.
Yüksek okulların açıldığı, memur tayinlerinin çok olduğu Ağustos Eylül aylarında ve fabrikaların iş genişletip işçi aldığı değişik zamanlarda alıcılar artar. Yaz başlangıcında okullar tatile girdiğinde, ekonomi krize girdiğinde ise eski eşya satan işyerlerine eşyaları satmak isteyen satıcılar artar.
O gün de bitpazarında mutad gezisini yapmış dinlenmek için uygun bir yer arıyordu.(01.04.2021)
Yeni bir başlangıç (22.02.2023)
22.02.2023/ Nice zamandır sayfaya yazmak istediği halde yazamıyordu. Bu sabah yazacağım diye söz verdi kendine. Ama akşam olduğu halde bir türlü aklına gelip de yazamadığını akşam iş çıkışına birkaç dakika kalınca fark etti ve sözünü yerine getirmek adına bu satırları karaladı. Çok şükür. Devamının geleceği kanaatiyle klavyeyi bıraktı. 17.30
Hareket (09.06.2023)
Gece uykuya dalmadan önce aklına gelenlerin hiçbirini hatırlamıyordu. Sadece uykudan önce yarın sabah ne yazmalıyım kısmı hatırındaydı. Her gün bir önceki günün benzeri bir işlem sırasıyla güne başlamasının getirdiği bir otomatikleşmenin düşüncelerini tembelleştirmesi miydi? Otomatikleşince düşünmeye gerek yoktu. Sanki bisiklet biner gibi ilerliyordu gün içindeki faaliyetleri, akıyordu. Saatler geçiyordu ve akşam oluyordu. Mesai çıkışında işyeri duvarındaki borulara bağladığı eski bisikletine biniyor yine bisiklete biner gibi otomatik eylemlerle evine gidiyordu.
Eve geldiğinde hanımefendinin bugün neler yaptın sorularına bazı cevaplar veriyor, otomatik olarak televizyonu açıyor ve bir önceki akşam izlediği belgesel programını buluyor, Yarı uykulu halde belgeseli izlerken eşi bir bardak çay ikram ediyor. Hanımefendi sorgulayan gözlerle onu seyrediyor. Soruları var ama beyinin yüzündeki bezginlikten tedirgin olduğu için yutkunup soramıyor. Zaten sorsa da çok yorgun olduğunu bu konuyu daha sonra sakin yorgun olmadığı bir zamanda konuşalım diyeceğini biliyor. Ve yine biliyor ki beyinin o sakin yorgun olmadığı gelecek zamanı bir türlü gelmeyecek. Beyi sorulardan ve sorunlardan kaçış için çözüm gayretini belirsiz bir geleceğe havale ediyor. Beyi kendisine, kendi emeğine ve gayretine güveni kalmamış gibi zamandan medet umuyor. Hanımefendi ev ve çocuklarla ilgili kafasındaki önceki dönemlerden kalan sorulara bir yeni soru daha ekleyip soru bankasına kaldırıyor.
Öylesine beklemekten haklı olarak sıkılan hanımefendi derin bir nefes çekerek mutfağa gitmek üzere yerinden kalkıyor, yavaş adımlarla ilerlerken televizyonun önünden geçişi esnasında belgeselde aslanların vahşi saldırılarının heyecanlı macerası bir an kesintiye uğrayınca, beyefendi macerayı daha iyi görebilmek için hareketleniyor, başını yana doğru uzatıyor.
Ve belgeselde aslanların macerası aynı hızla devam ediyor. (09.06.2023)
Beklenen An 28.02.2023
Uzun süredir beklenen an geldi. Büyük oğlum geçen yıl başvurduğu kısa dönem askerlik için yarın Ankara Mamak'a giderek birliğine teslim olacak. Kardeşlerim, komşular bir kısım ahbaplar oğluma hazırladıkları hediyeleri getiriyorlar. Evde kısa bir dönem olsa da askere gitmenin bir efkarı oluştu. Etrafa belli etmesek de, bazen eşim de ben de cız deseler ağlayacak hallere giriftar oluyoruz.
Ayrılığın hayatın bir parçası olduğunu biliyoruz. Ama başa geldiğinde hemen kabullenilemiyor. Kızımızın düğün günü de benzer bir durgunluk hakimdi evimizde.
Sonrasında kavuşma ihtimali olan ayrılıkların hüznü ile deprem bölgesinde bir anda sevdiklerinden ayrı düşenlerin acı halini düşününce yaşadıklarının ne kadar zor olduğunu -küçük bir parça dahi olsa- anlamaya çalışıyorsun...
