Bilmek, bildiğin konuda eyleme geçmedikten sonra ne işe yarar ki? diye bir düşünce geçti içinden. En iyi bildiğini yapmalı insan. Bir konuda olayın yanlış geliştiğini biliyorsan ve düzeltmek için bir girişimde/ etkinlikte/eylemde bulunmuyorsan o zaman ortaya çıkan olumsuz sonuçtan eylemsizliğinin derecesinde sorumlusun diye sorgulamasına devam etti. Zaman geçtikçe o yanlış iyice pekişir ve belki de çözülemez düzelemez hale gelirse bunun böyle olacağını bildiğin halde düzeltme girişiminde bulunmadığın için mesulsün. Nereye kaçarsan kaç ne bahane bulursan bul sorumlusun. Zaten büyük olasılıkla vicdanın içinden gizlice bunu fısıldıyordur. Ve bahanelerin yetersizse vicdan azabını çekmeye de başlamışsındır.
İnsanı bildiği konuda oluşan hatalara karşı pasif olmasını ne etkiliyor. Cesaretinin yetersizliği eyleme geçince gelişen tepkiler olumsuz olursa kaybetme zarara uğrama riski var. Öyleyse yapılması gereken bir başka cesur bilen meydana çıkıncaya kadar sükunetle beklemek mi olmalı? O ana kadar yanlış gelişen sorun olan konunun etrafında dolaşarak kendi halinde suya sabuna dokunmadan çevreye yayılmış pisliklerden atlaya atlaya eve kaçarak kurtulmak. Ama eve girdiğinde yüzüne sıçrayan bir kaç damla pisliğin paçalarına da bulaştığını görmeyecek misin? Ve sonra üzerindeki kirleri arıttıktan sonra evinde televizyon karşısında kendini soyutlamış halde dışardayken seyrettiğin durumu içerde de seyretmeye devam edeceksin. Gece uykuya dalmadan önce içini kemiren vicdanının sesini nasıl susturacaksın?
Belki de, insanın iki eli iki ayağı iki gözü iki kulağı olmasının yanında bir beyni olması Yaratanın bizi yaratırken murat ettiği niyeti de anlatıyor. Huzur ve sükun içinde mutlu bir ortamda yaşamak özlemi içinde sadece bir istek olarak durması seni memnun ediyorsa/ sana yetiyorsa böyle devam etmelisin dedi içindeki kızgın muhalif ...(04.07.2024.12.05)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder