15 Haziran 2023 Perşembe

Yeni bir başlangıç (22.02.2023)

 22.02.2023/ Nice zamandır sayfaya yazmak istediği halde yazamıyordu. Bu sabah yazacağım diye söz verdi kendine.  Ama akşam olduğu halde bir türlü aklına gelip de yazamadığını akşam iş çıkışına birkaç dakika kalınca  fark etti ve sözünü yerine getirmek adına bu satırları karaladı. Çok şükür. Devamının geleceği kanaatiyle  klavyeyi bıraktı. 17.30

Hareket (09.06.2023)

Gece uykuya dalmadan önce aklına gelenlerin hiçbirini hatırlamıyordu. Sadece uykudan önce yarın sabah ne yazmalıyım kısmı hatırındaydı. Her gün bir önceki günün benzeri bir işlem sırasıyla güne başlamasının getirdiği bir otomatikleşmenin düşüncelerini tembelleştirmesi miydi? Otomatikleşince düşünmeye gerek yoktu. Sanki bisiklet biner gibi ilerliyordu gün içindeki faaliyetleri, akıyordu. Saatler geçiyordu ve akşam oluyordu. Mesai çıkışında  işyeri duvarındaki borulara bağladığı eski bisikletine biniyor yine bisiklete biner gibi otomatik eylemlerle evine gidiyordu. 

Eve geldiğinde hanımefendinin bugün neler yaptın sorularına bazı cevaplar veriyor, otomatik olarak televizyonu açıyor ve bir önceki akşam izlediği belgesel programını buluyor, Yarı uykulu halde belgeseli izlerken eşi bir bardak çay ikram ediyor. Hanımefendi sorgulayan gözlerle onu seyrediyor. Soruları var ama beyinin yüzündeki bezginlikten tedirgin olduğu için yutkunup soramıyor. Zaten sorsa da çok yorgun olduğunu bu konuyu daha sonra  sakin yorgun olmadığı bir zamanda konuşalım diyeceğini biliyor. Ve yine biliyor ki beyinin o sakin yorgun olmadığı gelecek zamanı bir türlü gelmeyecek. Beyi sorulardan ve sorunlardan kaçış için çözüm gayretini belirsiz bir geleceğe havale ediyor. Beyi  kendisine, kendi emeğine ve gayretine güveni kalmamış gibi zamandan medet umuyor. Hanımefendi ev ve çocuklarla ilgili kafasındaki önceki dönemlerden kalan sorulara bir yeni soru daha ekleyip soru bankasına kaldırıyor.

Öylesine beklemekten haklı olarak sıkılan hanımefendi derin bir nefes çekerek mutfağa gitmek üzere yerinden kalkıyor, yavaş adımlarla ilerlerken televizyonun önünden geçişi esnasında belgeselde aslanların vahşi saldırılarının heyecanlı macerası bir an kesintiye uğrayınca, beyefendi macerayı daha iyi görebilmek için hareketleniyor, başını yana doğru uzatıyor. 

Ve belgeselde aslanların macerası aynı hızla devam ediyor. (09.06.2023)

Beklenen An 28.02.2023

Uzun süredir beklenen an geldi. Büyük oğlum geçen yıl başvurduğu kısa dönem askerlik için yarın Ankara Mamak'a giderek birliğine teslim olacak. Kardeşlerim, komşular bir kısım ahbaplar oğluma hazırladıkları hediyeleri getiriyorlar. Evde kısa bir dönem olsa da askere gitmenin bir efkarı oluştu. Etrafa belli etmesek de, bazen eşim de ben de cız deseler ağlayacak hallere giriftar oluyoruz. 

Ayrılığın hayatın bir parçası olduğunu biliyoruz. Ama başa geldiğinde hemen  kabullenilemiyor. Kızımızın düğün günü de benzer bir durgunluk hakimdi evimizde.

Sonrasında kavuşma ihtimali olan ayrılıkların hüznü ile deprem bölgesinde bir anda sevdiklerinden  ayrı düşenlerin acı  halini düşününce yaşadıklarının ne kadar zor olduğunu -küçük bir parça dahi olsa- anlamaya çalışıyorsun...  

Allah cümlemize kolaylıklar versin. Zorlukları aşabilme gücü versin...28.02.2023

Geri çekilmek. 08.05.2023

Dün öğleden sonra eşiyle beraber kayınpederi ve kayınvalidesini köydeki evlerine götürmüştü. Köye varınca sol ayağındaki sızıyı azaltmak için yarım bir parol içti. İlaç zaman ilerledikçe tesirini gösterdi. Daha sonra, planladıkları gibi kardeşinin bahçesine gittiklerinde kadınların kendi arasında derin ve neşeli bir sohbete daldıklarını görünce sessizce üst kata gidip -ilacın sızıları azaltmasının verdiği rahatlıkla- biraz uzanıverdi. 

Şimdi ise yaklaşık yirmi dört saat önce içtiği o hapın vücudunda hala etkisi vardı.  Ayağının ağrısı azalmış rahatlamıştı. Yaşının getirdiği sükunet mi, ilacın vücuduna tesiri mi anlayamamıştı. Ama dünden bu yana çok daha sakin, yaşamakta olduğu hayatın canını sıkan sorunlarını kabulleniş halinin de olduğunu anlıyordu. Böylesi daha iyi diye düşündü.

Kimsenin tavuğuna kışt demeden, eşeğine çüş demeden  kendi halinde evden işe işten eve, şehirde kendi halinde dönüp durmak, kaldırımları adımlamak, yeşil parklarda uygun bir kenara sabitlenmiş banklara oturarak rüzgarda yaprakların menevişlenmelerini seyretmek, bazen dallara konup telaşlı telaşlı ötüşen kuşlara bakmak, bazen gagalarıyla bir yem alıp hemen çevreye bakıp yeniden yemi alarak pır pır uçan minik serçeleri seyretmek. 

Bunları düşünürken artık hayatın yeni bir merhalesine daha ulaştığını kavrayıverdi. Yaşlanıyordu. Yavaşça elden ayaktan şehrin hareketli devranından uzaklaşıyor. Geri çekiliyordu. Bulunduğu hayat sahnesinin odak noktasından yavaşça, sükunetle perde gerisine doğru geçmeye hazırlanıyordu. Vücudu zihni ve beyni, onu bu duruma  hazırlıyordu. Sanki bu durumdan memnundu. Demek ki bıkmıştı ya da yorulmuştu belki de bezmişti. . 

Hazırlasın dedi. Zamanı geldi. Geri çekilmek lazım.  (08.05.2023 )

İrade yok (31.03.2021)

Bir yazıya başlamak için açtığım sayfayı yazmadan kaydedip kapatmışım günler önce ve  sayfa "adsız" olarak kalmış. Bazen içimden geldiğini düşünerek sayfayı açıyorum. Ama o anda içimden gelenin tekrar içime girip, gönlümün karanlık kıvrımlarına saklanıverdiğini anlayamadığımdan açtığım sayfa öylece kalıyor. Anladığıma göre; içimdeki hemen ortaya çıkıveren tiynette bir şey değil. Öylece korkudan ya da utançtan veya çekingenlikten gönlümün benim de bilmediğim karanlık köşesinde beklemesini bir süre sürdürüyor. Sonra onu ne tetikliyorsa yine aniden hayal dünyamın gösteri meydanına çıkıveriyor. O meydana çıktığında sırtındaki heybesinde bir sürü malzeme oluyor. Heybeyi döküp içindekileri ayıklamaya başlayınca da ortaya bir yazı çıkıveriyor. Ancak bu çıkanı bazen beğenmiyor. Beğenmese de silmiyorum taslağa kaydedip ilerde beğeneceği hale getirebileceğimi ümit ediyorum. Dünyevi işlerimin yoğun olduğu zamanlarda ilgilenemeyeceğimi bildiğinden, gönlümde kendi halinde dolaşıyor. Ona gönlümün her yanı açık. Hiç bir kapısına kilit vurmadım. 