Allah cümlemize kolaylıklar versin. Zorlukları aşabilme gücü versin...28.02.2023
Geri çekilmek. 08.05.2023
Dün öğleden sonra eşiyle beraber kayınpederi ve kayınvalidesini köydeki evlerine götürmüştü. Köye varınca sol ayağındaki sızıyı azaltmak için yarım bir parol içti. İlaç zaman ilerledikçe tesirini gösterdi. Daha sonra, planladıkları gibi kardeşinin bahçesine gittiklerinde kadınların kendi arasında derin ve neşeli bir sohbete daldıklarını görünce sessizce üst kata gidip -ilacın sızıları azaltmasının verdiği rahatlıkla- biraz uzanıverdi.
Şimdi ise yaklaşık yirmi dört saat önce içtiği o hapın vücudunda hala etkisi vardı. Ayağının ağrısı azalmış rahatlamıştı. Yaşının getirdiği sükunet mi, ilacın vücuduna tesiri mi anlayamamıştı. Ama dünden bu yana çok daha sakin, yaşamakta olduğu hayatın canını sıkan sorunlarını kabulleniş halinin de olduğunu anlıyordu. Böylesi daha iyi diye düşündü.
Kimsenin tavuğuna kışt demeden, eşeğine çüş demeden kendi halinde evden işe işten eve, şehirde kendi halinde dönüp durmak, kaldırımları adımlamak, yeşil parklarda uygun bir kenara sabitlenmiş banklara oturarak rüzgarda yaprakların menevişlenmelerini seyretmek, bazen dallara konup telaşlı telaşlı ötüşen kuşlara bakmak, bazen gagalarıyla bir yem alıp hemen çevreye bakıp yeniden yemi alarak pır pır uçan minik serçeleri seyretmek.
Bunları düşünürken artık hayatın yeni bir merhalesine daha ulaştığını kavrayıverdi. Yaşlanıyordu. Yavaşça elden ayaktan şehrin hareketli devranından uzaklaşıyor. Geri çekiliyordu. Bulunduğu hayat sahnesinin odak noktasından yavaşça, sükunetle perde gerisine doğru geçmeye hazırlanıyordu. Vücudu zihni ve beyni, onu bu duruma hazırlıyordu. Sanki bu durumdan memnundu. Demek ki bıkmıştı ya da yorulmuştu belki de bezmişti. .
Hazırlasın dedi. Zamanı geldi. Geri çekilmek lazım. (08.05.2023 )
İrade yok (31.03.2021)
Bir yazıya başlamak için açtığım sayfayı yazmadan kaydedip kapatmışım günler önce ve sayfa "adsız" olarak kalmış. Bazen içimden geldiğini düşünerek sayfayı açıyorum. Ama o anda içimden gelenin tekrar içime girip, gönlümün karanlık kıvrımlarına saklanıverdiğini anlayamadığımdan açtığım sayfa öylece kalıyor. Anladığıma göre; içimdeki hemen ortaya çıkıveren tiynette bir şey değil. Öylece korkudan ya da utançtan veya çekingenlikten gönlümün benim de bilmediğim karanlık köşesinde beklemesini bir süre sürdürüyor. Sonra onu ne tetikliyorsa yine aniden hayal dünyamın gösteri meydanına çıkıveriyor. O meydana çıktığında sırtındaki heybesinde bir sürü malzeme oluyor. Heybeyi döküp içindekileri ayıklamaya başlayınca da ortaya bir yazı çıkıveriyor. Ancak bu çıkanı bazen beğenmiyor. Beğenmese de silmiyorum taslağa kaydedip ilerde beğeneceği hale getirebileceğimi ümit ediyorum. Dünyevi işlerimin yoğun olduğu zamanlarda ilgilenemeyeceğimi bildiğinden, gönlümde kendi halinde dolaşıyor. Ona gönlümün her yanı açık. Hiç bir kapısına kilit vurmadım.
Belli olmayan bir süre sonra iç dünyamda mayalanmış hamurun kabarması misali bir şişkinlik oluşmaya başlıyor. Akabinde bir cesaret, yazma gayreti, anlatma isteği depreşiyor ve yazıyorum. Yani düzenli planlı dengeli istikrarlı değil, öylesine çalakalem bir blog karalaması bu...
Ama keşke her gün üzerine eğilebilsem planlı olarak çalışabilsem çok daha iyi olacağına gelişeceğine inanıyorum. Fakat bunu gerçekleştirecek irade yok...(31.03.2021)
Yorgun
Yorgun. İnsanın fiziki olarak dayanabileceği sınırın üzerinde eylem içinde olmasının getirdiği bünyesinin dinlenmek için alarm verdiği anın ...