Bu bloğu oluşturmaya Temmuz ayı içinde,sıcak bir öğle sonrasında başlamıştım.Aklıma ilk gelen kelimeyi yazıvermişim başlığa...
24 Mart 2021 Çarşamba
Umaro'dan Türküler
11 Şubat 2021 Perşembe
Yorgun
İkibinyirmibir yılının Şubat ayının onbirinci günü öğle sonrası saat 15.40. Durgun yorgun zamanlarım. Durgunum yorgunum ve özellikle kayıtsızım sanki. Bezginlik değil de kayıtsızlık var. Gitgide gücünün azaldığını farketmenin getirdiği bir yetersizlik hissinin sonucu olabilir.
Bileklerinin dizlerinin eskisi gibi kuvvetle hareket edemediğini, kemiklerindeki iliklerinin eskisi gibi olmadığını her hareketinden sonra duyumsamak. Artık önceki zamanlardaki gibi her şeyi kendi istediği gibi yönlendirememenin ve sonuçlandıramamanın getirdiği bir boşvermişlik bu. Kendini, kendi halini kabulleniş. Ancak bir başka huzurlu ortama doğru kaydığını da farketti.
Bu ortamda ilerledikçe isteklerin taleplerin gitgide gerilerde kaldığını , ilerledikçe sakin ormanların içinde yaşanan sonbahar mevsimindeki gibi bir huzurun içini kapladığını anlamaya başladı....
Yani hayatın yeni bir evresine giriyordu. İster kabullensin isterse kabullenmesin, vücudu ve vücudunun fonksiyonları bu değişimi istiyordu. Yorgun yılkı atlarının bozkırda sükunetle gezinmelerini hatırladı.
Ve alnına yayılan kır saçlarının kapladığı kırışık yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.
7 Ocak 2021 Perşembe
Olan biten
02.01.2020.saat 14.40.. Genç şefimiz heyecanla yakınında oturan gence " bu yaşlar güzel yaşlar" dedi. Bir kaç günlüğüne büroya misafir (stajer) olarak gelen küçükhanım, büroda yapılan işleri takip edip inceleyip kendine göre dersler çıkarırken, büro çalışanları da arada sohbetlerin bir ucundan ona hayat tecrübelerinden, yaşadıklarından bilgiler aktarıyorlardı.
Büroda işlerin yoğunluğuna göre gürültü bazen azalsa da hiç bir zaman sessizlik olmazdı. Sessizlik fark edildiğinde hemen radyonun kulağı bükülür, dinleyenin keyif ve zevkine göre değil de radyonun çekme düzeyine göre çıkan şarkılar dinlenirdi.
Radyo onun masasına yakın olduğundan bir çeşit büro dj.si sayılırdı. Abi radyoyu açar mısın? dedikleri anda bu isteği ikiletmez hemen radyonun fişini takarak sesi hafifçe açardı.
Şu an genç şef masasında önünde bulunan evrakına tüm benliğiyle eğilmiş vaziyette işini yapıyordu. Odada kendisinden ve genç şeften başka kimse yoktu. Kapı açıktı ama koridorda da sessizlik hakimdi. Ve nedense uykunun ağırlığı vücudunu esir almaya başlamıştı.
Bilgisayarında yazarak gönderdiği yazının onayı hala çıkmamıştı. Beklemekten sıkıldığından ayakları açılsın diye dolaşmaya çıktı.
...
07.01.2020 saat 14.06. Aradan geçen günlerde her zaman yaptıklarına devam etti. Yemek içmek gidip gelmek, fırından ekmek almak, telefonla eşi işe görüşerek ihtiyaçları iş çıkışı tedarik ederek eve dönmek.
Kendince tefekkür etti.
"Sanki dokuma tezgahında atkı ve çözgü diye ayrımlanan ve sıralanan ipliklerin arasında sırayla gidip gelen dokuma mekiği gibi, hayat kumaşımızı zaman ipliğiyle örüyoruz. Ne zaman ki makina başındaki işçiye dokunan kumaş topunu makinadan çıkar emri gelecek, o zaman dokuduğumuz hayat kumaşının kalitesi uzmanlarca denetlenecek. Ve uygun dokunmuşsa satış mağazalarına, terzihanelere, hatalı dokunmuşsa hurda üstüpü deposuna gönderilecek.