Belli olmayan bir süre sonra iç dünyamda mayalanmış hamurun kabarması misali bir şişkinlik oluşmaya başlıyor. Akabinde bir cesaret, yazma gayreti, anlatma isteği depreşiyor ve yazıyorum. Yani düzenli planlı dengeli istikrarlı değil, öylesine çalakalem bir blog karalaması bu...

Ama keşke her gün üzerine eğilebilsem planlı olarak çalışabilsem çok daha iyi olacağına gelişeceğine inanıyorum. Fakat bunu gerçekleştirecek irade yok...(31.03.2021)

Pes etmek

Bu gün perşembe. Evden çıkıp işe doğru bisikletiyle gelirken sabah güneşi gözlerini kamaştırdığından çevresine pek dikkat edemeden birkaç günden beri bisikletini bağladığı işyerinin batısındaki metal bahçe çitlerine  yanaştı. Günlük eşyalarını taşıdığı plastik poşetini gidondan çıkardı. Sükunetle işyerinin merdivenlerine doğru yürüdü.  

Sükunetle merdivenlerden çıktı. Rastladığı insanlara selam verdi. Büroya girip kendisine tahsis edilmiş masasına oturdu. Sükuneti devam ediyordu. Bugün durgun günlerimden biri olacak galiba diye düşündü.

Ağzını bıçak açmayacak derecede bir halde işine başladı. Radyoyu açtı. Önceki zamanlar keyfini artıran türküler bugün keyfinin artmasına yaramıyordu. Sükunetine sebep olan her ne ise bu gün başarılıydı. Günlük hayatını etkilemiş  her hal ve  hareketinde sükunetini korumasını sağlamıştı. Neydi onu etkileyerek bu hale getiren sebep?

Bıkkınlık mı? Günlük koşuşturmasının sebebi olan ekonomik faaliyetlerin zorluğu mu, ailesinin huzur ve düzeni için göstermeye çalıştığı gayretin başarılı olamaması  mı. Babasının sağlık durumu, eşi çocukları, işi, arkadaşları mı? Ülkeden ve dünyadan duyduğu olumsuz haberler mi? Eldeki imkanlarını geliştirebilmek ya da eldeki imkanlarla hayatının standardını düşürmeden hayatını sürdürme mücadelesinin zorlukları mı? Sürekli mücadele etmekten zihninin ve bedeninin pes etmesi mi? ...

İlk satırları yazdığı andan itibaren zamanın hiç durmadan  dört saat ilerlediğini ve işyerinde saat öğleden sonra 15.00 yaklaştığında ağzından çıkan cümlelerin sayısının on parmağını geçmediğini fark etti. 

İnşallah iç dünyasında süren bu dalgalanmalardan başarıyla çıkar ve son nefesine kadar mücadelesine devam eder.(15.06.2023 Perşembe)

9 Haziran 2023 Cuma

Hatırlamak 17.11.2022

11 Kasım akşamı kız kardeşim telefonla aradı. Babam nefes alamıyor acile götürebilir miyiz. dedi Aceleyle giyindim. Babamı evden araca bindirerek kız kardeşimin eşiyle  birlikte acile gittik. Ardımızdan diğer kardeşim de acile geldi. İlk kontrol sonrası babamı öncelikle içeriye alıp müdahaleye başladılar. Koluna serum, burnuna oksijen, parmağına kalp ile ilgili cihazlar bağlandı. Bir saat kadar bekledikten sonra nefesinin yetersizliği nedeniyle yoğun bakımda tedavi görmesi gerektiği için iznimizi istediler. Şaşırdık. Çünkü kış aylarında rutin olarak acile gelip hava ve serum bağlanıp serum ve hava işlemi bittikten sonra eve dönebilirdik. Bu kez daha sıkıntılı bir durumla karşılaşmıştık. Büyüklerin ihtiyarların yaşı ilerledikçe muhtelif durumlarla karşılaşma ihtimalini hep düşünsek de,  olay gerçekleştiğinde hemen kabullenilmesinin  kolay olmadığını bir defa daha anladık.

