9 Haziran 2023 Cuma

Islak Zemin 07.05.2023

Havanın yağmak ve yağmamak arasında  kararsız bir durgunluk içinde bulutlarını sanki ipe  mandallarla tutturulmuş çamaşırlar gibi beklettiği Cuma öğleden sonrasının bezginliği, sonunda ruhunu da etkiledi. Sabah evden çıkarken yakaladığı coşkuyu öğle sonrasının bu saatlerinde kaybetmişti.

Fakat iş yerinde pencereden dışarı bakanlar "hay maşallah" demeye başladı. Çünkü hava kararsızlığını yenmiş ve birden kara bulutlarla sakladığı göğsünden yağmurlarını salıvermişti yeryüzüne. O ise yazıyı bırakıp bakıncaya kadar yağmur yeniden kara bulutların arasına sakladı kendini. Dışarısı yine dingin olsa da yerdeki ıslaklık ve göğün beton zeminde parlayan kurşuniliği  kısa bir süre yağdığını gösteriyordu. 

Açtıkları şemsiyelerin altına sığınarak meydandan geçenlere bakanlar hala yağmur yağdığını düşünseler de yağmur yoktu. Islanmış zeminde yansıyan gölgeler vardı. Ve gözleri önlerinde ayakkabılarını su birikintilerinden sakınarak yavaş yavaş ama dikkatle yürümeye çalışanlar vardı. Bir de şemsiyesiz olduklarından  havayı ara sıra kontrol ederek meydanı  telaşla baştan başa geçenler de beton zemindeki ıslaklığa gölgeleri vuranları da saymalı mıydı.   

7 Haziran 2023 Çarşamba

Her zamanki gibi

İşyerinin kuzey tarafındaki meydanı gören penceresinden içeriye giren kuş cıvıltılarına karışmış TRT Türkü'nün nağmeleri miydi bu sabah onu mutlu eden. Bir kaç günden bu yana işten güçten  az uyumasına rağmen  bu gece uykusunu iyi alıp zinde uyanmasının   etkisi miydi? 

TRT Türkü'de İzzet Altınmeşe'den yeni hareketli neşeli bir türkü daha başladı. Ne demekse "oy düğümenli" diye nakaratları olan bir türkü idi dinlediği.

O anda içeriye giren arkadaşı günaydın abi diyerek geçti masasına. Türkü "gökte uçan teyyare selam söyle o yare " diye devam ediyordu ama türküyü dinlediği kulağına nice zamandır farketmediği kulak çınlamasının da karıştığını farkedince biraz keyfi azaldı.

Sol tarafına döndü şöyle bir dışarıyı gözetledi. "Hava bugün puslu" dedi. Sabah bisikletle işe gelirken doğudan esen yelin serinliğinin onu üşüttüğünü hatırladı. 

Ardından gitgide etrafından uzaklaşmaya başladı. Kendisi mutad işlerine dalarken, arkadaşları karşı odadan gelen bir başka arkadaşıyla kapı önünde sabah muhabbetlerini yapıp bitirmişlerdi bile.

Masasında önceki günden kalan bir yönetmelik duruyordu. Sol yanından aldı sağ tarafındaki rafa yerleştirdi. 

Artık termosuna demlediği çayı içme zamanı gelmişti. Termosun kapağını açtı. Kapağı kenara koydu. Bardağını aradı. Buldu. İlk çayını doldurdu. İlk yudumu höpürdeterek içti. Küçük oğlu bu içişine çok öfkeleniyordu. Çayı hızlı içtiği için dudaklarının yandığını, höpürdettiğinde dudağındaki sıcak çayın bir nebze soğuduğunu anlatsa da, bekle biraz öyleyse demişti. Ama alışkanlıkları bırakmak kolay değildi. 

Evden getirdiği seramik bardağa yeniden çay doldurdu. Eşinin beğenmeyip atmaya niyetlendiği kendisinin de severek kullandığı bu bardağın atılmasına kıyamamış, kullanmak için işyerine getirmişti. Bardağın bir tarafında uzun bir çatlak olsa da "nasılsa ben kullanacağım, misafir kullanmayacak" diye düşünerek getirmişti. Öyle de oldu. Sadece kendisi kullandı kullanmaya da devam ediyor. Ne zamana kadar kullanacak bilinmez. Emeklisi gelip geçmişti. Her an oluşabilecek ani bir niyetle emeklilik dilekçesini verebilirdi. O sebeple eski bir çalışanın yeni bir bardağı eskitmesine gerek yok, eski bardak onun işini fazlasıyla görür diye düşünüyordu.

Bu arada uzaktan yüksek sesle, konuşa konuşa (bağıra çağıra) gelen bölüm sorumlusunun koridorda yankılanan, herkesin duyduğu sesini duyunca şöyle bir masasını inceledi. Dağınık bir kaç eşyayı düzeltti ve klavyesi monitörü ile önündeki yönetmeliğe yöneldi. İşine başlıyordu. (08.06.2023)

 

4 Mayıs 2023 Perşembe

Aynı nokta

Tedbirsizliğimizin acı faturasını -nice masumlarla beraber- bir kez daha ödediğimiz altı Şubat tarihinden bu yana ülkede bir şeylerin değişmeye başlayacağına  dair umutların test edileceği o önemli gün gitgide yaklaşıyor. Ülkede,  sorunlara çözüm bulma iddiasıyla ortaya çıkanların  genel performansına baktığımızda hiç de iç açıcı bir noktada bulunmadığımız söylenebilir.

Çok güçlü bir mekanizmanın ürettiği kesif pervasız  propaganda, hayatın içinde her an yaşanmakta olan sorunların üzerini  örtmekte ve zeytinyağının suyun üzerine çıkması misalinde olduğu gibi mağdur masum ve haklı olduğunu inandırma gayretindedir. Bu mekanizmanın sadece tek yönlü olarak çalıştığı bir kısım taraftarın şikayeti olarak  ifade edilse de taraftarların ekseriyetinde gerçeği arama ve dertlere çare bulma çabasından çok yeni dönemin yeni muktedirleri olmak amacı hissedilmektedir. Gerçeği ve sorunları  sadece kendi görüş açılarından değerlendirerek kendilerine inananları etraflarında toplamaktadırlar.  

Bu durumda ise gelecek zamanların bu günlerden pek farklı olamayacağını tahmin etmek pek de zor olmayacaktır.   

Ülke sorunlarına köklü, bilimsel çözümler bulmak yerine kitlenin güncel sorunlarına /çıkarlarına uygun cazibeli sözlerle ikna edilmesinin tüm taraflarca  en kolay ve etkin yol alarak kullanılmakta olduğu aşikardır.

Güçlü ileri ve mutlu bir memleket  özlemiyle uzak ufuklara bakmaktan başka yapacak bir şey bulamadı ve bir sonraki gün açmak üzere sayfasına son noktayı koydu.      

28 Şubat 2023 Salı

Kader

İçimdekileri yazmak için bilgisayarın karşısına oturduğumda, halimin tercümanı " bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm" diye başlayan bir dize geçti hatırımdan. Altı Şubat tarihinden bu yana çevremdekiler hüzün içinde bir şeyler yapabilmenin telaşı, yapamamanın suçluluğu içinde hayatlarını devam ettirmeye çalışırlarken o atmosferin içinde ben de kendime bir yer buldum. Bir yer buldum, çünkü bu acıların parçasıyım. Dünyanın bir yerinde kelebek kanat çırptığında çıkan hava akımıyla iklim nasıl etkileniyorsa, on bir ili ilçelerini ve köylerinde yaşayanları her şeyiyle etkileyen sarsıntı bizlerin de can evlerini sarstı. Bu eski şehrin içinde sarsılmış vaziyette sersem sersem dolaşıyoruz. Ülkemizin her yanı deprem tehlikesi altında hatta bulunduğumuz şehir tehlikeli, riski yüksek fay hatlarının geçtiği bir toprak üstünde kurulmuş olduğundan daha fazla korkuyoruz. Acı keder ve korku birbirine sarılmış dikenli teller gibi sarmış ruhumuzu... Korku bir şeyler yapamamanın çaresizliği, hayatın zaten zor sürdürdüğümüz ekonomik girdapları arasında sessizce dolanıp duruyoruz. 