Rabbimiz tarafından lütfedilen sınırlı döngü içinde bize verilen imkanlarla hayat kumaşımızı güzel dokur ve en güzel şekilde teslim ederiz inşallah." dedi, iç dünyasının sakin geniş koridorlarına doğru bakarak.
5 Ocak 2021 Salı
Sıradan Günler
Her yeri saran salgın hastalık tehdidi sebebiyle bir kaç gündür evden dışarı çıkmaya çekiniyordu.Bu tedirginliğinde yıllardır ilaç kullanarak kontrol altında tutmaya çalıştığı müzmin hastalığının etkisi olsa da, özellikle son iki ayda kardeşlerinin hastalığa yakalanmasının ve iki amcasının arka arkaya rahmetli olmasının da etkisi vardı.
Böylece o da "evde kal Türkiye" çağrısına katılmış oldu. Ancak evde bulunduğu günlerde vakti olduğu halde nice zamandır yapmayı planladığı faaliyetleri yapamadığının farkına vardı.
İşyerinde dönüşümlü çalışma programı başlayınca birer hafta aralıkla mesaiye gitmeye başladı. Evvelki zamanlarda olduğu gibi sabahları erkenden hazırlanmaya gerek yoktu. Sükunetle hazırlığını yapıyor ve evi ile işyeri arasındaki güzergahta günlük yürüyüşünü de tamamlıyordu. İşyerinde gelişen duruma göre yapılacak destek olunacak ne varsa elinden geleni yaparak öğleyi buluyordu.
İşyerinde öğle olduğunda ise, nice zamandır görüşmediği/görüşemediği eski kadim dostu İsmail ile öğle aralarında şehrin farklı noktalarına yürüyorlardı.
Mesafeye dikkat ederek şehrin sakin bölgelerinde sürdürdükleri bu yürüyüşlerde başka dostlarına da rastlıyorlar ve ayaküstü sohbetlerle günün olaylarını değerlendiriyorlardı. Bu değerlendirmelerinin sonucunda genellikle öfkeli bir halde sohbeti bitirerek ayrılıyorlardı. Öfke, sohbet ettikleri dostlarına yönelik değildi. sohbet konusunun getirdiği çıkmaza idi, çaresizliğe idi...
İl Halk Kütüphanesinde çalışan arkadaşıyla karşılaştıkları bir gün önceki sohbetlerinin sonunda da üçü birden hiç yapmadıkları bir şeyi yaparak - gelinen olumsuz nokta nedeniyle çaresizliklerine söverek- birbirleriyle vedalaşmışlardı.
Onlar farkında olsun ya da olmasın, onlarla veya onlara rağmen bir şeyler değişiyordu. Bu değişim sanki hızla akan sel sularında kendini suyun girdabına bırakmış saman çöpünün durumu gibi miydi? Ne değişiyordu? Sadece bir anlık rahatlamadan başka sohbette bulunduğu arkadaşlarıyla beraber sayıp sövmeleri neyi değiştiriyordu ki? diye düşündü bir an.
Saat öğle arasını gösterince yine şehirde yürüyüşe çıkmak için arkadaşını telefonla aradı. Yüz on yıllık tarihi binanın kuzey çıkış kapısı merdivenlerinde buluşmak üzere anlaştı. Ardından bilgisayarını kapattı. Ve kuzeyde bulunan Fatih Sultan Mehmet Han!ın çocukluğunu geçirdiği parka doğru yürümek niyetiyle odadan ayrıldı.
13 Aralık 2020 Pazar
Son gün
"Kendimi hazır hissetmiyorum" derler bazen sorumluluktan işten güçten, yüzleşmekten, sorgulanmaktan kaçınan insanlar. Belki de yapılması zor olan bir işe başlamamak için bir bahanedir bu söz. Bazen bir ömür biter ama o hazır hissedilecek an bir türlü gelmez.