Hasta yoğun bakıma girmesinden sonra hasta yakınlarından günde bir defa, bir kişi, beş dakika  kadar yanına uğrayabiliyor ve konuşabiliyor. Babam için de öyle oldu. Kardeşler her gün sırayla yanına girip görmeye başladık. Ancak sıkıldığında bilinçsizce, tedavi amacıyla takılan hortumları serumları sökmesi nedeniyle, hortumlara dokunmasını engelleyici tedbirler alındığını, sakinleştirici verdiklerini bu sebeple de yarı uyur vaziyette olduğunu da  nöbetçi doktordan öğrendik. Yoğun bakım ve hasta takibi hem sağlık uzmanları hem de hasta yakınları için zorlu bir süreç. Sağlık çalışanları daha profesyonelce, duygularına hakim olmalarına rağmen, hasta yakınları dalgın donuk üzgün ifadelerle, ziyaret zamanı yoğun bakım servisinin kapısı önüne geliyor isimlerinin okunmasını bekliyorlar. Ziyaret sonrasında da aynı üzgünlük ve dalgınlıkla hayatlarının yarım bıraktıkları telaşlarını tamamlamak için mücadeleye başlıyorlar.

Dünyanın muhtelif yerlerinde birbiriyle itişen ademoğlu o kapının önünde durgunlaşıyor, sakinleşiyor. Hastayı beklemek, iyi umutlu bir haber almak ya da hastamın durumu ne oldu endişesiyle diğer her şeyi bir kenara, sanki hastane kapısının önüne bırakıyor. 

Tamam keder de neşe de hayatın birbirinden ayrılmaz parçaları, ancak kederin ve neşenin dengesini kurabilen olgunluk düzeyi ideal olanıdır. Bu olgunluğu insanın ruhuna yerleştiren ve yaşam döngüsünün her anında dengesini kurmaya yardımcı olan imandır. Fani olayların baki olana doğru gidişte bir imtihan vesilesi olduğunu  her an hatırlamak  esas olandır. Diye düşündü bir an...   

Islak Zemin 07.05.2023

Havanın yağmak ve yağmamak arasında  kararsız bir durgunluk içinde bulutlarını sanki ipe  mandallarla tutturulmuş çamaşırlar gibi beklettiği Cuma öğleden sonrasının bezginliği, sonunda ruhunu da etkiledi. Sabah evden çıkarken yakaladığı coşkuyu öğle sonrasının bu saatlerinde kaybetmişti.

Fakat iş yerinde pencereden dışarı bakanlar "hay maşallah" demeye başladı. Çünkü hava kararsızlığını yenmiş ve birden kara bulutlarla sakladığı göğsünden yağmurlarını salıvermişti yeryüzüne. O ise yazıyı bırakıp bakıncaya kadar yağmur yeniden kara bulutların arasına sakladı kendini. Dışarısı yine dingin olsa da yerdeki ıslaklık ve göğün beton zeminde parlayan kurşuniliği  kısa bir süre yağdığını gösteriyordu. 

Açtıkları şemsiyelerin altına sığınarak meydandan geçenlere bakanlar hala yağmur yağdığını düşünseler de yağmur yoktu. Islanmış zeminde yansıyan gölgeler vardı. Ve gözleri önlerinde ayakkabılarını su birikintilerinden sakınarak yavaş yavaş ama dikkatle yürümeye çalışanlar vardı. Bir de şemsiyesiz olduklarından  havayı ara sıra kontrol ederek meydanı  telaşla baştan başa geçenler de beton zemindeki ıslaklığa gölgeleri vuranları da saymalı mıydı.   