Ansızın "Yok mu çaresi?" diye bir düşünce geçti aklımın bir kenarından. Var tabii ki ama o çareyi, tedbiri uygulayacak, uygulatacak iradeyi harekete geçiremiyoruz. Bu hal, hastalığını bildiği halde çaresini aramayan, tedavisi için gerekli eylemleri gerçekleştiremeyen ve gitgide müzminleşen rahatsızlığı ile birlikte yaşamaya çalışan bezgin insanların halidir. Ve burada kaderi kendi bezginliğimizin üzerine bir örtü olarak kapatıveriyoruz. Vicdanımız rahat bir durumda "kaderimizi beklemeye başlıyoruz.   

Bunlar saat 17.01 i gösterdiğinde aklıma geliverenler. Nice zamandır yazmadığı bloğuna içinden geçenleri sıraladığına ne üzüldü ne sevindi. Ne de vazifesini yapanların doygunluğuna erdi. Bu yazdıkların bir şeyleri değiştirmiyor diye düşünerek yine kendi alemine çekildi...

5 Ocak 2023 Perşembe

Nöbet

Gece babasının evinde kalmıştı. Yalnız yaşayan ve sağlık sorunları olan babasına yardımcı olmak için nöbetleşe olarak kardeşleriyle kurdukları bir düzenlemeydi. Sabah telefonunun alarmıyla zor uyandı derin uykusundan. Böylece tekdüze devam eden hayatının bir gününe daha başlamış oldu. Öncelikle yatağını topladı. Ardından babasına içirmek üzere eşinin hazırladığı tarhana çorbasını ısıttı. Isınan çorbayı bir kaseye boşaltarak ekmek ve bir kaç kahvaltılıkla birlikte tepsiye sıraladı. Babasının yanında bulunan masaya bıraktı. Televizyonu açtı. Televizyondaki sesler yalnızlık hissini azaltıyor galiba diye düşünerek  babasını uyandırmaya çalıştı. Önce kalkmak istemediğini uyumak istediğini söyledi babası. Israr etti. Çorba hazır.  Eşim pişirdi, ilaç içmen lazım, biraz gayret diyerek ikna etti. Yavaşça doğruldu babası ve yüzünü yıkayarak yan tarafta bulunan kanepeye oturarak önündeki çorbaya -ömrü boyunca her çorbadan önce yaptığı gibi- ekmek doğramaya başladı. Yemeğe başlamadan açlık haplarını içirdi. Ardından arada sırada  televizyona bakarak yemeğini yedi. 
İşe gitme saati de yaklaştığından biraz telaşlandı. Babası yemeğini yerken içeriye astığı kıyafetlerini  giydi. Masadaki yiyecekleri kaldırdı, sildi. Tok olarak içmesi gereken haplarını günlük ilaç kutusundan çıkardı. Altı tane hapı babasının avucuna döktü. Babası besmeleyle bir kaç yudum suyla birlikte hapları yuttu. Hemen hava oksijen makinesini çalıştırarak oksijen çıkan hortumun ucunu babasının burnuna taktı. Buhar ile buğu ile  akciğerlerini tedavi eden ilaç sıvılarını da diğer makineye dökerek makinenin maskesini burnuna taktı. Makineyi çalıştırdı. Babasının burnundaki maskeden buharın çıktığını ve nefesi içine çektiği görünce baba ben işe gidiyorum Allahaısmarladık diyerek veda etti.
Kapıda ayakkabılarını giydikten sonra kilitledi. Kabanının önünü güzelce ilikledi, kasketini iyice başına geçirdi. Zemin kattaki daireden sokağa adım attı. Hızlı adımlarla yollardan sokaklardan trafikteki araçların arasından ilerleyerek evinin girişine geldi. Apartmanın dış kapısını açarak posta kutusuna babasının evinin anahtarını bıraktı. Tekrar sokağa çıktığında telefonun saati 08.24 ü gösteriyordu.  Geç kalmış sayılmam ucu ucuna işe yetişebilirim diye düşünerek hızlı adımlarla on dört yıldan bu yana kullandığı, kullanmaktan yolların, yılların ve ayakkabıların eskidiği, şehrin en eski resmi binasında bulunan iş yerine doğru yürümeye başlamıştı bile...

Gece

Gecenin yorgunluğunu ancak gün öğleyi aştığında anlayabilirsin, batıya doğru eğilen güneşin ışıklarının  çarptığı eşyaların doğuya doğru uzayan gölgeleri yorgun olana dinlenebileceği kuytulukları belli eder. Uzanıverse kısa bir süre için bile olsa uzanıverse o serin gölgelerin en yakınındakine ve bir süre dinlenebilse ne iyi olurdu. Ama bulunduğu ortam kendi inisiyatifine göre davranabilmesini engelleyen sınırları hevesini geceye ertelemesi gerektiğini hatırlatır. 

Böylece, su kenarında bulunan toprakların  parça parça suya düşüp suya gömülüşü gibi yorgunluğu da içindeki direnç noktalarını tek tek yıkarak ilerliyordu. Bu konuda öğleden sonranın 14.00 ü ile gecenin üçü aynı etkidedir. Gece üç beş nöbetine kalkanlar bu zorluğu iyi bilirler.  

Belki de ihtiyacın maksimum noktası ile ihtiyaç giderilmeye başlanınca alınan hazzın ilk doruk noktası olabilir.  

Aynalar

    Şehirde mayıs ayının bulutsuz gökyüzüne rastlanan günlerine  gelince, öğleyin güneş en tepe noktasına varıp da batıya doğru eğilmeye başladığında, her tarafa yayılan  gün ışıltısının sanki şenlik başlangıcında oluşan ilk heyecan ilk mutluluklar gibi bir ortam oluşturduğunu farketti. Ve gelen her yeni yılın, bir önceki yıla göre daha az heyecanla geldiğini de. 

    Yılların ruhunu mu hormonlarını mı eskittiğini bilemese de her zaman parlak yüzeyleriyle yakın gerçeği bakanın yüzüne acımasızca yansıtan aynalar da mı yalan söyleyecekti? Belki de her ikisi de yıllar boyunca yaşadığı olayların birikimlerin tortusuydu. 

    Hatta yüz hatlarına yerleşen kıvrımların tümünün bir sebebi vardı. 

  Her hangi bir yerde önüne çıkan merdivenleri adım adım tırmanırken, göğsünün nefesi vasıtasıyla kulaklarına fısıldadıklarını... Kalbinin, yukarıya doğru attığı her adımla tıpırtılarını arttırması ve merdivenin bir kenarında tıpırtıların azalmasını beklemesini de eklemeliydi. 

   Ağaçların uç dallarına konan kuşların kanat çırpmalarını duyamayan kulakları, alt dallarda neşeyle ötüşen minik serçelerin  neşeli cıvıltılarını da nice zamandır keyifle dinleyemediğini de nereye ekleyeceğini bulamasa da, bunları da bir yerlere eklemesi gerektiğini düşündü.(Mayıs 2022)

11 Ekim 2022 Salı

Gözyaşı

Eşinin GAP turuna gittiği ikinci gündü. Evde iki günden bu yana bir sessizlik bir sakinlik ya da bir eksiklik vardı. Yukarıda kalan oğlu da artık aşağıda yatmaya başladı. Akşamları eşinin önceden hazırladığı yemekleri buzdolabından çıkarıp ısıtıyorlar. Bazen kendilerine göre yemek yapıyorlar. Bu sabah birkaç günlük ekmeklerin çoğaldığını görünce dilimleyip yumurtaya buladı. üzerine domates, peynir ve sucuk kesti. Önceden ısıtılmış fırına saldı. Bu arada çay demlenmeye başladı. Bir süre sonra ekmekler kızarmış, üzerine döşediği domatesler peynirler birbirinin içinde erimiş olarak fırından çıkardı. Dolaptan zeytini  peyniri de masaya  koydu, Çaylarını yudumlayarak kenarları biraz fazla kızarmış ekmeklerini kısa sürece bitirivermişlerdi. Nasıl olmuş dedi oğluna. On üzerinden beş dedi gülümseyerek. Ama  sormasına gerek yoktu. Çünkü hazırlayıp kızarttığı dilimler bitmişti. 

Telaşla evden çıkış hazırlıkları başladı. Yemek esnasında  çayı hızlı içtiği için sıcak çayın etkisiyle hararet basar terlerdi. Bu sebeple gömleğini kapıdan çıkmadan önce giyer ve öyle çıkardı. Gömleğini de giydi. Üzerine de -her ne kadar renk ve zevk olarak eski zamanların bir eşyası olsa da - krem rengi montunu giyerek kapıdan besmeleyle çıktı. Oğlunda önceki zamanların gerginliği öfkesi yoktu. Neşeli sözlerle iğneliyordu babasını... 

Otomobille doğuya doğru yola çıktılar. Hatuniye Camisinin üst kısmında araçtan inerek hızlı adımlarla işyerine yürümeye başladı. Yol kenarındaki palmiye ağaçlarının diplerinde ıslaklıklar vardı.Sanki her ağacın dibine birileri su damlatmıştı. Ağaçlara bakarak yürürken parkın alt köşesindeki trafik ışıklarında yeşil ışığın ona geç demesini beklerken, palmiyenin üzerindeki büyük üzüm salkımlarına benzeyen meyvalarını ya da tohumlarını farketti. Bu salkımlardan bir mayi, bir sıvı damlıyordu ağacın dibine. Her canlının bir zamanı var diye düşündü. O palmiye anavatanında meyvaları olgunlaşıp sarktığında nice canlı besleniyordu. Ama bu uzak diyarlarda insanlarını estetik zevki olsun diye dikildiği bu yol kenarında meyvalarını ne bilen vardı ne de yiyen. Meyvalar oluyor ve yerlere dökülüp çevreye yapış yapış bir ortam bırakıyordu. Yoldan gelip geçenler tarafından meyvaların ezilişi sonrasında  onu söylenerek temizleyecek bir temizlik görevlisini bekliyordu. 

Belki de palmiye kendi kaderine bahtına ağlıyordu. Meyvalarından sızan gözyaşları mıydı?