Çünkü kendimi hazır hissediyorum demek; sorun, konu, proje, başlanacak her ne ise "başlayacak cesaretteyim" demektir.
Bunun zıddına bir kısım insanlar da -hazır olmasalar dahi-, düşünmeden dalarlar ve aksaklıklar, sorunlar karşılarına çıktıkça ellerindeki imkanlarla çözüm arar ve bulurlar. Nasıl olsa "kervan yolda düzülür hele bir başlayalım da sonrası Allah Kerimdir." derler.
Ömür boyunca hayatın muhtelif noktalarında değişik sorunlar ortaya çıkacaktır. İşte bu sorunları karşılama durumumuz çözüm yöntemlerimiz çözme gayretlerimiz -sorun çözülsün ya da çözülmesin- kaderimizin kaydedilen eylemleri ya da eylemsizlikleridir. Ve hesap günü geldiğinde başarılar kadar, başarılı olsun olmasın çözme yöntemlerinin meşruluğu da değerlendirilecektir. Yani hayat oyununun her noktasında yapılanlar kadar yapılamayanlar da denetimden geçecektir.
Bunlar inananlar tarafından bilindiği halde nasıl olsa bir gün yaparım düşüncesiyle genellikle boş verip ertelenebildiği kadar ertelenmeye çalışılır. Ancak yarına kavuşacağı meçhul olan insanın "ya yapamazsam." diye tedirgin olarak bugünün işini yarına bırakmadan bitirmesi gerekmez mi?
Çünkü kimbilir belki de bugün son günümüzdür.
Bu yazı da, nice zamandır bloga yazmaya hazır değilim hazır olunca sonra yazarım düşüncesi ile aylardır oyalanan biri tarafından kaleme alındığından ,kendisi de bu muammanın yaşayan bir şahididir.
2 Kasım 2020 Pazartesi
Kaybeden Simitçi
11 Eylül 2020 Cuma
Cibiliyetsiz
12 Eylül. Takvimde sıradan bir gün.Ancak kırk yıl önce bu memlekette yaşayanlar için ise anlamı var. Üzerinden geçen bunca yıla rağmen, 11 Eylül 1980 deki Türkiye bir daha geri gelmedi. Geriye bakıldığında o gün için kazanım sanılan anarşinin durması dışında bir yararı olmadı. Hala yeni bir anayasa yapılamadı, hala 12 Eylül anayasası kırpılıp uzatılıp kısaltılarak iktidar sahiplerince kullanılmaktadır. 12 Eylül den itibaren aşama aşama ülke değişti, değiştirildi. Ve şu an itibari ile gelinen noktanın çok da olumlu olmadığı gözlemleyenler düşünenler tarafından ifade ediliyor. 12 Eylül de kurulan bir zemberek memleket insanının boğazında gitgide daha da sıkılaşıyor. Dünyanın merkezinde özel bir coğrafyada üç tarafı denizlerle, toprakları bereketli ovalarla ve dünyanın en güzide insanlarıyla dolu bu ülkede, o insanlara fırsatlar imkanlar verilemiyor. Ülkenin her türlü kaynağı yanlış hesaplarla heder ediliyor. Üzücü. Demokrasisinden,ekonomisine, üniversitesinden sendikasına adaletinden bürokrasisine kadar zembereğin çemberi daralmaya devam ediyor. Bundan etkilenmeyenler ya da kurtulanların hususiyetlerine karakterlerine bakıldığında ise; güç odaklarına göre pozisyon alıp çıkarlarını geliştirmek ceplerini doldurmak için manevra yapmayı çok iyi bilen renksiz, fikirsiz idealsiz bukalemunlar olduğu anlaşılıyor. Ve bu çıkarları peşinde koşanlar yüzünden iyi niyetle faydalı girişimlerde bulunmak isteyen bir kısım yetkililer de yanıltılıyor. Eskilerin cibiliyetsiz dedikleri bunlar mıydı? Eminiz er ya da geç cibiliyetsizlerin ehliyetsizlerin kabiliyetsizlerin hakimiyetinin bittiği, güzel güneşli günlerin yeniden doğacağı korkusuz endişesiz, yeşil ovalara doğru özgürce türküler söyleyip omuz omuza halaylar atacağımız haykıracağımız coşacağımız günler gelecektir.