7 Haziran 2023 Çarşamba

Her zamanki gibi

İşyerinin kuzey tarafındaki meydanı gören penceresinden içeriye giren kuş cıvıltılarına karışmış TRT Türkü'nün nağmeleri miydi bu sabah onu mutlu eden. Bir kaç günden bu yana işten güçten  az uyumasına rağmen  bu gece uykusunu iyi alıp zinde uyanmasının   etkisi miydi? 

TRT Türkü'de İzzet Altınmeşe'den yeni hareketli neşeli bir türkü daha başladı. Ne demekse "oy düğümenli" diye nakaratları olan bir türkü idi dinlediği.

O anda içeriye giren arkadaşı günaydın abi diyerek geçti masasına. Türkü "gökte uçan teyyare selam söyle o yare " diye devam ediyordu ama türküyü dinlediği kulağına nice zamandır farketmediği kulak çınlamasının da karıştığını farkedince biraz keyfi azaldı.

Sol tarafına döndü şöyle bir dışarıyı gözetledi. "Hava bugün puslu" dedi. Sabah bisikletle işe gelirken doğudan esen yelin serinliğinin onu üşüttüğünü hatırladı. 

Ardından gitgide etrafından uzaklaşmaya başladı. Kendisi mutad işlerine dalarken, arkadaşları karşı odadan gelen bir başka arkadaşıyla kapı önünde sabah muhabbetlerini yapıp bitirmişlerdi bile.

Masasında önceki günden kalan bir yönetmelik duruyordu. Sol yanından aldı sağ tarafındaki rafa yerleştirdi. 

Artık termosuna demlediği çayı içme zamanı gelmişti. Termosun kapağını açtı. Kapağı kenara koydu. Bardağını aradı. Buldu. İlk çayını doldurdu. İlk yudumu höpürdeterek içti. Küçük oğlu bu içişine çok öfkeleniyordu. Çayı hızlı içtiği için dudaklarının yandığını, höpürdettiğinde dudağındaki sıcak çayın bir nebze soğuduğunu anlatsa da, bekle biraz öyleyse demişti. Ama alışkanlıkları bırakmak kolay değildi. 

Evden getirdiği seramik bardağa yeniden çay doldurdu. Eşinin beğenmeyip atmaya niyetlendiği kendisinin de severek kullandığı bu bardağın atılmasına kıyamamış, kullanmak için işyerine getirmişti. Bardağın bir tarafında uzun bir çatlak olsa da "nasılsa ben kullanacağım, misafir kullanmayacak" diye düşünerek getirmişti. Öyle de oldu. Sadece kendisi kullandı kullanmaya da devam ediyor. Ne zamana kadar kullanacak bilinmez. Emeklisi gelip geçmişti. Her an oluşabilecek ani bir niyetle emeklilik dilekçesini verebilirdi. O sebeple eski bir çalışanın yeni bir bardağı eskitmesine gerek yok, eski bardak onun işini fazlasıyla görür diye düşünüyordu.

Bu arada uzaktan yüksek sesle, konuşa konuşa (bağıra çağıra) gelen bölüm sorumlusunun koridorda yankılanan, herkesin duyduğu sesini duyunca şöyle bir masasını inceledi. Dağınık bir kaç eşyayı düzeltti ve klavyesi monitörü ile önündeki yönetmeliğe yöneldi. İşine başlıyordu. (08.06.2023)

 

4 Mayıs 2023 Perşembe

Aynı nokta

Tedbirsizliğimizin acı faturasını -nice masumlarla beraber- bir kez daha ödediğimiz altı Şubat tarihinden bu yana ülkede bir şeylerin değişmeye başlayacağına  dair umutların test edileceği o önemli gün gitgide yaklaşıyor. Ülkede,  sorunlara çözüm bulma iddiasıyla ortaya çıkanların  genel performansına baktığımızda hiç de iç açıcı bir noktada bulunmadığımız söylenebilir.

Çok güçlü bir mekanizmanın ürettiği kesif pervasız  propaganda, hayatın içinde her an yaşanmakta olan sorunların üzerini  örtmekte ve zeytinyağının suyun üzerine çıkması misalinde olduğu gibi mağdur masum ve haklı olduğunu inandırma gayretindedir. Bu mekanizmanın sadece tek yönlü olarak çalıştığı bir kısım taraftarın şikayeti olarak  ifade edilse de taraftarların ekseriyetinde gerçeği arama ve dertlere çare bulma çabasından çok yeni dönemin yeni muktedirleri olmak amacı hissedilmektedir. Gerçeği ve sorunları  sadece kendi görüş açılarından değerlendirerek kendilerine inananları etraflarında toplamaktadırlar.  

Bu durumda ise gelecek zamanların bu günlerden pek farklı olamayacağını tahmin etmek pek de zor olmayacaktır.   

Ülke sorunlarına köklü, bilimsel çözümler bulmak yerine kitlenin güncel sorunlarına /çıkarlarına uygun cazibeli sözlerle ikna edilmesinin tüm taraflarca  en kolay ve etkin yol alarak kullanılmakta olduğu aşikardır.

Güçlü ileri ve mutlu bir memleket  özlemiyle uzak ufuklara bakmaktan başka yapacak bir şey bulamadı ve bir sonraki gün açmak üzere sayfasına son noktayı koydu.      

28 Şubat 2023 Salı

Kader

İçimdekileri yazmak için bilgisayarın karşısına oturduğumda, halimin tercümanı " bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm" diye başlayan bir dize geçti hatırımdan. Altı Şubat tarihinden bu yana çevremdekiler hüzün içinde bir şeyler yapabilmenin telaşı, yapamamanın suçluluğu içinde hayatlarını devam ettirmeye çalışırlarken o atmosferin içinde ben de kendime bir yer buldum. Bir yer buldum, çünkü bu acıların parçasıyım. Dünyanın bir yerinde kelebek kanat çırptığında çıkan hava akımıyla iklim nasıl etkileniyorsa, on bir ili ilçelerini ve köylerinde yaşayanları her şeyiyle etkileyen sarsıntı bizlerin de can evlerini sarstı. Bu eski şehrin içinde sarsılmış vaziyette sersem sersem dolaşıyoruz. Ülkemizin her yanı deprem tehlikesi altında hatta bulunduğumuz şehir tehlikeli, riski yüksek fay hatlarının geçtiği bir toprak üstünde kurulmuş olduğundan daha fazla korkuyoruz. Acı keder ve korku birbirine sarılmış dikenli teller gibi sarmış ruhumuzu... Korku bir şeyler yapamamanın çaresizliği, hayatın zaten zor sürdürdüğümüz ekonomik girdapları arasında sessizce dolanıp duruyoruz. 

Ansızın "Yok mu çaresi?" diye bir düşünce geçti aklımın bir kenarından. Var tabii ki ama o çareyi, tedbiri uygulayacak, uygulatacak iradeyi harekete geçiremiyoruz. Bu hal, hastalığını bildiği halde çaresini aramayan, tedavisi için gerekli eylemleri gerçekleştiremeyen ve gitgide müzminleşen rahatsızlığı ile birlikte yaşamaya çalışan bezgin insanların halidir. Ve burada kaderi kendi bezginliğimizin üzerine bir örtü olarak kapatıveriyoruz. Vicdanımız rahat bir durumda "kaderimizi beklemeye başlıyoruz.   

Bunlar saat 17.01 i gösterdiğinde aklıma geliverenler. Nice zamandır yazmadığı bloğuna içinden geçenleri sıraladığına ne üzüldü ne sevindi. Ne de vazifesini yapanların doygunluğuna erdi. Bu yazdıkların bir şeyleri değiştirmiyor diye düşünerek yine kendi alemine çekildi...

Yorgun

Yorgun. İnsanın fiziki olarak dayanabileceği sınırın üzerinde eylem içinde olmasının getirdiği bünyesinin dinlenmek için alarm verdiği anın ...