8 Eylül 2022 Perşembe

Örtüşme

İşyerinde yarı uykulu öğleden sonrası faaliyetleri içerisinde iken birden büronun her yanını titreten güçlü bir müzik sesiyle irkildim. Ancak odadaki arkadaşlarda herhangi bir irkilme emaresi yoktu. Etkilenen sadece bendim. Yan masada oturan arkadaşım ise gülümseyerek . "Bu akşam İbrahim Tatlıses kurtuluş konseri verecek, orkestra akşama hazırlık yapıyor, müzik aletlerinin akortlarını yapıyorlar." dedi.  
...
1986 senesinde İzmir Fuar Trafo Merkezinde elektrikçilik yaparken İzmir Fuarındaki Lunapark Gazinosunda sahneye çıkan İbrahim Tatlıses'i bir ay boyunca akşam nöbetlerinde dinlemiştim. Görev yerinde çalışırken, otururken, gezerken her an Tatlıses'in şarkıları kulaklarımda idi. Çünkü onun şarkı söylediği gazino ile benim nöbet tuttuğum işyerinin kuzeyindeki duvarı bitişikti. 
O günün şartlarında müzik aletlerinin ve  güçlü amfiler ile yüksek sesli hoparlörlerin  gümbürtüsünü durduracak imkanım yoktu. Mecburdum dinlemeye. Hergün aynı şarkılarla başlayan (Gülüm Benim ) konserinde söylenecek şarkıların sırasını ezberlemiştim. Ve artık benim için  Tatlıses'i canlı dinlemek sıradan hale gelmişti. İlk gün dinlediğimde dikkatimi çekmişti, ancak günler günleri kovaladıkça sesler, müzikler, konuşmalar sıradanlaşıyordu. (Sadece bir akşam konsere girizgah  yaptığı gülüm benim şarkısının yerine yemen türküsünü söylemişti.) Bir yönüyle uzaktaki ekipten olmuştum. Elektrik giderse müzik de yoktu. Çünkü o günlerde jeneratörler yaygın değildi. 
Yıllar yılları kovalayıp hayat masalımın nihai noktalarına doğru yaklaştığım bu günlerde yine bir Eylül akşam üzeri, yine çalıştığım işyerinin kuzeyinde, yine bir Tatlıses konseri ile karşılaşmak bir tesadüf olsa da acaba  farketmem gereken bir mesaj mıydı?  Sadece bir örtüşme miydi? 
Çalıştığım tarihi binanın önünde kurtuluş gününün sevincini kutlamak isteyen şehrimin insanları toplanacak eğlenecek mutlu olacaklardı. Hazırlık yapılan alanı ve sahneyi inceleyen işyerinde bir arkadaşım bir hafta önce Bodrum yolunda kaza geçirdiği ve kaza sebebiyle ayağından rahatsızlığı olduğundan Tatlıses için sahnenin ortasına bir koltuk yerleştirildiğini söyledi.
Bu sabah saat onda şehrin ileri gelenleri Cumhuriyet Meydanındaki anıtın önünde bir araya gelerek  8 Eylül hakkında önemli konuşmalar yaptılar. Asker polis memurlar siyasi parti temsilcileri halktan bir kısım insanlar yaklaşık bir buçuk saat süren tören süreci boyunca bir aradaydılar. Cumhuriyet Meydanın kuzey kısmındaki anıtın önündeki kitle meydanın üçte birini ancak dolduruyordu. 
Önceki yıllarda çocukluğunun ve gençliğinin törenlerin düşündüğümde şehirdeki coşkunun o yıllara göre azaldığını gözlemledim. Acaba yaşımın ilerlemesinin hormonlarına etkisi nedeniyle durgunlaşmasından mıydı bu gözlem? Diye düşünerek olumsuz  bir kanaat geliştirmemeye çalıştım. Fakat işyeri arkadaşımın eşi tören sonrası büroya geldiğinde sohbet esnasında "coşku gitgide azalıyor" diyerek düşüncesini ifade edince sadece sustum.
Sekiz Eylül'ün nedenleri, niçinleri, yeniden benzer durumlara düşülmemesi için yapılması gerekenler nelerdir? soruları cevapsız kaldı. Belki de artık önemsiz sorulardır.
Düşman çizmesi altında türlü türlü eza ve cefa cekerek katledilen atalarımıza, kurtuluş için canını feda eden şehitlerimize ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk'le beraber tüm  gazilerimize Rahmet ve Minnetle... 

23 Ağustos 2022 Salı

Bu sabah

İçeriye girer girmez akşamdan kalan ter kokusunun havaya sindiğini  anladı. Hemen kuzeye ve doğuya bakan ahşap pencereleri açtı. Oda  kapısı açık olduğundan  hava yavaş yavaş değişmeye başladı. Masasına oturmadan radyoyu gördü. Tuşuna bastığında Karacaoğlan'dan  "Ela gözlüm ben bu elden gidersem" türküsünün tınıları başlamıştı.

Daha sonra Erzurumlu Hanımefendi girdi odaya. Adından Saruhanlı Bahadır Köyünde yetişen diğer genç pehlivan selam vererek geldi. 

Birkaç dakika önce sessiz olan odaya karşılıklı sohbet, bir neşe bir canlılık getirdi. Radyo çalsa da eski önemini yitirmişti. "Sabah sabah bu kadar konuyu bu kadar muhabbeti nereden buluyorlar bu gençler" diye düşündü. Kendisine sorsalar elinde sıcak orta demli bir çayı höpürdeterek sessiz bir köşede TRT Türkü dinlemek isterdi. 

Ama hayatın kenara çekilmesini engelleyen mecburiyetleri onun bu hayalini ileri zamanlara iteliyordu.

Gürültü her tarafta gitgide artıyordu. En son koroya kağıt kırpma makinesinin  motorlu bıçaklarının gürültüsü eklendi.

Saat dokuza doğru ilerlerken 110 yıllık şehrin en eski resmi binasının doğu kısmında bulunan bölümlerinde gün böyle başlıyordu.


11 Ağustos 2022 Perşembe

Ayakkabı

On yılı aşan bir zamandan beri mesai saatleri içinde adımladığı binanın orta katındaki orta koridorda bugün de kendi ayak seslerini dinledi. Ayağına giydiği ayakkabısı daha önceki günlerde giydiği plastik tabanlı plastik topuklu ayakkabılarına göre  farklı idi. Halis siyah deriden gerçek kösele tabanlı ve tahta topuklu olarak imal edilmişti.  Kullanılmamış olarak uzun yıllardır ayakkabı dolabında duruyordu. 

Bir kaç ay önce kızının düğün zamanı gelip çattığında dolabında yeni olan ya da  kullanılmayan ayakkabılarını gözden geçirmişti. Numarası küçük olduğundan ayağını sıktığı için giymediği bu ayakkabıyı ayakkabı tamircisine götürerek genişletmeyi düşündü. Ayakkabıcı önceki durumuna göre biraz genişletince hemen denedi. Ayakkabıyı daha rahat giyebildiğini, ayağını sıkmadığını anladı. Sevindi. Evde oğlunun amcasının düğününden bu yana uzun süredir giymediği diğer ayakkabıyı da tamirciye getirmişti. Onu da denedi. Her iki ayakkabı da ayağına olmuştu. Böylece  araştırma ve yeniden değerlendirme  sonucu günlük kullanabileceği iki ayakkabısı daha olmuştu.

Niçin dolabın içinden çıkarmadığını önceki işyerinde teknoloji, bilgisayar, telefon, internet, kablo, modem, iletişim gibi kelimelerin bol bol kullanıldığı bir ortamda kullanılmaya da uygun düşmediğini hatırladı. Hem başkasına vermeye kıyamıyordu. Hem de ayağına giymeye cesaret edemiyordu. Belki de dar geldi sözü bir bahaneydi.   

İşte bugün o ayakkabısı ile koridor etrafındaki odalarda çalışan görevlilere koridorda yürüdüğünü fark ettiriyordu. 

Ayakkabı, eskilerin faytoncu ayakkabısı dedikleri biraz külhanbeyi giyimini andırsa da rahattı, doğaldı. Bu ayakkabıyı giyenin eline tamamlayıcı parça olarak güzel bir kehribar tesbih yakışırdı. Ancak şehrin en ciddi ve yüksek amirlerinin bulunduğu bu 114 yıllık tarihi binada tahta topuklu ayakkabı giyerek tesbih sallamak yakışık almazdı. O sebeple tesbih sallamayı boş verip  sadece ayakkabısının koridordaki tıkırtısının çevresinde oluşturduğu "farkındalık" ile yetinecekti.

Yorgun

Yorgun. İnsanın fiziki olarak dayanabileceği sınırın üzerinde eylem içinde olmasının getirdiği bünyesinin dinlenmek için alarm verdiği anın ...