26 Şubat 2026 Perşembe

Şapkacı Fethi Amca

Şapkacı Fethi Amcanın vefatını duyduğunda derin bir iç geçirdi. Sanki iyi insanlar daha çabuk mu gidiyor diye düşündü. Öyle olmadığını biliyordu ama. Şu fani dünyada ahiret sırası gelen faniler hiç bekletilmeden ahiret yurduna yolcu ediliyorlardı. Hayat denilen dünyadaki meşgale sürecinde çevresini mutlu eden fanileri kaybedince kalan faniler daha derin bir yalnızlığa mı düşüyorlardı. Ya da geride kalan muhannetlerle uğraşmada destekleri azaldığı için miydi bu üzüntüleri.

Şapkacı Fethi Amcanın dükkanının önünden  gelip geçerken -kendisine öyle geliyordu- her daim gülen yüzünü ve ağırbaşlı bir iyimserliğini hatırlıyordu.  Gözlemlediği kadarıyla bu iyimserliğinin evlatlarına da sirayet ettiğiydi. Bu konuda biraz daha düşününce diğer evlatlarına göre daha yakinen tanıdığı okul arkadaşı Neşe'nin çevresine iyimserce yaklaşımı ve yardımseverliği hatırladı. Hatuniye Camisindeki cenaze merasimi öncesi başsağlığı dilediği yakınlarında da aynı mütebessimliği fark etmişti.

Çalıştığı işyeri yer değiştirince eski çarşıdan uzak kaldığından yaklaşık bir yıldan bu yana çarşıya fazla uğrayamıyordu. Fethi Amcanın dükkanının önünden de en son ne zaman geçtiğini unutmuştu. Sadece onu gördüğü günlerdeki mütebessim siması hatıralarını süslüyordu. 

Çarşı ile ilgili olarak bu kanıya varmasında diğer örnek Değerli Arkadaşı Celil Altınbilek idi. Babası Tacir Hakkı Amcanın Çarşı Mescidinin kuzey tarafında bulunan dükkanını yeniledi. Babasının hatıralarıyla yüklü dükkanı devam ettirme gayreti içinde. Bu gayretin, hal tavır ve davranışlarına da sirayet etmiş olduğunu gözlemlemişti.  

Okul arkadaşlarından Osman'ı hatırlamadan geçemezdi. Aynı pozitif meziyetler fazlasıyla O'nda da vardı. Çarşının havasını uzun yıllar solumuştu diye biliyordu.

Yine Sadık Ahmet Caddesindeki işyerinde kuyumculuk yapan Atilla da benzer yapı ve karakteri ile ilk akla gelenlerden.

Hep dönen ve her an değişen dünyada sakin sabit ve iyimser kalabilmek zor bir iştir. Bazı insanlar bunu başarabiliyor. Faniliğin bilincinde olarak hayatını sürdürenler gelip geçen sıkıntılardan sevinçlerden neşe ve hüzünler ile  streslerden fazla etkilenmeden son durağa kadar hal ve davranışlarını  aynı seviyede tutabiliyorlar.

Eski çarşının da derin hafızası var mıdır ve  yeni gelenlere bu alışkanlıklar aşama aşama geçiyor mudur? Eski çarşının eski kalması mı bunu sağlıyordu. Belki de çarşı büyüseydi ve dükkanlar babadan oğula geçmeyip daha fazla el değiştirseydi bu tür bir yeknesaklığa rastlanamazdı. Belki de bu değişim daha farklı olarak oluşmakta ancak yeni gelenler eski düzene adapte olabiliyordu. Bunun sebebi ise değişimin çarşının geleneklerini bozamayacak bir sükunette ortalığı fazla bulandırmadan gerçekleşmesi miydi. Ya da şehrin bu eski bölgesinin rant bakımından çok fazla getirisi olmaması mıydı? 

Bu düşünceden hareketle şehirlerin doğal akışkanlığı içindeki değişiminin şehrin genel havasını bozmayacağı düşüncesine varılabilir miydi?