13 Ağustos 2020 Perşembe
Akış
Ağustos ayının ortalarına yaklaşıldı. Durdurulamaz olan zaman akıp gidiyor. Sadece bir daha geri dönmeden akıp giden fırsatların, güzelliklerin, iyiliklerin farkına varanlarca yapılan eylemler ve o eylemlerin etkileri, yansımaları kalıyor geriye. En azından akıp gidene, akıp giderken - suya taş atınca oluşan halkalar misali- yapılanlar bazen anında, bazen de titreye titreye sonraki zamanlarda tesir edebiliyor. O da belki de hassas olanlarca fark edilip değerlendirilerek daha geniş, daha derin yeniliklere yol açabiliyor. Zamanın girdapları arasında tarihin tozlu sayfalarına dahi kaydolmadan kaybolma ihtimali de var. O nedenle akan zaman içinde hassasiyet sahiplerinin bulunması o toplum için bir şans. Ancak yaşanan an itibari ile bilinmedikleri, kadir kıymetleri anlaşılmadığı için bir kenarda bulduklarını kaydederek, biriktirerek/toplayarak gelecek zamanlarda kendileri gibi sabırla bekleyen yeni hassaslara öncülük ediyorlar.
Acaba hiç bir şeye dokunmadan gözlemlemek mi gerekiyor. Yoksa akıp gidenlerin içinde bulunan akışın safiyetini kirleten, ileride birikerek daha da olumsuz sonuçlara yol açacak olanları farkedince hemen eğilip bir kenara almak, yani temizlemek mı? Bu ise -suyun bulanmasına yol açabileceği için- o akış içinde çıkarlarını gözetenlerin tepkisine yol açma ihtimaline karşı yapılması gereken mi? Yoksa...Tepki görmemek için sahte gülücüklerle, sadece pasif edilgen bir duruşla beklemek, beklemek ,beklemek mi?
28 Haziran 2020 Pazar
Sınav
Aynı günün akşamüzeri yeni bir görev çıktı evden. Çamköyde bulunan eşinin anne babasına ziyaret ve akşam eve dönüş. Çamköye geldiklerinde akşam güneşi şehrin batı tarafında bulunan Organize Sanayi Bölgesinin İzmir sınırındaki tepelerden son hüzmelerini yolluyordu. Ovanın kuzey kısmında yükselen yamaçlarda bulunan köyün güneyinde kalan şehir yavaş yavaş gündüzün kavurucu sıcaklığından kurtulmuş, akşamın ılıklığı ortama yayılmış gibiydi.Ancak bu durum uzaktan gözlemleyenin bulunduğu mevkiye göre yanıltıcı bir genellemesi de olabilirdi. Çünkü şehrin güneşin kavurucu sıcağı altında akşama kadar pişen asfalt yollarının beton binalarının emdiği ısının mahiyetini ancak o binalarda yaşayan, yollarda dolaşanlar bilir düşüncesi ile yazıyı sonlandırdı.
26 Haziran 2020 Cuma
Dönüş
Bürodaki personel sayısının az olması, zamana karşı yetişecek işlerin ve kararların yazışmaların olmamasının yanında birimle ilişkisi, irtibatı olan dairelerin, müdürlüklerin önceliklerinin koronavirüs tedbirleri ağırlıklı olmasının etkisi de bulunabilir.
27 Mart 2020 Cuma
Yalnızlar
(23.11.2017)
Yorgun
Yorgun. İnsanın fiziki olarak dayanabileceği sınırın üzerinde eylem içinde olmasının getirdiği bünyesinin dinlenmek için alarm verdiği anın ...