Nice zor dönemleri atlatan ve bu günlere gelen şehrin bu müstesna bölgesinin yeni çağlarda da özelliklerini bozmadan devam edebilmesi ve turizme entegre edilmesi elzem,  tabii havasını bozmadan üzerinde çok düşünülerek sürdürülebilir bir proje ile bu mümkün olabilir. 01.07.2025

Küçük Bir Başarı

Yağmur son bir ay içinde önceki yıllardan daha fazla yağdı. Şehirde uzun senelerdir hiç olmayan yağmurun şiddetinden çaybaşı deresine düşen bazı araçları yağmur suları sürükledi. Yıllardır bakım yapmadığım halde sorun çıkarmayan evin üst kısmına yaptırdığım ek odanın saç çatısından da odaya yağmur suları damladı.

Çocukluğumun geçtiği evin kiremit çatısı da çok yağmurlarda damlardı. Damlayan yerlere kap kacak koyarak geçiştirirdik. Havalar biraz düzeldiğinde babam çatıya bir kova harçla çıkar, yıkılan kırılan kiremitleri değiştirir, çatlayan yerleri sıvardı. Bu olaydan ders alır unutmazsa gelecek sonbaharda çatıya çıkar kiremitlerin olukların bakımını yapardı. Hatta Onu çatıda çatı ve kiremit bakımı yaparken gören komşular da boş günlerinde çatılarını temizlemesini isterlerdi. O da kırmaz elinden geleni yapardı.

Yıl boyunca kedilerin geçiş yolu olan bizim evin çatısındaki kiremitler gevşerdi. Geceleri kediler kiremitlerde koşturur ya da birbirleriyle garip sesler çıkararak kavga ederlerdi, biz aşağıda otururken  kiremitleri takırdatarak yuvarlanmalarını, mücadelelerinin gürültüsünü dinlerdik. O hareketlerin kiremitleri de yerinden oynatacağını düşünürdük. 

Yağmur mevsimi geldiğinde, önce yağan rahmetin tavan arasına tıpırdayışını endişeyle dinlerdik. Bu damlamalar tavandaki duraliti şişirdikten sonra duralit kabarırdı. Suyun damlayarak biriktiği tahmin edilen yer bir tornavida ile  -sanki  cerahati boşaltır gibi yapılan operasyonla - deşilerek biriken su aşağıdaki taslara aktarılırdı. Bu işlem tecrübe gerektirirdi. Çünkü tavan arasında suyun nerede biriktiğini doğru tahmin edip tam yerinden müdahale edilmeliydi. Babamın olmadığı ancak yağmurun tavanı çok etkilediği  bazı günlerde annem telaşlanırdı. Ben de elime geçirdiğim bir tornavida ile tavan arasındaki yağmur cerahatını boşaltmak için tavanı delerdim. Ama tahmininde yanıldığımda suyun biriktiği yeri bulma ve boşaltma operasyonuna  yeni deliklerle devam ederdim. Sonra  akan yere yeni kaplar konularak kriz çözülürdü. Ancak babam işten geldiğinde tavana şöyle bir bakar, delik sayısının arttığını görünce içine derin  bir nefes çekerek başını sallar, ardından birinci sigarasını cebinden çıkarıp yakar ve efkarını tütsülerdi.

Yaz geldiğinde ıslaklığı geçen kuruyan tavan eski estetiğini kaybeder yeni bir bombeli sitile dönüşürdü. Ve bir çok komşunun evi öyle olduğundan herhangi bir eksiklik duyulmazdı. Normaldi.

O nedenle bu konularda yıllar önce tecrübem vardı ama yukarıdaki odanın tavanı plastikti. Delmeye ve bilinçli damlatılmaya uygun değildi. Delinirse tavanın görüntüsü bozulurdu. Bekleyip plastik tavanın vida aralıklarından damlamaya başladığı kısımlara tas koyarak sorun geçiştirildi.

Yağmurlar yağmaya tavan arası damlamaya devam ederken eski garajın yakınında bir nalburiyeciden  su izolasyon mastiği aldım. Çatı saçlarının vida çapına uygun 8 numaralı iki ağızlı anahtarı bulup hazırladım. Havanın açık olduğu bir gün sacların kuruduğuna kanaat getirdiğim bir akşam üzeri  işten gelir gelmez üzerimi değiştirerek çatıya çıktım. Karşı çatılarda güvercin uçuran çatı komşularıyla uzaktan selamlaştım. Emekleyerek çatının sorunlu kısmındaki tüm civataları sıkıştırdıktan sonra üzerlerine silikon tabancası ile mastik sıktım. Mastiği su damlatmayacak şekilde sıvadım. Sorunlu görülen başka yerleri de sıvadım. Ardından heyecanla iki günlük kuruma müddeti içinde yağmurun yağmamasını bekledim. Kuruduktan sonra merakla acaba damlayacak mı diye yağmurun yeniden yağışını beklemeye başladım. Yağmur yeniden başladığında bir süre sonra yine damlamaya başlasa da damlama daha azdı.

Yağmurun ertesinde yine çatıdaydım. Bu defa elimde silikonlu izolasyon  sıvısı ve derz karışımı ile hazırladığım koyu kıvamlı solüsyonu fırça ile duvar baca kenarlarında şüphelendiğim şüphelenmediğim her yere bol bol sürdüm. Yine beklemeye başladım. Yağmur başladığında artık damlamalar kesilmişti. Ancak tavan arasında kalan rutubeti yok etmek gerektiğinden evde kullanılmayan pencere fanını uygun bir yere monte ederek çalıştırdım. Artık tavan arasındaki nem de yok oluyordu. 

Çok şükür başarmıştım. 

Keşke hayatımdaki tüm olaylara/ sorunlara aynı cesaret ve maharetle müdahale ederek çözebilsem.

20 Şubat 2026 Cuma

Dönüşüm

Ramazan ayının ikinci günündeyiz. Şehrin her şeyi kapsayan yoğunluğu sıkışıklığı içinde sanki Ramazanları da kaybediyoruz. Ramazan dingin zamanlarda gönlüyle hoşnud olan insanlar arasında yaşanmış gibi geliyor,  sanki bugün o dingin zamanlardan arta kalanlarla teselli oluyoruz.  

Ya da eski mahallelerin duyarlılıkları eski sokaklara yapılan yeni binalar apartmanlar arasında kayboldu. Eski mahallelerdeki hanelerde yaşayan insanların yakın çevresi içinde duyduğu hissettiği ramazan, yüksek binaların dolambaçlı merdivenleri titreyen asansörleri ile ulaşılan yüksekteki dairelerde kendi derdiyle hemderd olan bireye dokunamıyor ya da bilinemeyen başka sebeplerle etkileyemiyor.

Tebrikleşmeler elektronik mesajlarla, haberleşmeler hal hatır sormalar ahizeler üzerinden konuşmalarla oturduğu mekandan yapılabiliyor.  Bir yere hareket etmeden kimseyi canlı görmeden çevrendeki ilgi alanındakilerle irtibat kurulabiliyor. Ancak bu irtibat hiç bir zaman yüz yüze yapılanın yerini tutamıyor.

Eğer belli bir hedefi yoksa zahmetsiz kurulan iletişimden arta kalan zamanda ise yapılanlar sadece insanın içindeki boşluğu arttırıyor.

Sosyalleşmenin sosyal medya aracılığı ile yapılması, kişinin var olduğunu çevresine belli etse de, yüz yüze görüşme imkanını azaltmasına sebep olduğu için fiziki ve ruhi yalnızlığı arttırıyor. 

Bu durumdaki insan ise bir akvaryumda yalnız başına dolanıp duran süs balığına benziyor. 

Ramazan, bu durumdaki inanan insan için bir  kurtuluş fırsatı sunuyor. Kendini yeniden değerlendirmesine, yeni alışkanlıklara, yeni çevrelere, huzura dinginliğe dönebilmesi için bir aylık dönüşüm penceresi... 

İnşallah bu fırsatı layıkıyla değerlendirenlerden hayra  doğru dönebilenlerden oluruz.

Şapkacı Fethi Amca

Şapkacı Fethi Amcanın vefatını duyduğunda derin bir iç geçirdi. Sanki iyi insanlar daha çabuk mu gidiyor diye düşündü. Öyle olmadığını biliy...